6X02 :: DRIVE

SAHNE 1

(Fox kanalında oldukça gerçekçi bir haber bülteni.)

DUYURU OLARAK: Programımızı bir son dakika haberi için kesiyoruz.

(Helikopter kamerası, 70’li yıllardan kalma mavi bir arabayı, çöl otobanında gitmekteyken gösterir. Çok sayıda polis arabası da peşindedir.)

HABER SUNUCUSU: 90 mil ve sayım devam ediyor – bu, Nevada otoban devriyesinin, Elko’nun ortasından şimdiye kadar sürdürdüğü, neredeyse saatte 100 millik hıza ulaşan vahşi takibinin almış olduğu mesafedir.

(BU SIRADA: TV istasyonunda, HABER SUNUCUSU, BENJAMIN isimli biridir.)

HABER SUNUCUSU: Carlin’deki Fox 11 haber helikopterinden Chuck Pickering canlı yayında. Chuck, bize ne söyleyebilirsin?

(BU SIRADA: Wells’den Elko’ya kadar olan takibin rotası harita üzerinden gösterilmektedir.)

HELİKOPTER MUHABİRİ: (radyo sesiyle) Benjamin, I-80’i besleyen, 766 yolundan batıya yöneldik. Sadece bir saat önce, devriyeler, çalınmış olduğunu öğrendiğimiz arabayı durdurmaya çalıştırlar. Bu olay Wells’in doğusunda, 80’de gerçekleşti. O zamandan beri, sürücü ne bir şey ne de biri için durdu.

HABER SUNUCUSU: Arabayı kimin kullandığı hakkında bir bilgi var mı?

HELİKOPTER MUHABİRİ: Şimdilik yok. Bize göre arabada ikinci bir şahıs daha var. Bunu otoban devriyesinin yanınıdan geçerken uygun bir açıdan kamerayla yakadık. Gördünüz mü, işte tam burada. Bir el. (kamera bir an için arka koltukta görünen ele odaklanır). Şimdi geri çekildi. Gördünüz mü, arka koltukta? Şimdi, büyük olasılıkla burada bir rehine söz konusu. Ve açıkçası, kısa süre sonra bu arabayı durdurmaya kalksalar...)

(Kamera görüş açısını kaybetmeye başlar...)

BU SIRADA: Mavi arabanın içinde. PATRICK CRUMP, arabayı kullanan, mavi kazaklı, 40 yaşlarında bir adamdır. VICKY CRUMP, karısı, arka koltuğa uzanmış ve büyük ihtimalle acı çekmektedir. Burnundan kan gelir. Adam ona bakar.)

(BU SIRADA: Bir DEVRİYE, yola dikenli zincir germektedir.)

DEVRİYE: (telsize) Birim altı görev noktası 13’te hazırdır.

DEVRİYE 2: (telsizdeki sesi) Size doğru geliyor, altı.

(Yolda CRUMP’ın arabasının ve peşindeki polis devriyelerinin geldiği görülür. C, zincirin üzerinden geçer ve 4 tekerleği de patlar. DEVRİYE, hemen zinciri ortadan kaldırır ve polis araçları C’ın etrafını sarar.)

HELİKOPTER MUHABİRİ: Şey, bu gerçekten ustacaydı. Görünüşe bakılırsa, otomobil tam olarak duruyor.

HABER SUNUCUSU: Chuck, az önce bunun için ne kullandılar?

(C, arabayı durdurur ve güvenlik güçleri etrafını sarar, tüfekler doğrultulur. C’ı dışarı çekip yere yatırırlar.)

HELİKOPTER MUHABİRİ: Bir çeşit özel lastik patlatıcı zincir gibi görünüyor. Ve şimdi memurlar arabaya yaklaşıyor. Biri kapıyı açtı, şüpheliyi yakaladı. Onu dışarı çekiyor. Silahı varmış gibi görünmüyor.

HABER SUNUCUSU: Silahı olmayabilir ancak bizim bakış açımızdan, arabadan çıkmak istemediği anlaşılıyor.

(Görevliler V C’ı arabadan çıkarır. Kadın acı çekmektedir. C, yerde yatar vaziyette, karısının için etrafa bağırmaktadır.)

C: Vicky! Vicky!

V C: (güçsüz) Lütfen şunu başımdan alın.

C: Vicky! Vicky! Hayır! Bırakın beni! Bırakın beni! Vicky! Hayır! Bırakın beni! Gitmem lazım! Vicky! Hayır!

(Güvenlik güçleri, V C’ı bir devriye arabasının arkasına yerleştirir ve kapısını kapatırlar.)

HABER SUNUCUSU: ...rehine iyi gibi görünüyor. Artık otoban devriyesi onu aldı. Fakat, Chuck, görünüşe bakılırsa, sürücü hala mücadele ediyor.

HELİKOPTER MUHABİRİ: Evet. Kesinlikle savaşıyor gibi. Sadece bir kaç seçeneği kalmış bir adam gibi görünüyor. Onu sakinleştirmeye çalışıyorlar. Size göstereceğim. Geriye gidip daha geniş bir açı yakalamaya çalışacağız. Gördünüz mü, kadın burada... ( V C, başını pencereye vurmaktadır.) Ne diyordum? Kadın...

C: Vicky! Vicky!

(V C ve C pencerelerden birbirlerine bakarlar.)

HELİKOPTER SUNUCUSU: Orada, gördünüz mü? Başını pencereye vuruyor.

(Helikopter kamerası, patlamayla birlikte, devriye arabasının camına saçılan kanı görüntüler.)

HELİKOPTER MUHABİRİ: Ne cehennem oldu az önce?

STÜDYO YÖNETMENİ: Kes! Kes! Kes!


SAHNE 2

BUHL, IDAHO

(S, bir çiftlik evinin kapısını çalar. 40 yaşlarındaki ÇİFTÇİ kapıyı açar.)

Ç: Evet?

S: Hmm, Virgil Nokes? Ben Ajan Scully. Bu da Ajan Mulder. Biz FBI’danız.

(M, siyah güneş gözlükleri giymiştir, sundurma direklerinden birine yaslanmıştır ve oldukça sıkılmış bir halde ayçekirdeği yemektedir.)

Ç: Jehova’nın şahitleri mi?

S: Hayır efendim, Federal Soruşturma Bürosu.

M: Ama eğer kabul buyurursanız size Watchtower’ın bedava bir kopyasını da veririz.

S: Hmm, efendim, bu sadece sıradan bir konrtol, fakat, hmm, anladığımız kadarıyla kısa süre önce, 5000 paund ((=1866,2 kilo)) amonyum nitrat gübre siparişi vermişsiniz.

Ç: Oh, sizlermisiniz. Girin içeri.

(S ve M eve girerek ǒyi takip eder. Televizyon haber kanalındadır.)

HABERCİ: (TV’de) ...başkanla yaptığı görüşmede. Söylediğine göre 18-aylık olay ...

Ç: Şeker pancarı.

S: Afedersiniz?

Ç: Ben şeker pancarı yetiştiriyorum.

HABERCİ: (TV’de) ...California’daki Riverside Kasabası yetkilileri...

Ç: Gübrelerimle, hükümet binasını havaya uçurmaktan daha iyi şeyler yapabileceğimi anladım.

S: Evet. Peki öyleyse, söylediğimiz gibi, bu sadece sıradan bir kontrol.

M: (sessizce S’ye) Öyle sıradan ki, aklı uyuşturuyor.

HABERCİ: (TV’de) ...uzmanlar, sağlıklı bir ekonomi için kredi...

Ç: (masasındaki sayfalara bakarak) AG kartım ve belgelerim buralarda biryerlerdeydi.

HABERCİ: (TV’de) ... Nevada otobanında garip bir ölüm...

Ç: Bulmam için bana yardım edeceksiniz, değil mi?

(M, Televizyondaki görüntülere bakar.)

H: (TV’de) ...daha önce bildirdiğimiz vahşi polis takibi, bu sabah bir trajediyle son buldu ve 36 yaşındaki kadın rehine öldü. Bunlar Nevada, Elko’nun batısından bir saat önce alınan görüntüler...

M: Hey, Scully, şuna bir bak.

H: (TV’de) ... gözetim altındayken gizemli bir biçimde öldü. Bir kez daha seyircilerimizi bu görüntünün açıklığından dolayı uyarıyoruz.

(S, M ile birlikte televizyon izler.)

HELİKOPTER MUHABİRİ: (banttan) Şimdi rehine hala arabada. Görünüşe bakılırsa başını pencereye vuruyor...

HABER SUNUCUSU: (banttan) Şu an için, otoban devriyesi memurları, kadının kimliğini veya nasıl öldüğünü açıklamayı redediyorlar. ... her ne kadar ihtimaller olsa da bu tüfekle vurulmaya benzemiyor... Adli tıptan gelecek haber bir gün veya daha fazla sürebilir. Bu arada olaya ilk tanıklık eden Kuzey Nevada sakinleri...

(Çiftçinin evinin dışında, geç saatler. M, arabanın yanında cep telefonuyla konuşur. S, evden çıkıp ona katılır.)

M: (telefona) Teşekkürler, yüzbaşı. Sorun değil. Yardımınız bizi mutlu eder. Hı – hımm.

S: (kesinlikle M’ın ne yaptığından emin olarak) Hangi yardım bizi mutlu eder?

M: (telefoan) Görüşmek üzere. (kapatır)

(Arabanın iki yanında karşılıklı konuşurlar.)

S: (kesin bir tavırlar) Mulder, Nevada’ya gitmiyoruz.

M: Hadi Scully. Sadece ufak bir gezinti.

S: Hayır. Üzgünüm, Mulder. Tamamıyla yeni bir görevimiz var.

M: Gübre satın alan insanları yakalamak mı? Bu angarya bir iş, aptalların işi – FBI’ın turuncu bir tulum giymeye zorlanıp yol kenarındaki çöpleri toplamasıyla aynı şey – gururumuzu kırmak istiyorlar.

S: Bak, Mulder, sev veya sevme, gururun kırılsın veya kırılmasın, yerli terörizm zamanındayız ve, evet, bu... bu bizim için bir ceza ve eğer olmak istediğimiz yere geri dönmek istiyorsak emirlere uymak zorundayız. Serbest yazarlık yapamayız.

M: O haber bültenini gördün. Neyle yapabilirsin onu?

S: Bence, açık bir yaklaşımla, polis ne derse desin, kadın vuruldu. Belki bir keskin nişancıyla.

M: Yüzbaşılarının deyimiyle “tam olarak uslu bir çocuk gibiydi”. Ve rehineyi yani karısını götürmeye çalıştığı farzedilen şu adama ne demeli? Bana, karısı ölmeden önce polisleri uyarmaya çalışıyormuş gibi geldi. Şimdi, güneş yarın Amerika üzerinde yükselirken bizim bir başka çiftliğin gübre yığınını araştırıp araştırmadığımızın bir önemi olmayacak. Bir gün içinde gidip gelebiliriz. Kimse bilmek zorunda değil.

(S, elini sallar ve M, ona bakar.)


SAHNE 3

ELKO, NEVADA

(Bir hapishane hücresininde, C, hapishane kıyafetleri içinde yatağına uzanmıştır. Başını kaldırır ve kendi burnunun kanadığını farkeder. Yüksek sesli vızıldamalar duyulur. Adam paniğe kapılır.)

C: Bi – birisi var mı! Lütfen! Başladı! Birisi va mı!

(Sonrası, polis karakolunun başka bir bölümünde, M ve S, YÜZBAŞI ile konuşmaktadırlar.)

M: Neden onu göremeyiz?

YÜZBAŞI: Şey, umarım daha sonra. Hücresinde bayağı zorluk çıkardı – bağırarak, karısını öldürdüğümüz gibi onu da öldüreceğimiz türünde saçmalıklar söylüyor. O özellikle tutarlı bir kişi değil, bunu biliyorsunuz.

S: Yüzbaşı, belki de tıbbi bakıma ihtiyacı vardır.

YÜZBAŞI: Bakım yapılıyor. Doktorlarımız şu an onunla birlikte. Yani, karısına her ne olduysa – ki bunun bizim hatamız olmadığını vurgulamak isterim - ondan sonra, başka şansımız kalmadı, biliyormusunuz?

S: (okur) Nevada, Montello’dan Patrick Garland Crump.

M: 40 yaşında bir çatı tamircisi. Zihinsel hastalığı yok. Önemli bir kaydı da.

YÜZBAŞI: Artık bir tane var. Utah eyalet sınırında çaldığı şu Barracuda. Birkaç genci arabanın penceresinden dışarı çekmiş ve karısı arka koltuğa atarak çekip gitmiş. Afedersiniz (uzaklaşır).

M: Ne düşünüyorsun?

S: Hazır buradayken Bay Crump’ın karısına bir bakabileceğimizi düşünüyorum.

M: Ben burada kalıp, Crump’ı görüp göremeyeceğime bakacağım.

(S, inceleme için morga gider. M, duvardaki bölge haritasına bakar.)

M: Yüzbaşı, Montello nerede?

YÜZBAŞI: Şuradaki küçük kasaba.

M: Yani burası başladığı yer. Crump’ın evi. Sonra doğuya yöneldi ve 5. Yoldan, arabayı çaldığı Utah sınırına on mil ((=16 km)) ilerledi.

YÜZBAŞI: Tam olarak öyle.

M: Evet, fakat siz onu Yells’de yakaladınız. Orası nerede?

YÜZBAŞI: Burada.

M: Demek ki bu yönde gitmeye başladı. Yani, aniden, geri döndü ve batıya yöneldi. Wells’e. Neden?


SAHNE 4

(Sonrası, otopsi bölümü. GÖREVLİ ve S, laboratuvar elbiseleriyle ancak koruma gözlüksüz olarak içeri girerler. V C’ın cesedi masanın üzerindedir.)

GÖREVLİ: Kadın, Vicky Jenkins Crump’mış. Umarım neyi arayacağımı söylersiniz, çünkü bu benim için ilk.

(S, başka bir kısımda duran patlamış kafaya bakar.)

S: Barut kalıntısı yok. Karbon izi de yok. Her ne ise, içeri girdiğine dair bir yaranın belirtisi yok.

GÖREVLİ: Burada bir tane var. Herşeyi dışarda, ama bu nasıl olabi...?

S: Bunun, işitsel kanalın sağ kalan kısmına gömülmüş bir petrous kemiği parçası olduğunu görüyorum. Aslında, osseous labirentinden geriye kalanlara bakıyormuşum gibi.

GÖREVLİ: Sanki kulağında ufak bir bomba patlamış gibi.

S: İzin verirmisiniz?

GÖREVLİ: Lütfen.

(S, kulağın içini kurcalamaya başlar.)

S: Yanal sinüslerin içinde bir çeşit şişme olmuş gibi görünüyor.

(Aniden, patlama olur ve kanlar kulağın içinden S’nin kıyafetine sıçrar. Adamlar korkuyla birbirlerine bakar.)


SAHNE 5

(Hapishanenin dışında, C, ambulansa yüklenmektedir. Adam şiddetle titremeye başlar. M, sedyeyi takip eder.)

SAĞLIK GÖREVLİSİ: Hasta beyaz, erkek, 40 yaşında, bilinen geçmişi yok...

SAĞLIK GÖREVLİSİ 2: Hayır, az önce üzerime düştü. Verimlilikkonrolü normal. Daha önce acil müdahale yaptık ama durumu daha da kötüleşti. Tamam. Beta IV tıkayıcısı ve normal nitro.

YÜZBAŞI: Tüm bunlardan sonra onunla konuşabilecekmisiniz biliyorum.

(M, aynı ambulansa binmeye çalışır. SAĞLIK GÖREVLİSİ, onu durdurur ve kapıyı kapatır.)

SAĞLIK GÖREVLİSİ: Beş kişi kalabalık olur, dostum.

(M, kendi arabasına biner ve ambulansı takip eder.)

(Ambulansın içinde, hız göstergesi 75’e yaklaşınca, C rahatlar.)

SAĞLIK GÖREVLİSİ: Vay be. Bir şey işe yaramış olmalı. Nabzı düşüyor.

SAĞLIK GÖREVLİSİ 2: BP aşağı yöneldi. Anlamıyorum; az önce ne yaptın?

SAĞLIK GÖREVLİSİ: Bilmiyorum, ama anlayacağım.

(C, güvenlik görevlisine ve silahına bakar.)

(M, ambulansın yolundan çıktığını ve kenarda durduğunu görür. Hemen yanına arabasını çeker. C, arabanın arkasından sıçrar ve silahını M’a doğrultur. M, durumu kabullenmiş gibi görünmektedir.)


SAHNE 6

(Otopsi bölümünde, S, yeni model cep telefonuyla, M’ı arar.)

S: (telefona) Oh, Tanrım. Hadi Mulder.

(Laboratuvar teknisyeni içeri girer ancak S, hemen onu iterek dışarı çıkarır.)

S: Hey, sen dışarı! Bu laboratuvar karantina altında. Dışarı! (kapıyı kilitler) Mulder?

M: (telefonda) Evet.

S: (telefona) Mulder benim. Onları nasıl seçeceğini ben sana söyleyeceğim. Bak, bu kadını neyin öldürdüğünü bilmiyorum, ama bulaşıcı olduğunu farz etmek zorundayım.

M: (telefonda) Evet.

S: (telefona) Montello’nun hemen dışında bir başka ceset bulundu – aynı ölüm nedeninden – bir çeşit anormal kan birikimi veya fıtık.

M: (telefonda, içini çeker)...

S: (telefona) Mulder?

M: (telefona) Öyleyse, bu iş biraz çetin olacak, Scully.

(Arabanın arka koltuğunda, C, M’ın cep telefonunu elinden alır, arkadaki polis arabalarına bakar ve silahını M’a doğrultur.)

C: Sür şunu.


SAHNE 7

(S, laboratuvarda, üzerinde 202 555 10 66 yazan kağıdı bir gözlem penceresine tuttuktan sonra buruşturur. YÜZBAŞI, pencerenin diğer tarafında, kendi cep telefonundan S ile konuşmaya başlar. Birbirlerini görebilmektedirler ancak konuşmalar telefonlar üzerinden olur.)

S: Neredeler?

YÜZBAŞI: 789 yolunda, batıya gidiyorlar. Görüş alanımızdalar, artı yerel TV’ye yasak getirerek olaydan uzak tutmaya çalıştık ve telefonla bağlantı halindeyiz.

S: Nereye gidiyorlar?

YÜZBAŞI: Crump söylemedi. Her nereye ise, oraya ulaşamayacak.

S: Yol kapatması mı?

YÜZBAŞI: Tuscarora’nın doğusunda indireceğiz – onu ele geçirebilceğimiz güzel, temiz, boş bir mekan.

S: Pekala. CDC’nin orada olmasını istiyorum. Tutuklama yapan görevlilerin ikinci seviye veya daha iyi bir karantina elbisesi giymesini istiyorum. Arabanın yalıtımlı olmasını ve Ajan Mulder ile Crump’ın da ayrı ayrı karantina altına alınmasını istiyorum.

YÜZBAŞI: Olmuş bil.

(Bir memur içeri gelip YÜZBAŞI’ya S’nin duyamayacağı birşeyler söyler. Kötü haberdir. YÜZBAŞI, duraklar ve sonra cep telefonuna döner.)

YÜZBAŞI: Crump’ın dediğine göre, polis arabalarımızı çekmezsek ortağınızı vuracakmış.


SAHNE 8

(M’ın arabası, diğer polis araçları tarafından oldukça yakından takip edilmektedir. Crump, oldukça sarsılmış bir halde olmasına rağmen hala silahı M’a doğru tutmaktadır.)

C: (telefona, arkasına bakarak) Sadece cehennem olup beni yalnız bırakın! Şimdi!

(Polis araçları geri çekilir.)

M: Peki, sadece kenara çekip beni bırakmaya ne dersin, hımm? Senin tarzını engelliyor olmalıyım.

C: Sadece... çeneni kapat. (M’ın kimliğine bakar) Bu sizsiniz. Figüranlar.

M: Ne figüranları?

C: Kapat çeneni.

(Telefon çalar. C, sinirleri bozulmuş halde, telefonu pencereden dışarı atar.)

M: Hey! Hayır! (öfkelenmiştir) Bu çok... aptalcaydı, Crump.

C: Kapat çeneni.

M: Çok aptalca.

C: Kapat çeneni ve sür, anladın mı?

(M, bir dur ışığında, arabayı yavaşlatır. U dönüşünün yanında vakit geçirirler. C, acı içinde bağırmaya başlar.)

C: Sen ne yapıyorsun?

M: Ne? Ne yapıyormuşum?

C: Ne cehennem yapıyorsun?

M: (alaycı bir biçimde) Şiir yazıyorum. Bir ışık için yavaşladım.

C: Hadi devam et!

(M, neredeyse kendinden geçmiş olan C’a bakar. Sonra kararını verir. Gaz pedalını körükler ve kalabalık bir yol ayrımından geçer. Araba gitmeye başlayınca, C da rahatlar.)

M: Crump? Karına da bunlar mı oldu? Aynı şey? Eğer gitmeyi bırakırsan ölürmüsün? Sanırım ben bu filmi gördüm. Neden kimseye söylemedin? Neden polise söylemedin?

C: (zor nefes alır) Oh, Tanrım.

M: Son 30 saniyeyi ne kadar iyi hatırlıyorsun bilmiyorum ama, silahlı olsanda olmasanda, yaşamın benim ellerim arasında.

C: (silahı sağa sola sallayarak) İşte burada, evlat.

M: Sadece bana tüm bildiklerini anlat. Belki de sana yardım edebilmemin tek yolu budur.

C: Beni siz bu noktaya getirdiniz!

M: Sesini kes. Tahminime göre, yol barikatına kadar iki veya üç milimiz var.

C: Hangi yol barikatı? Ben polisleri hallettim.

M: Pencereni kontrol et.

(C, pencereden dışarı bakar ve tepelerinde uçan polis helikopterini görür.)

C: Oh, Tanrım. Adamım, eğer durdurulursak...

(Yolun 3 mil ((= 4,828 km)) aşağısında, yol barikatı kurulmuştur. Tam olarak yalıtılmış karantina ekibi de hazırdır.)

HELİKOPTER PİLOTU: (sesi) Şahıs, 789’da, sizin konumuzun yaklaşık bir mil açığında geri döndü ve kuzeydeki bir yola yöneldi. Görünüşe bakılırsa sizi ıskalayacak.

(YOL GÖREVLİSİ ve devriyeler birbirlerine bakarlar.)

YOL GÖREVLİSİ: Ne dedin?

(BU SIRADA: İstanyonda, S ve YÜZBAŞI telefonle konuşmaktadır.)

S: Durum nedir, yüzbaşı?

YÜZBAŞI: Onları kaybettiler. Son olarak orman servis yolunda görülmüşler. Orada ağaçlar çok yoğun. Helikopterimiz görüş açısını kaybetti.

S: Crump yol barikatından kurtulmayı nerden bildi?

YÜZBAŞI: Soru da bu zaten. Ajan Mulder’ın, onu barikata yönlendireceğini umuyordum, ama...

S: Belki de Ajan Mulder, oradan uzaklaştırdı.

YÜZBAŞI: Neden bunu yapsın ki?

S: Belki bizim bilmediğimiz bir şeyi biliyordur.

(Telefonu kapatırlar. Laboratuvarda, S ve GÖREVLİ ile karantina kıyafeti giymiş hapishane DOKTOR’u mikroskopa bakmaktadır.)

DOKTOR: Ajan Scully, ikinci kurbandan alınan hücre kültürünü inceledim.

S: Herhangibirşey?

DOKTOR: Şu ana kadar, her iki kurbanda da hastalık bulgusuna raslamadım.

GÖREVLİ: Öyleyse, biz temizmiyiz?

S: Hayır, hayır. Bu yeterli değil. Yani, bir şey bu insanları öldürdü.

(S’nin cep telefonu çalar.)

S: Üzgünüm, afedersiniz. (telefona) Ben Scully.

KERSH’ÜN YARDIMCISI: (telefonda) Yardımcı Yönetici Kersh için bekleyin lütfen.

(S iç çeker, bununla karşılaşmak istememektedir.)

YY KERSH: (telefonda) Ajan Scully.

S: (telefona) Evet efendim.

YY KERSH: (telefonda, oldukça havalı) Güney Idaho nasıl? Ajan Scully? Güney Idaho? Dikkatli düşünün.

S: (telefona) Efendim, şu anda Idaho eyaletinde değilim.

YY KERSH: (telefona) Hayır, değilsiniz.

S: (telefona) Idaho’daki davaya giderken, Ajan Mulder ve ben, Nevada’da bir durumla karşılaştık ve ikimiz de bu olayın acil müdahalemize ihtiyacı olduğunu hissettik.

YY KERSH: (telefona) Merakla raporunuzu bekliyorum. Bu arada, Las Vegas bölge ofisindeki ajanlar, Ajan Mudler’ı takip etmenizde size yardım edebilecekler.

S: (telefona) Teşekkürler, efendim.

YY KERSH: (telefona) Oh, Ajan Scully... bence, bu noktada, onu sağ görmeyi sizden bile daha çok istiyorum.

(S, telefonu kapatır.)

S: (son kurbanın dosyasını alarak) Bir dakikalığına şunu görebilirmiyim? (okur) Bu adam Silver State Power’da sayaç okuyucusu olarak çalışıyormuş.

GÖREVLİ: Evet.

S: Ya peki, Vicky Crump’ın evindekini okumaya gittiyse?


SAHNE 9

(M’ın arabası, iki şeritli dar bir yolda ilerlemektedir.)

M: Crump? Crump, sana olanlar hakkında başka ne söyleyebilirsin?

C: Bay Crump. Bana soyadımla ve başında “bay” olarak hitap et.

M: Seni anladım,“Bay”.

C: Crump değil. Bay Crump.

M: Duymanı isteyeceğin başka bir şey de düşünebilirim. Eğer istersen onun önüne de “bay” koyarım.

C: Bu arada, sen Mulder’ın ne tür bir isim olduğunu biliyormusun? Sanki, sanki, Yahudi ismi gibi.

M: (inanmaz) Duyamadım?

C: Yahudi ismi.. bu doğru mu?

M: (çıldırır) Bu senin için de Bay Mulder, seni havalı puşt. Şimdi, Bay Crump, size olanlar hakkında bana ne anlatabilirsiniz?

(C, acı içinde bağırır.)

M: Ne?

C: Yanlış... yoldan gidiyorsun.

M: Kastettiğin nedir?

C: Buradan git... bu yoldan!

M: Oradan... gidemem... sola gidemem. Orada sadece ağaçlar var. Crump.

(C’ın acısı artar, başını pencereye vurmaya başlar. M, başka bir arabayı sıyırarak, yan yola döner. C yeniden rahatlar.)

M: Crump... bu batı. Haa, batı mı? Batıya yönelmek zorundasın. Tıpkı karına yaptığın gibi. Onu aldın ve batıya yöneldin. Bu sadece hareketle değil, tek bir yönde olmalı. Doğru mu? Ne cehennem oldu sana?


SAHNE 10

NEVADA, MONTELLO’DAKİ CRUMP’LARIN EVİ

(Ürpertici bir gece, Crumplar’ın mobil evinin dışı. Karantina kıyafeti giyen S ve diğerleri, büyük el lambalarıyla bir karavandan çıkıp eve yaklaşırlar.)

S: Tamam, sıradan hastalık özelliklerinin dikkatle araştırılmasını istiyorum.

DOKTOR: Olmuş bilin.

(Bir köpeğin havlamasını duyarlar. Köpek acılı bir halde daireler çizmektedir.)

S: Bence burada aynı türden bir duruma tanıklık ediyoruz.

DOKTOR: Kan örneği almalıyız.

S: Hadi gidelim.

(Ekip köpeği tutar.)

DOKTOR: Onu sabit tutmaya çalışın!

S: Bekle. Onu sakinleştirmeme izin ver.

(Köpek son olarak birkaç kere daha inler ve sonra etrafa saçılan kanlar köpeği tutan adamlardan birinin üzerine saçılır. Ekiptekiler şaşırmış halde birbirine bakar. Köpek ölmüştür.)


SAHNE 11

(Gece, M’ın arabasında.)

M: Bir kere daha. Bu sabah uyandın... ve sonra?

C: (tükenmiştir) Daha önce bundan bahsetmiştik.

M: Bu sabah uyandın ama işe gitmedin. Neden?

C: Yağmur yağıyordu. Yağmurda çatı onaramazsın. 6:00’da uyanıktım ve gazete okuyordum.

M: Karın ne yapıyordu?

C: (uzun bir süre duraklar) Yemek yapıyordu, adamım. Kahvaltı. Tam kahvaltıyı hazırlarken...

M: Başını kaldırdın.

C: Başımı kaldırdım ve burnunun kanadığını gördüm. Daha önce hiç bahsetmemişti.

M: Nedeni neydi?

C: Ben... ben... ben Quincy gibi mi yapmalıydım? Kahrolası şeye neyin sebep olduğunu nerden bileyim? Sadece oldu. 10 – 15 dakika sonra, o... hastalanmaya başladı. Yalnız, giderek... kötüleşen baş ağrısı olduğunu söylüyordu. (duraklar) sonra, o bağırmaya başladı. Ne yaptığımı bilmiyordum. Ben sadece, ahh.. onu kamyona bindirdim ve... hastaneye götürdüm, sonra, hızlı gittmemin onu daha iyi yaptığını gördüm, ama durmayı veya yavaşlamayı denedikçe...

M: Karın için üzgünüm.

C: Eminim öylesindir... sen ve diğer yahudi FBI’cılar.

M: Crump...

C: Oh, evet. Bilmediğimi düşünüyorsun, değil mi? Benim sadece önemsiz bir puding karıştırıcısı olduğumu düşünüyorsun, değil mi? Ama anladım, adamım! Ne olduğunu görüyorum! Hasta değilim ve gribe yakalanmadım. Vicky ve ben hükümetin bir çeşit... beş paralık domuzlarıydık.

M: Bunu size hükümetin yaptığını mı düşünüyorsun?

C: Kahrolsun, evet. Başka kim olabilir? Her gün televizyonda görürsün bunu: Ajan Orange’ı havadan gönderirler ve küçük geri zekalı çocukların üreme organlarına radyasyon koyarlar... Oh, evet. Siz orospu çocukları gece benim ağaçlarımın arasında sessizce dolaşıyordunuz – sizi gördüm. Bilmediğimi mi düşünüyordunuz?

(Benzin göstergesi E’dedir.)

M: Peki, uluslararası Yahudi komplosunun tarafında biri olarak, sadece haberdar olmanı isterim ki... benzinimiz neredeyse bitti.
SAHNE 12

(C’ın evinde, S ve karantina ekibi hala etrafı araştırmaktadır. Köpek araca yüklenir.)

DOKTOR: Kamyon temiz görünüyor – açık bir bulgu yok.

S: Köpekler, evkadınları... bu şey her ne ise, ayrım gözetmiyor.

DOKTOR: Türlü canlılardan yayılan hayvansal patojenler vardır.

(Yakınlarında bir ışığın kapandığını fark ederler.)

S: Şuna bak.

DOKTOR: Crumplar’ın komşusu varmış.

(Ekip diğer eve girer. İçerisi karanlıktır.)

S: Merhaba! Merhaba?

(S, el lambasını kuş kafesine çevirir. İçinde iki kuş kafaları patlayarak ölmüştür.)

S: Doktor? (DOKTOR yanına gelir) Merhaba? Merhaba?

(S, televizyonun karşısında oturan birini görür. S, el lambasını kadına çevirdiğinde, YAŞLI KADIN, çığlık atarak S’nin üzerine atlar. S, onu sakinleştirmeye çalışır.)

S: Oh, hayır. Herşey geçti bayan.

YAŞLI KADIN: Kimsin sen?

(Kadının telefuz şeklinden ve televizyondaki görüntüden, sağır olduğu anlaşılır.)

S: Her şey yolunda, üzgünüm.

(Kadın korkmuştur ancak sonradan biraz sakinleşir.)


SAHNE 13

(Gece, M’ın arabası. C oldukça yorgun olduğundan arka koltuğa uzanmıştır.)

M: Tamam, Crump, gidecek bir milimiz daha var. Kısaca söylemem gerekirse. Hazırmısın? Daha fazla gidemeyiz.

(M, bir benzin istasyonuna park eder, arabadan atlar ve bir pompayı kapar, ancak hortumun arabaya ulaşmadığını anlar. Çünkü, pompa arabaya uzak tarafdakidir. Sonra arabaya ulaşabilecek bir pompa alır ve arabaya takar. Ancak bu sefer de benzin gelmediğini görür. C’ın burnu kanamaya başlar. M, istasyondan sorumlu olan birkaç yaşlı adama bağırır.)

M: Hey, pompayı açın! Dört numarayı! Üç! Üç numarayı! Açın hemen!

HİZMETLİ: (iç haberleşme yerinden) Pompalamadan önce ücretini ödemelisin ahbap!

(M, pompayı yere atar, arabanın arka kapısını açıp, C’ı dışarı sürükler. İstasyondan benzin almakta olan eski bir yük arabasına binerler. Bu sırada, pompanın ucu hala arabaya takılıdır, ama araba gitmeye başlayınca pompa da yere düşer ve araba kurtulur. M, arabayı götürürken, arabanın sahibi istasyondan dışarı fırlar.)

ARABANIN SAHİBİ: Hey, kahrolası, o benim arabam! Ne cehennem yaptığını snıyorsun sen?

(Kamera önceki arabanın içine döner. M, üzerinde “Ajan Dana Scully FBI” yazan bir mektubu ön koltukta bırakmıştır.)


SAHNE 14

(Gece, CRUMPLAR’ın evi. YAŞLI KADIN, yalıtımlı elbiseler içinde, kamyonette onlara yardım etmektedir.)

S: (DOKTOR’a) etrafındaki herkes ölürken sağır bir kadın hayatta kaldı. Neden?

(Duraklama. S, elbisesinin başlığını çıkarır.)

DOKTOR: Sen... sen ne yapıyorsun?

S: Bu şeyin doğası... iç kulağı etkilemek ve tam burası vardığımız nokta. Ya aradığımız şey bir çeşit ses ise?

DOKTOR: Gerçekten mi?

(S’nin, elbisesinin içindeki cep telefonu çalar. S, buna biraz şaşırır.)

S: Oh. Afedersiniz. (telefona) Ben Scully.

YÜZBAŞI: (telefonda, sesi hışırtılı gelmektedir.) Ajan Scully, ortağınızın ne cehennem düşündüğünü bilmiyorum ama memurlarımı atlatmakla kalmıyor, araba da çalıyor.

S: (telefona) Tekrar söylermisiniz?

YÜZBAŞI: () Dediğimi dydunuz. Ayrıca size iletilemk üzere çılgınca bir not da bırakmış. (cevap gelmez) Oradamısınız?

S: () Evet, evet, evet. Okuyun bana.

YÜZBAŞI: () “Crump hasta, eğer durursak karısı gibi ölecek. Hayatta kalması için batıya yönelmeliyiz. Yol barikatları olmasın!” Ünlemle bitmiş. Bunun sizin için bir anlamı var mı?

S: () Dediğini yapın. Gitmesine izin verin.

YÜZBAŞI: () İzin mi verelim? Bak, hmm... Hakaret etmek istemem, Ajan Scully, ama üstleriniz bu karara ne diyecektir, açıkçası, bence farklı düşüneceklerdir.

S: () Tavsiyenizi göz önünde bulunduracağım.

YÜZBAŞI: (sinyal kesilmeye başlar) Ajan Scully, tekrar söylemek zorundayım ki, hislerime göre burada şu durum söz konusu...

(yüksek voltaj uğuldaması sesi duyulur. S, yürür ve metal plakanın üzerinde “AMERİKAN HÜKÜMETİ MALIDIR” yazısını okur. Telefon çalışmaz hale gelir.)


SAHNE 15

(Yük aracında, C acı içindedir.)

C: Daha hızlı.

M: 70’le gidiyorum.

(M, hızı 80’e çıkarır.)

C: Evet, evet. Bu daha iyi. Tamam. Hey, hmm... Yahudi adam? Gücenme yok. Yani, hmm... bir adam doğuştan olan şeylere çare bulamaz.

M: (alaycı) Bu bir özürdü, doğru mu? Tanrım, gözlerim yaşla doluyken arabayı kullanabilirmiyim bilmiyorum.

C: Herneyse, adamım. Neden bunu yapıyorsun?

M: Neyi ne için yapıyorum?

C: Bunu.

M: Şu an için, beni sorgulaman, en çok ilgi duyduğun şey olmamalı.

C: Tam olarak onların yapmanı istediği şeyleri yapmadığını nasıl bilebilirim? Hmm? Beni heryerde dolaştırmak, üzerimde deneyler yapmak... Bunun, istedikleri şey olmadığını nasıl bilirim?

M: Sanırım bilemezsin.

C: Senin öyle olduğunu söylemiyorum. Sadece... bir adamı bu şekilde kaderinden uzaklaştırak iyileştirmenin bir yolu olmadığını söylüyorum. Bu doğru değil. Öldürmek daha iyi olur. Ben bunu söylüyorum.

M: Hey, eğer bu şeyi hükümete sokmak istiyorsan hayatta kalmalısın. Eğer ölürsen, kancayı çıkarmalarına izin verirsin. Haklımıyım? Hımm?

C: (olumlu olmaya çalışır) Haklısın. Lanet olsun ki haklısın.

M: Bu olayı çözeceğiz.

C: Çabuk çözsen iyi olur. Batının dışına çıkıyoruz.

(California – Pasifiğe Açılan Yol’a Hoşgeldiniz, tabelasının yanından geçerler.)


SAHNE 16

(Donanma üssü. S, TEĞMEN BREIL’e yaklaşır. Duvardaki bir posterde “Denizciler Projesi” yazmaktadır.)

S: Teğmen Breil? Adım Dana Scully. Donanmanın, Montello kasabasında bakımını yaptığı elektrik teçhizatı için aramıştım.

TEĞMEN BREIL: Doğru. Siz ve Washington ofisi arasında bir iletişim eksikliği mi oldu bilmiyorum, ama, hmm...

S: Washington ofisim mi?

TEĞMEN BREIL: Evet. Bunu FCC’ye yeterli düzeyde açıkladığım kanısındaydım.

S: Oh, ben... tekrarlayacağınız için üzgünüm, hmm, bu... FCC’ye vereceğim... kişisel raporum için.

TEĞMEN BREIL: Tamam. Dün sabah 6:17’de, toprak bağlantı telsiz sistemimizin test edilmesi sırasında, bir hata oldu ve donanımımız kısa bir süre dalgalanma yaptı. Bu yüzden dört eyaletlik alanda, televizyon alıcılarının yayını kesildi. Fakat, bunun tekrarlanmayacağını garantileyecek tüm önlemler alındı.

S: Toprak bağlantı telsizi – bu-bu Denizciler Projesi mi?

TEĞMEN BREIL: Burada yaptığımız şeyin ayrıntıları gizlidir, bayan.

S: Evet, kesinlikle. Hımm... bu çeşit bir dalgalanmanın, hmm... bir organizma üzerinde...bir... bir insanda da diyebiliriz... etkisinin ne olabileceğini biliyormusunuz? (duraklar) Varsayım olarak.

TEĞMEN BREIL: Varsayım olarak mı? Şey, bu da gizlidir, bayan.

(Her ikisi de birbirine şüphelenmiş olarak bakar.)


SAHNE 17

(Ertesi sabah, yük aracında, C, hala arka koltukta uzanmış haldedir.)

M: Crump?

C: Bay Crump.

M: Bay Crump...

C: Ne var, Bay Mulder?

(M, arka pencereden kendilerini takip etmekte olan California Otoban Devriyesi motorsikletlilerini işaret eder. Kendisi dikiz aynasından izlemektedir. Memurlardan biri bir şey tutmaktadır. Bu bir cep telefonudur.)

(S, ufak bir jet uçağına binerken.)

S: (telefona) Mulder, sen iyimisin?

M: (telefona) Evet, ölmüş cep telefonunu geri aldığım için iyiyim... bu ve bir de, işemem gerek. Sen neredesin?

S: (telefona) Adalet bölümünün jetine henüz bindim... Umarım, hızla üzerinizden geçerim.

M: (telefona) Nereye gidiyorsun?

S: (telefona) Bilmiyorum, Mulder. Sen bana söyleyeceksin.

M: (telefona) Öyle sanıyorum ki, bu kahrolası 36 yolunun bittiği yere, ama duramayız, Scully. Ne yapacağını bilmeyen kaybolmuş biri gibiyim.

S: (telefona) Peki, öyle sanıyorum ki buna neyin yol açtığına dair kesin olmayan bir kuramım var.

M: (telefona) Öyleyse, abartarak anlat.

S: (telefona) Şey, Denizciler, Patrick Crump’ın arazisinin yanına bir anten yerleştirmişler. Şu an ELF alanının gösterdiğine göre... bunun biyolojik etkileri, insan dokusundaki elektrik akımını etkilemesi ve kimyasal reaksiyonları değiştirmesi.

M: (telefona) Burada, “eletriksel sinir gazı” olarak veya daha sonradan “Taos vızıldaması” diye anılan silah uygulamasından bahsetmeye gerek yok.

S: (telefona) Ya aşırı yüleme devam ederse... ve bu sistemin vızıltısı bir şekilde insan iskeletinin doğal frekansıyla örtüşürse? Demek istediğim, ya bu vızıltı benzeri şey... bir şekilde iç kulak labirentindeki yükselen basıncı kullanarak, onun patlamasını sağlıyorsa?

M: (telefona) Fakat, sabit hız, bir şekilde, bu basıncı katlanılabilir düzeyde tutuyor. Ama neden sadece batı yönündeki hareket?

S: (telefona) Bilmiyorum, Mulder, bilmiyorum. Yani... yani, belkide elektrik veya manyetik alan çizgilerini takip etmek zorundadır. Demek istediğim, belki...

M: (telefona) Asıl soru, Scully, bu konuda ne yapmalıyız?

S: (telefona) Şey, sanırım ben biliyorum, Mulder, fakat Bay Crump’ın hoşlanacağı bir şey değil bu.

(M, S’yi dinlerken uzun bir duraklama olur. Adam iki büklüm olmuştur.)

M: (telefona) Orada olacağız.

(M, telefonu kapatır.)

C: Ne?

M: Şey, kasıtlı veya kasıtsız, sana yaptıkları her ne ise, haklıydın. Bunu sana onlar yaptı.

C: Yani, biz... ne yapmalıyız?

M: Tek şansımız otobanın sonunda ortağımla buluşmak. Orada, iç kulağındaki basıncı hafifleteceğini umduğumuz uzun, büyük bir boruyu kulağına yerleştirecek.

C: (umutluca) Ama, yaşayacağım, doğru mu? Öyleyse, tüm bunlar onun içindi. Pekala, adamım. (Hafifce M’ın omuzuna vurur) hadi yapalım şunu. Bay Mulder, biraz daha hızlı gidebilirmisiniz, lütfen? Tek istediğim biraz daha hız.

M: Eminim.

(M, 90’a çıkar.)

C: (oldukça güçsüz) Biraz daha hızlı gidermisin, lütfen? Biraz daha hızlı.


SAHNE 18

LOLETA, CALIFORNIA

(Otobanın sonunda, kayalık Pasifik sahilinde son bulan yolda, S, elinde oldukça büyük bir şırınga borusu olduğu halde, ambulansın yanında beklemektedir. Otoban devriyesi motorsikletleri eşliğinde, yük aracı, yaklaşır.)

S: Hazır olun!

(Araç, ambulansı geçer ve yolun oldukça ilerisinde durur. S, oraya doğru koşar ancak, arabanın penceresinden cama kanlar sıçradığını görünce yavaşlar. M, arabadan iner, kravatını çıkarırken sahilin kenarına yürür. S, M’ın kravatını buruşturup, suya atışını seyreder. [sonrasındaysa muhtemelen M işemektedir].)


SAHNE 19

(YY KERSH’ün ofisi. YY KERSH, masraf raporunu sesli olarak okurken, M ve S ayakta durmaktadırlar.)

YY KERSH: “Adalet Bölümü Jeti: saati 1400 $’dan 2,6 saat. Araba kiralama – anlaşma mesafesini aşma, eyalet dışına çıkarma cezası: 346 $. Walter R. Duncan’a, 1968 Caprice model yük kamyonunu izinsiz kullanma için tazminat: 500 $.”

M: Neden bana da ödeme yapmıyorsunuz?

YY KERSH: Senin yerine ortağına ödeyeceğim. Sizi ikiniz, açıkça şehit rolü oynamaktan zevk alıyorsunuz.

M: Tamam. Yani buraya kadar mı? Büyük miktardaki gübre yığınlarını araştırmak gibi saçma işe geri mi dönüyoruz?

YY KERSH: (M’ı iğneleyici tarzda) Her zaman ayrılabilirsin.

(M, S’ye bakar, sonra kapıyı çarparak dışarı çıkar.)

S: Efendim, Ajan Mulder başından beri bu işde.

YY KERSH: Ve sen de onun adına çok özür diliyorsun. Bunu kendiniz için not alacağım.

S: Özür dilemiyorum. Çünkü, Savunma Bölümü, kuzeybatı Nevada’daki tüm antenlerini kapatıyor. Bu davadaki katkımız pek çok hayatı kurtardı.

YY KERSH: Bunu ispatladığınızı görmüyorum. Savunma Bölümü her ne olursa olsun suçlamaları kabul etmiyor. Dahası, tesisin kapatılmasının tesadüf olduğunu söylüyorlar.

S: (“evet öyledir” bakışıyla) Doğru.

YY KERSH: Beni yanlış anlamayın, Ajan. Siz ve ortağınız, pazar incili kampına giden bir otobüs dolusu, koca gözlü yumurcağı kurtarsnız bile umurumda değil. Bundan sonra X Dosyalarını araştırmayacaksınız. İşiniz bitti ve er geç Mulder, ikiniz için de, bunun en iyisi olduğunu anlayacaktır.

(S ofisden çıkmak için döner.)

S: (nerdeyse duyulan bir sesle) Büyük gübre yığınları.


SON


TheXFiles-TR isminin kullanım hakları İzmir 14. Noterinden alınan belgeyle sayfamız adına kayıt altına alınmıştır. TheXFiles-TR isminin başka kişi,kurum ve Internet siteleri tarafından kullanılması yasaktır. Site içerisinde yer alan tüm haber, metin, ve diğer içerik thexfiles-tr.net 'e aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) izinsiz kullanılamaz. Sitemizin Beyin Atölyesi, Fanfic, Fanart bölümlerinde yayınlanan yazı, resim vb. eserlerin sorumlulukları, sahiplerine aittir. Alıntı, kopya olduğu anlaşılan eserler derhal silinecektir.

Bu site The X Files hayranları tarafından hazırlanmış, dizinin Türkiye'deki hayranlarına kaynak teşkil etmesi için tamamen amatör sebeplerle oluşturulmuş bir sitedir. 1013 Productions ve 20th Century Fox ile hiçbir bağlantısı yoktur. The X Files ile ilgili tüm haklar, bu şirketlere aittir.

Copyright © 1999-2006 TheXFiles-TR