5x04 :: DETOUR

SAHNE 1

LOEN KASABASI, KUZEY FLORIDA

(İki arazi araştırıcısı, Kanada tarafından yürümektedir... Kuzey Florida ormanında, inceleme donanımına sahiptirler. Telsizden konuşurlar.)

SLOAN: Pekala, hadi şunu vuralım, Marty.

MARTY: Sabit tut, Sloan.

SLOAN: (böceklerle savaşmaktadır) Senin bunu tutmanı tercih ederdim. Bu bataklığa ne kadar çabuk beton döşenirse o kadar iyi olur.

MARTY: Bu bir bataklık değil. Yerli bitki ve hayvan türleriyle kaplı bir ormanda duruyorsun ve açıkça buna katılmayı redediyorsun. Onu işaretle ve bana başka bir konum ver.

SLOAN: Pekala, hadi şunu dikkatlice vuralım, Marty, “çünkü işaretlediğimiz bu yere” Alanyıkıcı’yı ((çevreyi düzlemek için kullanılan güçlü bir bomba olmalı)) yerleştirecekler.

MARTY: Sen gerçekten beyinsizsin, Sloan, neden biliyormusun?

SLOAN: Üç kulaç.

MARTY: Binlerce yıldır burada var olan bir ekosistemin ölümünü gördüğün için üzgün olmalıydın. Hepimiz öyle olmalıyız. Bana sol tarafından dört adım ver.

SLOAN: Yapamam.

MARTY: Ne demek yapamam?

SLOAN: Yani, yapamam, çünkü sıkıştı.

MARTY: Öyleyse çöz onu.

(SLOAN, araştırma kutbunun sıkıştığı yere dokunur. Parmaklarının kana bulandığını görür.)

SLOAN: Bu çok tuhaf.

(SLOAN, büyüyen iki kırmızı göz görür. Bağırmaya başlar.)

MARTY: Sloan! Sloan!

(SLOAN, bulunduğu yerde yokolmuştur. Çalılardaki hareketlenme M’e doğru gelir. Kaçmaya başlar. Yakınındaki kütüğe saklanır. Rahatlar. Kırmızı gözler kütüğün içinde açılır. M çığlık atar ve kütüğün yanında kaybolur.)

JENERİK...

SAHNE 2

(Aynı orman. ASEKOFF ailesi, BABA ve oğul, LOUIS ve köpekleri avlanmaktadır.)

BABA: Louis, Bo’nun işini yapmasına izin ver.

LOUIS: (köpeği serbest bırakır) Keseli sıçanı nerede bulacağını nasıl biliyor?

BABA: Şşşş. Hayvanlar bizim hissemediğimiz şeyleri hissederler. Bu yüzden hayatta kalırlar.

LOUIS: Peki, Bo avlanacağını nasıl biliyor?

BABA: Evet. Bizim de atalarımız avcıydı. Fakat pek çoğumuz bu içgüdüleri kaybettik. İşte bu yüzden biraz yardıma ihtiyacımız var (pompalısını gösterir).

LOUIS: Baba, bu ne?

BABA: Araştırıcıalrın donanımı. Birileri alet edevatını burada bırakmış (köpek havlar). Yanımdan uzaklaşma, Louis.

(BABA, araştırıcının kanlı ceketine bakan köpeği görür.)

LOUIS: Bu da ney, baba? Baba?

BABA: Gel buraya, Bo (köpeği çekerek uzaklaştırır).

LOUIS: Ne...

BABA: Sessiz ol (hışırdama sesi duyar). Dinle beni. Senden Bo’yu alıp doğruca eve koşmanı istiyorum.

LOUIS: Sorun nedir?

BABA: Doğruca eve koşmanı ve hiçbirşey için durmamanı istiyorum.

(Pompalısını doldurur.)

LOUIS: Ben sadece...

BABA: Louis? Anlamıyorsun? Pekala. Git.

(LOUIS, köpeğiyle kaçarak uzaklaşır.)

LOUIS: Hadi Bo, gel. (iki pompalı atışı duyduğunda durur) Hayır, hayır. Hadi Bo. Hadi. Hadi! Hadi! (Koşmaya devam eder)


SAHNE 3

43. YOL, LEON KASABASI

(Sadece bir araba yolda gitmektedir.)

ERKEK FBI AJANI (MIKE KINSLEY): Geçen yıl kişisel bir kutlama gibiydi. Takım inşacıları denen bir alıştırma yapıyorduk? Sıradışı ofis eşyalarıyla bir kule yapmamız için iki dakika verilmişti.

KADIN FBI AJANI (STONECYPHER): Mike’ın omuzuna tırmanıp doğrulduğumda ve bir elektrikli kalemtraşı yığının tepesine yerleştirdiğimde, ikimiz de biliyorduk ki, bunu asla tek başımıza yapamazdık.

MULDER: (SCULLY ile birlikte arka koltukta, SCULLY’e) Hemen öldür beni.

(SCULLY, gülmemeye çalışır.)

KINSLEY: Hiç bu takım seminerlerinden birinde bulundunuz mu Ajan Scully?

SCULLY: Mmmm... Sanırım büroya ilk katıldığımda bir yapısal problem çözme kursuna katılmıştım.

STONECYPHER: Oh, orada hiç, mmm, olumsuz kelime kullanmama oyununu oynadınız mı?

KINSLEY: ‘fakat’ kelimesini kullanmamanın ne kadar zor olduğuna bir türlü inanamadım.

MULDER: (cehenneme düşmüş gibidir) Ben de şu anda aynı problemi yaşıyorum.

(SCULLY, tekrar gülmemeye çalışır.)

STONECYPHER: Siz herhangibir takım seminerinde bulundunuz mu Ajan Mulder?

MULDER: Hayır, biliyorsunuz ki yılın bu zamanında hep ciddi basur durumlarım olur.

(SCULLY, kahkaha atmamaya çalışır.)

KINSLEY: Şey, bu sahip olduğunuzu bile düşünmediğiniz kaslarınızı çalıştırır.

STONECYPHER: İletişim. İşte anahtar bu.

(MULDER ve SCULLY birbirlerine bakarlar.)

(Yol barikatının önünde araba durur.)

POLİS MEMURU: Üzgünüm, millet, bu birkaç dakika alacak.

KINSLEY: Neler oluyor, memur bey?

POLİS MEMURU: Ufak bir olay var, hepsi bu.

(MULDER arabanın kapısını açar ve çabucak dışarı çıkar.)

MULDER: (sessizce) Teşekkürler, İsa.

KINSLEY: Nereye gidiyor?

(SCULLY, MULDER’ın ayrılışını seyreder. Endişelenmiş görünmektedir.)

(MULDER, gerinir.)

ANNE (ASEKOFF): Oh, afedersiniz. Siz arama kurtarmadanmısınız?

MULDER: Hayır, üzgünüm, değilim. Sadece bacaklarımı çözüyordum.

ANNE: Onlar, kocama ne olduğunu bulacaklarına dair söz vermişlerdi. Neler olup bittiğini anlatacak birilerine ihtiyacım var.

MULDER: Sadece yavaşlayın. Ben – Ben neden bahsettiğinizi bilmiyorum.

ANNE: Kocam, Michael, oğlumuza ateş etmeyi öğretiyordu ve dediğine göre köpek ürktü ve sonra silah sesleri duydu ve şimdi kanlı ceket bulduklarını söylüyorlar, fakat kocam hakkında bir şey demiyorlar...

MULDER: Burada kimin yetkili olduğunu bulmaya çalışacağım, tamam mı?

ANNE: Oh, teşekkürler.

(MULDER, ağaçlara doğru yürür.)

STONECYPHER: Nereye gidiyor şimdi?

(SCULLY, cevap vermez, sadece ortağını takip eder.)

KINSLEY: (kesilmiş bir ağacın halkalarındaki tarihlemeye bakar) Hey, Stonecypher! Şuna bir bak. Bu ağaç Ponce De Leon karaya ayak basmadan yirmi yıl önce buradaymış.

STONECYPHER: Şarap ve peynir resepsiyonuna geç kalacağız.

(Ağaçların arasında, suç mahali.)

POLLİS MEMURU: Memur Fazekas?

MICHELLE: Evet? (MULDER’ı görür) Size yardımcı olabilirmiyim?

MULDER: Adım Fox Mulder. FBI ajanıyım.

MICHELLE: FBI? Kim sizi çağırdı?

MULDER: (kimliğini gösterir) Hiçkimse. Sadece sizin yol barikatınızda durmuştuk. Görünüşe bakılırsa ateş edilmiş.

MICHELLE: Atış ihbarı aldık, ama kimsenin vurulduğuna dair bir kanıt yok.

MULDER: Öyleyse, neye dair kanıtınız var?

MICHELLE: Burada çalışan araştırma ekibi geçen gece rapor vermedi. Adamlardan birinin kanlı ceketini parçalanmış halde bulduk. Ve bu sabah, bir çocuk babasından ayrılmış.

MULDER: Ne yüzünden ayrılmış?

MICHELLE: Görünüşe bakılırsa, belki, bir çeşit hayvan saldırısı yüzünden.

MULDER: Ne çeşit bir hayvan?

MICHELLE: Henüz emin değilim. Kaybolan iki adamın yer izlerini takip ettim, ancak çalılara girdiklerinde izler karışıyor. Burada onlardan ayrılan üçüncü bir iz var. Ben... ben tanımlayamadım.

(SCULLY, yanına varır ve sabırsızca bekler.)

MULDER: Araştırıcılara ait olup olmadığını beliryemediniz mi?

(SCULLY, saatini kontrol eder.)

MICHELLE: İnsana mı hayvana mı ait olduğunu belirleyemedim.

SCULLY: Mulder?

MULDER: Oh, sadece, hmm... (SCULLY, ‘hadi gel’ bakışı atar) Bir dakika bekle.

MULDER: (MICHELLE’a) Peki ya çocuğun babası?

MICHELLE: Silahını ateşlediği yere kadar ki tüm izlerini takip ettim. Arazi taşlık ancak topraktaki basıncından, size söyleyebilirim ki başka bir izin başladığı yer olan çalılara kadar gelmiş – tamamıyla farklı iki çeşit iz var, muhtemelen adamın saldırıya uğradığı yerde.

(SCULLY, onları takip eder.)

MULDER: Ama adamın başka bir izi yok? Bu ormanlıkta panter var mı?

MICHELLE: Panter var. Ayı da.

MULDER: Fakat bu izler hiçbirininkine benzemiyor.

MICHELLE: Hayır, efendim.

MULDER: Bu civarda iyi bir otel biliyormusun?

MICHELLE: Afersiniz. Öyle sanıyorum ki biz bu konuyu halledebiliriz. Teşekkürler (ayrılır).

SCULLY: Mulder? Konferansımız var. Bekliyorlar.

MULDER: Evet. Bunu hiç olumsuz kelime kullanmadan nasıl söyleyebilirim, Scully?

SCULLY: Benden gidip onlara bu yılki takımçalışması seminerini yapmayacağını söylememi istiyorsun.

MULDER: Evet, gördün mü? (Ellerini tutar) Bizim konferansa ihtiyacımız yok. Tıpkı bunun gibi konuşmadan iletişim kurabiliyoruz. Ne düşündüğümü biliyorsun.

(SCULLY, başını sallar ve ortağının yürümesini seyreder.)


SAHNE 4

ASEKOFF’LARIN EVİ, 21:22

(Gece. LOUIS, görünmez adamın siyah-beyaz sürümünü seyretmektedir. ANNE, onu öper ve televizyonu kapatır.)

LOUIS: Geri dönmeyecek, değil mi?

ANNE: Neden böyle söyledin?

LOUIS: Babam iyi bir nişancıydı. Eğer nişanladığı şeyi vursaydı, şimdi evde olurdu.

ANNE: Cesur olmalısın, Louis. İkimiz de cesur olmalıyız. Yarın daha çok şey öğrenmiş oluruz. Şimdi biraz uyu.

(ANNE, akşamdan kalan tabakları temizlemektedir. Köpek kapıda inler.)


SAHNE 5

(MULDER, otel odasında, dizüstü bilgisayarındaki yırtıcı hayvanların resimlerine bakmaktadır. Kapı çalınır.)

MULDER: Kapı açık. (SCULLY, ufak bir şişe şarap ve peynirin bulunduğu tepsiyle içeri girer) Kim peyniri dilimler?

SCULLY: Çünkü sen bunu konferansda yapmayacaktın....

MULDER: Partiiiii!

SCULLY: Fakat, sana hatırlatmam gerekir ki bu Büro’nun erkek ve kadın ajanların görevdeyken aynı otel odasında birlikte bulunmamaları politikasına aykırıdır (şarabı açar).

MULDER: Bu uzunkancalı saçmalıkları benim üzeride dene Scully, kıçını tekmeleyeceğim senin. Patlama sorusu. Hangi hayvan zayıf olanı bırakarak kaçmasına izin verip, güçlü olana saldırır? Cevap hiçbiri. Kuzey Amerika’ya özgü 4000 türden hiçbiri zayıf olan korunmasızken, güçlüye saldırmaz.

SCULLY: Öyleyse, bununla ne yapmalıdır?

MULDER: Bu beni, karşı karşıya olduğumuz şeyin sıradan bir yırtıcı olmadığını düşünmeye itti.

SCULLY: Ben bunun sadece konferansdan kaçmak için bir numara olduğunu düşünmüştüm.

MULDER: Bence hataya düştüğümüz nokta, bunun yerel yetkililerin anladığından daha fazlasının olması. Çocuk tarafından anlatılan senaryoya göre bu, ilkel toplumlardaki en iyiyi seçme yöntemine benziyor.

SCULLY: Mulder, biz Batı Florida’dayız. İlkelliğe en yakın şey, sahil kenarındaki bir emekli bölgesinde yaşamaktır.

MULDER: Bu ağaçlar güneydeki herşey gibi eski ve 800 mil karelik alanda mevcutlar. Dışarıda neyin yaşadığına dair hiçbirşey denemez (ayrılmak için ayağa kalkar).

SCULLY: Nereye gidiyorsun?

MULDER: Bazı şeyleri kontrol etmeliyim.

SCULLY: Biliyorsun ki Mulder, bence, bazen iletişim yeteneğin üzerine çalışman hiç de kötü bir fikir değil.

MULDER: Yakında dönerim, ve eşyalardan bir kule inşa ederiz. (gülümser) Tamam mı?

(Ceketini giyer ve uzaklaşır. SCULLY, şarabını yutuverir.)


SAHNE 6

(Tekrar Asekoff’ların evi. Gece. Köpek kapıda havlamaktadır.)

ANNE: Nedir o, Bo?

LOUIS: (Yukarıdan) Anne?

ANNE: Herşey yolunda, Louis. Şimdi dönüp uyumana devam et. (Pencereden dışarı bakar, kapımandalını açar, köpeği takip eder ve kapıyı arkasından kapatır. Köpek çalılara dalar ve havlar) Bo? Bo? Bo, nereye gittin? (Çalılar hışırdar. Kadın yaklaşır.) Bo, bu senmisin? ( Köpek üstünden atlar ve kadına havlamaya başlar) Hadi oğlum. Hadi geri dönelim. (Köpek hırlar) Pekala, pekala. Sen... bu gece orada kal.

(Kapıya geri döner, kapı sürgülenmiştir. Çalmaya başlar.)

ANNE: Louis? Louis? Louis? Louis!!! Louis!!!!

(Yukarıda, Louis yatağından kalkar, karanlık koridorda yürür.)

LOUIS: Anne?

(YARATIĞIN üzerine koştuğunu görür. Aşağıdaki arka kapıya koşar. YARATIK takip eder. LOUIS, köpek kapısından emekleyerek çıkar. M, onu yakalar.)

LOUIS: Aaaahhh...!!

MULDER: Ne var, Louis?

LOUIS: O, evin içinde.


SAHNE 7

(Asekofflar’ın evi, gündüz. SCULLY, Louis’n yatakodasına girer ve videodaki Görünmez Adam kasetini alır. MULDER ve polisin, LOUIS ve ANNE ile görüştüğü alt kata iner. MULDER, SCULLY’yi görür.)

MULDER: (diğerlerine) Hemen döneceğim.

SCULLY: Çocuk nasıl?

MULDER: Hala çok korkmuş bir halde.

SCULLY: Sanırım yüzleştiğini söylediği görünmez yaratığı kavramış durumdayım. (M’ kaseti gösterir.)

MULDER: Görünmez Adam görünmezdi.

SCULLY: Doğru.

MULDER: Evet, dediğine göre parlayan kızıl gözleri olan bir yaratıkla karşılaşmış.

SCULLY: (Gözlerini çevirir)

MULDER: Sana bir şey göstermeme izin ver. (Onu kapıya götürür) Bayan Asekoff dedi ki, o köpekle birlikte dışarı çıkmış.

SCULLY: Hı Hımm

MULDER: Fakat geri döndüğünde, kapı içeriden kilitliymiş.

SCULLY: Ve?

MULDER: Şuna bir bak. Burada bazı izlerimiz bile var.

SCULLY: Nerede?

MULDER: Burada, ve burada... kiremitlerden gelen kurumuş çamur, dışardan içeri doğru izler var.

SCULLY: Bu köpek tarafından bırakılmış da olabilir.

MULDER: Hayır, hayır. Görüyormusun, hmm, şurası ayak yuvarlağı? Büyük bir ayak ve beş ayak parmağı saydım.

SCULLY: Dur bir dakika. Düşündüm ki, sen insan olamdığını söylemiştin.

MULDER: Şey, bunu demiyorum. Ağırlık dağılımı tamamıyla yanlış. İnsanlar topuktan parmağa doğru yürür. Bu şey, her ne ise ayak oyuğunun üstünde yürüyor.

SCULLY: (duraklar) Dalga geçiyorsun benimle.

MULDER: Hayır. Babam ve ben yerli izcilerdendik. Bu şeyleri bilirim.

SCULLY: Öyleyse, eğer bu şey bir insan veya hayvan değilse nedir?

MULDER: (Başını sallar)

MICHALLE: (içeri girer) Anlaşılan bu dansa biraz geç kalmışım.

MULDER: Tam şurada bazı izler buldum.

MICHALLE: Daha önce gördüklerimin aynısı.

SCULLY: Nerede gördüklerinizin?

MICHALLE: Ormanlıkta. Ağırlık dağılımı acaip. İnsan gibi görünüyor, ama her kim bu izleri bırakıyorsa ayaklarını daha çok bir hayvan gibi kullanıyor.

(MULDER, SCULLY’e doğru başını sallar. SCULLY, sinirlenir.)

MULDER: Evet, bu şey her ne ise, üç yetişkin adama saldırdı, muhtemelen gündüz açık alanda avına hissetirmeden yaklaşıyordur. Ve geçen gece bunu tekrar denemek için hiç utanmadan ormanlık alandan çıkıp gelebildi. Elimizde görüş yeteneği düşük ve hareket etme kabiliyeti yüksek bir avcı var. Ve bizim sahip olmadığımız bir üstünlüğü var – bütün Apilachacola Ulusal Ormanı.

MICHALLE: Öyleyse, nasıl durduracaksın onu?

MULDER: Belirleyerek. Başka birini bulmadan önce onu bularak.


SAHNE 8

(Orman yanındaki yol. TEKNİK BAŞKAN, JEFF GLASER ısıya duyarlı algılayıcıyı anlatır. Kamerası, ekrandan sıcak cisimleri gösterir.)

JEFF: Bu, FLIR olarak adlandırılır, Gelişmiş Kızılötesi Bakış (Forward Looking Infra Red). Vietnam’daki helikopter pilotları için geliştirilmiştir. 300 yard’daki ((1 yard = 0,9144 metre ve ayrıca 1 foot (feet) = 30,48 cm’dir)) cisim ısısını algılar.

MULDER: Hükümet için oldukça karmaşık bir alet bu (MICHALLE’in vücudu ekranda görünür).

MICHALLE: İkinizin çoktan tanıştığınızı görüyorum. Jeff, bizim yerel Teknik Başkanımızdır. Bazı insanlar köpeklerle iz sürmeyi, bense başım sıkıştığında bir parça fazladan yardımı tercih ederim. Gitmeye hazırmıyız? (SCULLY, cep telefonuyla başı beladadır) Bir kere başladığımız zaman, cep telefonlarınızı uygun bir yere koyabilirsiniz. Ormanlık alandaki tek iletişim yötemi kısa-dalga telsizlerdir. Bu nedele fazla uzaklaşmayın ve görsel teması koruyun. Eğer kaybolursanız, sesle irtibatı başlatın. Bu bağırmak anlamına gelir. Eğer kimse cevap vermezse, oturun – kımıldamayın. Sizi bulurum. Beni aramaya gitmeyin. Biliyorum size açık geliyor, ancak millet hala kayboluyor (ormana dalarlar).

SCULLY: (telefona) Tamam. Ben sizi ararım. Teşekkürler. Pekala. (Kapatır. MULDER’a) Yerel Polis Bölümü (LPD), tüm kaynaklarını, Gasden ve Alabama’da çifte cinayet işleyen başıboş birini bulmaya ayırmış. Ne yapmakta olduğumuzu onlara anlattığımda çok eğlendiler.

MULDER: Başıboş biri olduğunu sanmıyorum, Scully, ve iki ayrı kişiyi arıyor olabiliriz.

SCULLY: Neden bunu söyledin?

MULDER: Yani, bu şey geçen gece o kadını, oğlundan ayırmak için, evin dışına çıkararak tuzağa düşürdü.

SCULLY: Ama hangi sebeple?

MULDER: Böl ve yen. Eğer düşmanlarının sayısı senden fazlaysa, azaltmak için bölüp ele geçirirsin.

SCULLY: Burada düşman ne olabilir?

MULDER: Haddini aşan gelişme. İşte bu yüzden geçen gece Louis ve annesini kontrol etmek için evlerine gittim.

SCULLY: Sence bu ev arazisiyle mi ilgili?

MULDER: Şu araştırma takımı 100 bin dönümlük yeni parsel kazıkları dikmişti. Uygarlık, bu ormana doğru ilerliyor. Belki de ormandaki birşeyler bunu geri teptiriyordur.

(Onlar ilerlerken, MICHELLE, gidiş yollarını belirlemek için küçük, beyaz çakıltaşları yerleştirir.)

SCULLY: Herhangibirşey var mı?

JEFF: Hayır. Hayır, hiçbirşey yok. Hatta canlı bir şey bile yok.

SCULLY: Bu biraz tuhaf değil mi?

JEFF: Evet. Bu orman genelde selerle hayattadır. Uzmanı değilim, ama daha önce böyle bir şey hiç görmemiştim.

SCULLY: Sence o adamları ne öldürdü?

JEFF: Doğa, öyle yaratıklarla doludur ki bazıları hayatta kalmak için diğerlerini öldürmeye çalışırken bazılarıysa, hayatta kalmasını sağlayacak olanların ölümünü engellemeye çalışır. Eğer doğanın güzelliği karşısında kör olursak, onun acımasızlığı ve zorbalığına yenik düşeriz.

SCULLY: Walt Whitman’dan mı?

JEFF: Hayır. Fox Hattı’ındaki Hayvanlar Saldırdığı Zaman’dan.

(YARATIĞIN eli, MICHELLE’in koyduğu taşları alırken görülür.)

JEFF: Bekle, bir şey yakaladım. (MULDER ve SCULLY silahlarını çekerler) Yaklaşık 20 yard önümüzde.

MICHELLE: Nerede? Onu göremiyorum.

JEFF: Tam orada oturuyor. (Yaratığın ekrandaki hali görünür) Harekete geçti! (Peşine düşerler) Çok hızlı hareket ediyor! Sss... Sağa hareket edecek! (Kovalarlar) Bekle, bekle. Şimdi onlardan iki tane var. Zıt yönlerde hareket ediyorlar. Buraya ve buraya.

(MICHELLE ve SCULLY bir yöne, MULDER ve JEFF diğer yöne koşarlar.)

MULDER: Nerede?

JEFF: Yaklaşık 40 yard önünde!

MULDER: Onu göremiyorum.

JEFF: Şimdi ise... gitti. Nereye gittiğini bilmiyorum.

(Ormanın diğer bir bölgesinde... )

SCULLY: Neydi o?

MICHELLE: Bilmiyorum.

SCULLY: Bizi bölmeye çalışıyorlar – diğerlerinden çekmeye. Hadi geri dönelim.

(Yavaşca geri dönmeye başlarlar, MICHELLE yol göstermektedir. Bir ağacı geçerken, gövdesinin üzerinde kızıl gözlü bir yüzü görürüz. Aniden, MICHELLE aşağı kayar ve kaybolur.)

MICHELLE: Ahhhh!

SCULLY: Michele? Michelle?! (fısıldar) Tanrım. (bağırır) Mulder, yardıma ihtiyacım var! Mulder!

(MULDER ve JEFF koşarlar)

MULDER: Scully!!

SCULLY: (sesi) Bu tarafa!

MULDER: (sesi) Scully!

SCULLY: Bu tarafa!

MULDER: Ne oldu?

SCULLY: Bilmiyorum.

MULDER: Fazekas nerede?

SCULLY: Tam önümde yürüyordu. Tam buradaydı, ve sonra sadece gitti.

JEFF: Hiçbirşey algılamıyorum.

MULDER: Bizi böldüler. Amaçları buydu. Bizi böldüler ki onun onun peşinden gidebilsinler. Lider oydu ve muhtemelen en güçlü olan da. Öncelikle en güçlü olanı aldılar.

JEFF: Nereye götürdüler? Bunun hiçbir anlamı yok. Öylece kaybolamazsın.

MULDER: Haklısın. Onu bulmak zorundayız.

JEFF: Nasıl yapacağız bunu?

MULDER: Bilmiyorum! Bir çizgi oluşturuz çalılara vuracağız. Belki bir sinyal yakalarsın.

JEFF: Hayır, yardıma ihtiyacımız var. Adam gücü lazım. (SCULLY cep telefonunu çıkartır) O burada çalışmaz! Buradan çıkmamız lazım. Beni dinleyin!

MULDER: Ne kadar çok beklersek, onu bulma şansımız da o kadar az olur.

JEFF: Bu delilik. Bu kaçık namesi adamım. Karanlık basmadan önce bu ormandan çıkmamız lazım.

MULDER: Pekala. Haklısın. Sen geri dön. FLIR’ı bende bırak ve geri dön.

JEFF: Birlikte gitmeliyiz.

MULDER: Onu bulmak zorundayız.

JEFF: Evet, fakat burada durursak hiçbirimizi bulamayabilirler.

SCULLY: Mulder, o haklı. Bunun için hazırlıklı değildik. Onlara nerede olduğumuzu haber vermenin hiçbir yolu yok. Hiç yiyeceğimiz yok. Tüm suyumuz Michelle’deydi. Bak, ben de onu bulmayı çok istiyorum, ama bunun riskleri sadece aptallığa sebep olur.

MULDER: (duraksar) Pekala. Öyleyse hepimiz dönüyoruz. (Jeff’e) Sen yol göster.

(Geri yürürler.)

SCULLY: (MULDER’a) Bu aletin bizi daha iyi yaptığına dair fazla bir anancım yok.

MULDER: Şimdiye kadar tek yaptığı bizi birbirimizden ayırmak.

SCULLY: O her ne ise, ilk olarak ekranda görüp takip ettik.

MULDER: Sana ne diyor peki bu?

SCULLY: Hiçbirşey.

MULDER: Mmm mmm.

SCULLY: Doğru yöne gittiğimiz dışında tabii ki.

MULDER: Belki de ısısını ayralayabiliyordur. Bunu yapabilen bir hayvan biliyormusun?

SCULLY: Keneler. Onların sıcak bir şey bulana ve kanla beslenene kadar metabolizmalarını 18 yıllığına durdurabildiklerini, özellikle de canlılıklarını durdurduklarını duymuştum.

MULDER: Bu çok ilginç.

SCULLY: Neden ilginç?

MULDER: 30 yıl önce, hmm, Batı Virginia’daki Point Pleasant kasabasında, bir yıl boyunca yiyecek kaynaklarını tüketen ve insanları korkutarak yıldıran olaylar vardı. Şahitler, kızıl gözlü ilkel adamlar tanımlamışlardı. Sonradan ‘güve adamlar’ olarak bilindi. Bununla ilgi, 1952’ye tarihlenmiş bir X dosyam var.

SCULLY: Acaba bu – “Cincinnati’yi yiyen hamamböcekleri” dosyasının yanındaki mi?

MULDER: Hayır. “Cincinnati’yi yiyen hamamböcekleri”, C’de. “Güve Adamlar” ise G’de.

JEFF: Burası doğru yol değil.

SCULLY: Ne demek istiyorsun?

JEFF: Michelle her zaman yolunu küçük beyaz taşlarla belirlerdi.

MULDER: Bu aynı yol. Geldiğimiz yol.

JEFF: 20 dakikadır o taşlardan hiçbirini görmedim.

MULDER: Demek bu yüzden, tüm o süre boyunca burnunu ekranından ayırmıyordun.

JEFF: Size söylüyorum – yanlış patikadayız! Bir şekilde, izlerin dışına çıktık. Oh adamım, bu aslında olmuyor. Bu aslında olmuyor.

SCULLY: (ağaçlarda kığırdanma görür) Herkes sussun. Orada bir şey var.

(MULDER ve SCULLY silahların çekerler.)

MULDER: Nerede?

SCULLY: Yaklaşık 40 veya 50 yard ilerde.

MULDER: Jeff?

JEFF: Hiçbirşey (FLIR’i kontrol eder).

SCULLY: Onu gördüm. Ağaçlar tekrar sesizleştiler.

(Hemen yanlarındaki hışırdamaya doğru dönerler.)

JEFF: Onu yakaladım!

MULDER: Nerede?

JEFF: Ekranımda yakaladım onu!

MULDER: Nerede?

JEFF: Yaklaşık 30 yard önümüzde. Öylece oturuyor. (M ağaçlara dalar) Bu ne yapıyor?

SCULLY: Onunla konuş.

JEFF: Bu iyi bir fikir değil!

SCULLY: Konuş onunla, Jeff!

JEFF: Hmm, sen al. (YARATIK ağacın yanında saklanır) Kayboldu.

SCULLY: Mulder, ekranda değil.

(MULDER, bir kütüğün yanında kamufle olmuş yaratığı görür. YARATIK kaçar. MULDER peşinden gider ve 5 el ateş eder.)

MULDER: Scully, onu kaybettim.

SCULLY: Yakaladım (6 el ateş eder).

MULDER: Onu vurdun mu?

SCULLY: Bilmiyorum. Sadece durdu.

MULDER: Glaser nerede?

(SCULLY, JEFF’i göremez. JEFF, ağaçların arasından aynı MICHELLE gibi kaybolur.)

MULDER: Kaç el ateş ettin?

SCULLY: 6 belki de 7.

MULDER: Tek şarjörünmüydü o?

SCULLY: Evet.

MULDER: Vuracağından emin olana kadar tekrar ateş etme. Belki de avantajımızı harcatmaya çalışıyordur.

SCULLY: Bu cehennem de ne, Mulder?

MULDER: Bilmiyorum. Fakat her ne ise, bizden daha akıllı – en azından burada.

(MULDER, aniden aşağı çekilir.)

SCULLY: Mulder? Mulder?! (Ona doğru koşar.)

MULDER: (acı içindeki sesi) Scully! Scully!

SCULLY: Mulder!

MULDER: Scully!!

(SCULLY, MULDER’ı bir YARATIK ile boğuşurken bulur. 4 el ateş eder. YARATIK kaçar. SCULLY, MULDER’ın yanına gelir. Sol omuzu kanamaktadır. Üzerine eğilir ve silahını doğrultur.)

SCULLY: Sen iyimisin?

(MULDER, zayıfca başını sallar.)


SAHNE 9

(Orman, gece. SCULLY, bir dal yığınının başında iki taşla ateş yakmaya çalışmaktadır. MULDER, bir kütüğe dayalı halde toparlanmıştır.)

SCULLY: Sen yerli izcilerdendin. Yardım et bana.

MULDER: Yerli izci der ki belki markete koşup biraz kibrit almalısın.

SCULLY: Yapardım ama cüzdanımı arabada unuttum.

(SCULLY, MULDER’ın yanına oturur ve silahını alır.)

MULDER: Ne yapıyorsun?

SCULLY: Silahımı açmaya çalışıyorum. (şarjörünü çıkarır) Eğer kabuğu gövdeden ayırabilirsem, belki ateş yakmak için barutu alabirim.

MULDER: Oh. Belki de bu ıslak yerde şekerleme de yaparsın.

SCULLY: Biraz olumsuzluk mu algılıyorum?

MULDER: Hayır. Aslında... evet. Evet.

SCULLY: Mulder, sıcak tutulman lazım. Vücudun hala şokta.

MULDER: Bir keresinde de söylediğim gibi, vücut ıssı üretmek için en iyi yol, bir uyku tulumuna çıplak girme ve yanına da çıplak olan birini almaktır (Daha çok sokulur).

SCULLY: Şey, belki uyku tulumuna yağmur yağar ve şanslı olursun.

(MULDER, ona bakar.)

SCULLY: Hiç gerçekten ölmek hakkında düşündün mü?

MULDER: Evet, bir keresinde, Capade Buzulları’ndayken.

SCULLY: Ben kanserimle savaşırken, bunun adaletsizliği ve anlamsızlığı yüzünden kızgındım. Ve sonra anladım ki, verilen mücadele buna anlam kazandırmıştı. Onu hissetmek. Yaşam gibi.

MULDER: Bence, bizim yaşamamız veya ölümümüz doğayı hiç ilgilendirmiyor. Demek istediğim, 75 yıl yaşarsan şanslısın. Eğer çok şanslıysan 80 yıl kazanırsın. Ve eğer olağanüstü derecede şanslıysan bunun 50 yılını iyi bir saçla tamamlarsın.

SCULLY: (kıkırdar) Sanırım bu Las Vegas gibi. Daima ev kazanır. (mermiyi kırar) oh! Ta – da.

MULDER: Devam et kızım.

(SCULLY, ayağa kalkar ve barutu dal yığınının üzerine boşaltır.)

MULDER: Hey, çocukken kime benzetirlerdi seni? Wilma’ya mı Betty’e mi?

SCULLY: Betty’nin koşuşturmacalığına benzetilirdim.

MULDER: Evet! Ben de.

SCULLY: Barney ile hiç evlenememiş olsa bile. Öpcüğü hoştu.

MULDER: Fakat bu gün neredeler?

(Barut parlak bir alevle yanar ve kaybolur. Ağaçlar yanmaz. MULDER güler. SCULLY, ona döner.)

SCULLY: Güve Adamlar? Gerçekten de mi?

MULDER: (başını sallar) Evet. Görünüşe bakılırsa onlardan sadece iki tane var.

(SCULLY, tekara eski yerine oturur, MULDER’ı kucağına çeker.)

MULDER: Güreşmek istemiyorum.

SCULLY: (kahkahasını bastırır) Buraya geç. Seni sıcak tutmayı deneyeceğim. (MULDER, kucağına yerleşir. SCULLY, kazayla yaralı omuzuna dokunur. ) Üzgünüm.

MULDER: Birimiz uyanık kalmak zorunda, Scully.

SCULLY: Sen uyu, Mulder.

MULDER: Eğer yorulursan, beni uyandır.

SCULLY: Yorulmayacağım.

MULDER: Neden, birşeyler... söylemiyorsun.

SCULLY: Hayır... Mulder.

MULDER: Ama, eğer birşeyler söylersen, uyanık olduğunu bilebilirim.

SCULLY: Mulder, benden şarkı söylememi isteme. Bir nağmeyi bile sürdüremem.

MULDER: Önemli değil. Sadece birşeyler söyle.

(Uzun bir duraklama. SCULLY, etrafına bakınır.)

SCULLY: (pek istekli görünmez) Jeremiah bir boğa kubağasıydı...

(MULDER’ın gözleri açılır)

SCULLY: ...iyi arkadaşlarımdan biriydi. Söylediklerinden hiçbirşey anlamazdım...

(MULDER, yüzünü saklamak için dizlerini kendine çeker)

SCULLY: ...ama şarabını içmesinde ona yardım ederdim.

(Duraklar)

MULDER: Nakarat.

SCULLY: Zevk... alın dünyadan. Tüm erkekler ve kızlar. Derin mavi denizlerdeki balıklardan zevk alın. Senden ve benden...

(Kamera ağaçlara doğru çavrilir ve parıldayan kızıl gözleri görürüz.)


SAHNE 10

(Ormanda, sabah. MULDER, yalnız uyanır.)

MULDER: Scully?!

SCULLY: (Yaklaşık 20 yard mesafede, silahını kaldırır. Birşeyler yemektedir.) Mmm... buradayım.

MULDER: Ne yapıyorsun?

SCULLY: Yemek arıyorum. Biraz yaban çileği buldum.

MULDER: Yerinde olsam çok uzaklaşmazdım.

SCULLY: Mulder, görüş alanından hiç çıkarmıyım (SCULLY kaybolur).

MULDER: Scully? (Ayağa kalkar ve nerede olduğuna bakar) Scully? Scully ? Scully!

SCULLY: (sesi) Burada, aşağıdayım.

MULDER: Nerede?

SCULLY: (sesi) Bir delikten aşağı düştüm.

(MULDER, aşağıda, 10 feet derinlikteki deliğin dibinde doğrulan SCULLY’ye bakar.)

MULDER: Sen iyimisin?

SCULLY: Evet, bir çeşit... yumuşak toprağa indim.

MULDER: Ne var aşağıda?

SCULLY: Bilmiyorum. Burası oldukça karanlık (ortamdaki pek çok asılı duran bedenden birine çarpar). Oh!

MULDER: Scully, neler oluyor? Sen iyimisin?

SCULLY: (MICHELLE’i asılı olduğu halde görür) Michelle’i buldum.

MULDER: Hayatta mı?

SCULLY: (MICHELLE’i kontrol eder) Uzun sürmez. Mulder, onu buradan çıkarmalıyız.

MULDER: Orada bir çıkış yolu var mı?

SCULLY: Bilmiyorum. Bir... bir çeşit odanın içindeyim. Bu... burada bir çeşit bağlantı var. (YARATIĞI odanın sonunda görür) Mulder...

MULDER: Evet?

SCULLY: Yalnız değilim. (Arkasını kontrol eder) Silahım yok. Mulder!?

MULDER: Dayan, silahımı aşağı atacağım.

(MULDER, silahını aşağı atar, sonra hemen yanında hışırdamalar duyar. SCULLY, MULDER’ın silahını alır, sonra MULDER’ın yanına atlamasıyla sıçrar.)

SCULLY: Aman Tanrım!! Mulder, sen iyimisin?

MULDER: (Omuzunu tutmaktadır, acı içinde yerde yuvarlanır.) Beni boş ver.

(YARATIK onlara doğru hareket etmeye başlar.)

MULDER: (doğrulurken) Scully!

(SCULLY, dört atıştan üçünü harcar. YARATIĞIN bedenine bakarlar. İnsan gibi görünmekte, ancak ağaçtan yapılmışa benzemektedir.)

SCULLY: Bak, Mulder. Bunun için mutlaka bilimsel bir açıklama vardır.


SAHNE 11

(Sonrası, MULDER ve SCULLY, delikteki ölü bedenleri istiflemektedir. Bir direkte AD NOCTVM okunur.)

MULDER: Ofis eşyalarımızın olmaması ne kadar kötü.

SCULLY: Eğer şimdi bizi görebilselerdi.

MULDER: Haydi, takım. 20 ceset daha ve sonra Balla-Fırınlanmış Jambon kazanacağız.

(SCULLY, MULDER’a bir bakış atar.)

KINSLEY (arabadaki erkek ajan): (sesi) Ajan Mulder?

MULDER: Burada aşağıdayız!

SCULLY: Aşağıdayız!

KINSLEY: Ne yapıyorsunuz aşağıda?

(MULDER ve SCULLY birbirlerine bakar.)

MULDER: Burada yaralanmış insanlar var.

SCULLY: Merdivene ihtiyacımız var.

KINSLEY: Yolda, geliyor.

(KINSLEY, kurtarma takımına koşar, STONECYPHER (kadın ajan) deliğin yanında durur.)

STONECYPHER: Hey, bu tarafa!


SAHNE 12

(Orman yanındaki yol. Ambulanslar. MICHELLE, sedyeyle ambulansa alınır. BABA da sedyeyle bir başka

ambulansa yüklenir. ANNE, onun elini öper.)

ANNE: (LOUIS’e) O iyileşecek. İyi olacak. (KINSLEY’i görür) Bir dakika.

(MULDER, kendi başına ayakta durmaktadır, omuzu bandajlıdır. KINSLEY’in etrafını insanlar çevirmiştir. ANNE, KINSLEY’in elini sıkar ve ayrılır. KINSLEY, kesiti çıkarılmış ağacın yanındaki MULDER’a gider.)

KINSLEY: Şey, tüm işi siz yaptınız ama tüm tebrikleri biz aldık.

MULDER: Hayır, tam tersine, Ajan Kinsley, eğer sizin için sakıncası yoksa, bizim bu işle hiçbir alakamız yoktu.

KINSLEY: Sahiden mi?

MULDER: (Kesitteki etikete bakar – 1521 Ponce De Leon, Gençlik Kaynağını Bulmak İçin Ayak Basmıştır) Evet, bunu gördünüz mü?

KINSLEY: Oh, evet. Yol kesildiği sırada Ajan Stonecypher’a göstermiştim.

MULDER: Ajan Scully’nin düştüğü mağarada bir şey vardı; bir yazıt – Ad Noctum.

KINSLEY: Bu, şey –

MULDER: Bu “karanlığa” demek oluyor. İspanyol Sömürgeciler, gittikleri yerlerde, uyarı olsun diye kırbaçladıkları yerliler için bu direği kullanırlardı.

KINSLEY: Öyleyse, bunu kimin yazdığını söylüyorsun?

MULDER: Ponce De Leon buraya 450 yıl önce Gençlik Kaynağı’nı bulmak için geldi.

KINSLEY: Demek istediğin bu şey... bu – bu – bu beden mi, Ajan Scully’nin vurduğu? Hayır –

MULDER: Sence ormanda geçen 400 yıldan sonra çevreye mükemmel olarak uyum sağlayamazlar mı?

KINSLEY: Uyduruyor olmalısın.

MULDER: Neden böyle dedin?

KINSLEY: (huzursuzca güler) Çünkü sen X Dosyalarında çalışıyorsun ve kendi motelinin değerini kaybetmesini istemiyorsun.

STONECYPHER: (yanlarına gelir) Arama ve Kurtarma, hala Jeff Glaser’ı veya rapor ettiğiniz ikinci yırtıcıyı bulamadı.

MULDER: Birini bile bulamazlarsa, hiç şaşırmam.

STONECYPHER: Ajan Mulder, aklım karıştı. Neden o gece, çocuğun peşinden eve geldiler?

MULDER: Bu yırtıcılar çok uzun süredir ormandaydılar. Ufak bir çocuk bile olsa, kendi hükümranlık bölgelerinde ileri gidenlere tahammülleri yoktu.

STONECYPHER: Fakat bu, ağaçlara girdiğimiz için herhangibirimizin peşinden de gelebilecekleri anlamına gelir, değil mi?

MULDER: (başını sallar ve etrafına bakınır) Ajan Scully nerede?

STONECYPHER: Oh, Ajan Scully, her ikinizin de moteldeki eşyalarınızı toplamak için geri döndü.

MULDER: Öyle mi? Afedersiniz. (K’in arabasına koşar ve gider.)

KINSLEY: Ceketim o arabadaydı (STONECYPHER ona bakar).

SAHNE 13

(MULDER’ın motel odası. SCULLY, kendi bavuluyla içeri girer. Yatakodasına ve dolaba gidip MULDER’ın eşyalarını toparlamaya

başlar. Müzik çalar)

(MULDER, arabadan inip SCULLY’nin kapısını yumruklar.)

MULDER: Scully? Scully?!

(SCULLY, MULDER’ın odasından dışarı eğilir.)

SCULLY: Mulder, neler oluyor?

MULDER: (Kendi odasına girer, bavulunu alır) Hadi gidelim buradan.

SCULLY: Tamam

MULDER: Herşeyi toparladın mı?

SCULLY: Evet.

(MULDER, odanın içine bakar ve kapıyı kapatır. Yatağın altındaki kızıl gözleri görürüz.)


SON


TheXFiles-TR isminin kullanım hakları İzmir 14. Noterinden alınan belgeyle sayfamız adına kayıt altına alınmıştır. TheXFiles-TR isminin başka kişi,kurum ve Internet siteleri tarafından kullanılması yasaktır. Site içerisinde yer alan tüm haber, metin, ve diğer içerik thexfiles-tr.net 'e aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) izinsiz kullanılamaz. Sitemizin Beyin Atölyesi, Fanfic, Fanart bölümlerinde yayınlanan yazı, resim vb. eserlerin sorumlulukları, sahiplerine aittir. Alıntı, kopya olduğu anlaşılan eserler derhal silinecektir.

Bu site The X Files hayranları tarafından hazırlanmış, dizinin Türkiye'deki hayranlarına kaynak teşkil etmesi için tamamen amatör sebeplerle oluşturulmuş bir sitedir. 1013 Productions ve 20th Century Fox ile hiçbir bağlantısı yoktur. The X Files ile ilgili tüm haklar, bu şirketlere aittir.

Copyright © 1999-2006 TheXFiles-TR