4x20 :: SMALL POTATOES

Çevirenin Notu:

Çeviriden kaynaklanan tüm hatalar bana aittir. Metinde geçen bilimsel terimlerden bazılarının açıklaması sondadır. İyi eğlenceler

------- StarbuckJr

Tiny Dancer’ın Notu:

Bu metnin orijinali Starrrbuck tarafından televizyondan yazıya dökülmüş, Dave Fox (davefox@richmond.infi.net) tarafından metne geçirilmiştir ve Tiny Dancer’ın sayfasında (http://www.assignmentx.com) eğlence amaçlı olarak sergilenmektedir.

Bu ürün, Federal Araştırma Bürosu, Ten Thirteen Yapımcılık, ya da Twentieth Century Fox tarafından onaylanmamış, desteklenmemiş veya doğrulanmamıştır. Sadece eğlence amaçlıdır ve bütün hatalar bana aittir. Hak çiğneme niyeti yoktur.


Küçük Patatesler 4x20


Tablers Halk Hastanesi Martinsburg, Batı Virginia

(Amanda bir hastane koridorunda sedyeyle götürülüyor.)
HEMŞİRE: Nasılsın tatlım? Derin nefes al... tam böyle... işte. Harika gidiyorsun!

AMANDA: Evet. Gerçekten harika. (İkinci bir hemşire sedyeye yetişiyor.)

İKİNCİ HEMŞİRE: Bayan... bayan tam adınıza ve Sosyal Güvenlik numaranıza ihtiyacım var.

AMANDA: Amanda Nelligan. 545250809.
İKİNCİ HEMŞİRE: Ve sigorta şirketiniz?

AMANDA: Atlantik Ortaklık.
İKİNCİ HEMŞİRE: Harika. Peki haber vermemiz gereken biri var mı? Bebeğin babası?

AMANDA: Ona ulaşabileceğinizi sanmıyorum.

İKİNCİ HEMŞİRE: Adını verirsen bir deneyebilirim.

AMANDA: O pek buralardan değil.
İKİNCİ HEMŞİRE: Eyalet dışından mı?

AMANDA: Başka gezegenden.

(İkinci hemşire duruyor. Sedye doğumhanenin kapısına geliyor.)

HEMŞİRE: Tamam, işte geldik. Hadi, dayan biraz.

(İçerde Amanda iki kere çığlık atıyor.)

DR ALTON PUGH: Bir daha it. İşte geliyor. Bir hız rekoru kıracağız şimdi. Çok şirin bir yüz var burda. (hemşireye) Ampul şırınga. (hemşire bir tane uzatıyor) Bu Indy 500’e benziyor. İşte omzu da geliyor. Güzel. Tamam Amanda, bitiyor.

(Doktorun gülümsemesi kayboluyor. OR hemşiresi elindeki makasları düşürüyor.)

DR PUGH: Oh.

OR HEMŞİRESİ: Tanrım.
AMANDA: (endişeyle) Ne? Ne var?

DR PUGH: Yok bir şey. Güzel bir kız. Sağlığı mükemmel. (Amanda gülümsüyor.) Sorun yok. Her şey iyi olacak. Çok sağlıklı bir kızın var.

(Bir perdenin arkasına geçiyor ve bebeği kaldırıyor. Bebeğin bir kuyruğu var.)
DR PUGH: Yüce Tanrım... bir tane daha mı?


SAHNE 1

(Mulder ve Scully arabayla bir otoyolda ilerliyorlar. Dışarda yağmur var. Scully “Haftalık Dünya Habercisi”nin bir sayısına bakıyor. Kapak fotoğrafı maymun kafalı bir bebek ve başlık da “MAYMUN BEBEKLER KÜÇÜK KASABAYI İSTİLA EDİYOR!”. Diğer başlıklar, “Micheal Jackson egzotik hayvanlarca esir alındı!” ve “ETAP’ın vurgunu yakalandı”.)

MULDER: (maymun bebeğin kafasını göstererek) Resmin biraz abartıldığını itiraf etmeliyim, ama, umm, sen ne düşünüyorsun Scully?

SCULLY: Hayır, cidden.

MULDER: İz bırakan kuyruklarla doğmuş çocuklar seni ilgilendirmiyor mu?

SCULLY: Kuyruğa benzer eklentiler. Fetuslarda da var. Coccyxleri* omurilik sıvısını kapatmak için genişler ve sonra çocuk büyüdükçe küçülür. Görülüyor ki, bu kez olmamış. Çok nadir olmasına rağmen, bunun olduğu biliniyor.

MULDER: Son üç ay içinde 5 tane, hepsi de 15 000’in altında nüfusa sahip bir kasabada mı? Bunun istatistiksel anomaliden daha fazla olduğunu söyleyebilirim.

SCULLY: Ben de. Hayır, Mulder bence haklısın, burda bir şey kesinlikle araştırma gerektiriyor. Yalnızca bizim tarafımızdan değil. Bence bu yerel sağlık departmanının işi.

MULDER: Onları aradım. Çoktan araştırıyorlarmış.

SCULLY: Peki, ımm, ilgini çeken başka ne var? Şey olabilir mi ımm... (maymun bebeğin aşağısındaki altbaşlığa: “Batı Virginia Kadınları Uzaylı Ziyaretçilerle Çiftleşiyorlar mı?” bakarak) uzaylı ziyaretçiler?

(Mulder Scully’ye gülümsüyor.)

(Amanda’nın hastane odasında, Mulder ve Scully Amanda Nelligan’la, kuyruklu bebeğin annesiyle konuşuyorlar. Mulder yatağın yanındaki bir sandalyede oturuyor. Scully yanında ayakta duruyor.)

AMANDA: Doktor bana bebeğimin, kızımın iyi olacağını söyledi. Gerçekten sağlıklı. Birkaç aylık oldu mu, sadece bir makaslık işi varmış.

MULDER: Bunu duyduğuma sevindim.

AMANDA: Evet.

SCULLY: Hamileliğin sırasında alışılmamış herhangi bir komplikasyon yaşadın mı Amanda? Doğum için herhangi bir tedavi aldın mı?

AMANDA: Hayır. Hamile kalmaya çalışmıyordum. Sanırım benim yalnız bir anne olduğumu söyleyebilirsiniz.

MULDER: Hastaneye getirildiğinde bebeğin babasının başka bir gezegenden olduğunu söylemişsin. Bununla tam olarak neyi kastediyorsun?

AMANDA: Bilirsiniz işte, o bu gezegenden değil.

MULDER: Kaçırıldın mı?

AMANDA: Ha?? Hayır, hayır, bir gün kapıma geldi ve her şey... işte, bir diğerini takip etti.

MULDER: Ama bebeğin babası bir uzaylı?

AMANDA: Hayır, hayır, uzaylı olduğunu söylemedim, başka bir gezegenden dedim. Adı Luke Skywalker. Jedi Şövalyesi olarak bilinenlerden biri.

(Mulder arkasına yaslanıyor ve omzunun üzerinden Scully’ye bakıyor.)

SCULLY: Işın kılıcı da var mıydı?

AMANDA: Hayır, getirmemişti. Yine de benim için bir şarkı söyledi. Da dum da da da da dum... (Yıldız Savaşları’nın müziğini mırıldanıyor)

(Mulder kalkıyor ve kapıya gidiyor)

SCULLY: (Amanda’yı durdurarak) Yıldız Savaşları’nı kaç kere izledin Amanda?

AMANDA: Üç yüz seksen sekiz kere. Anma gününe kadar 400’ü bulmalıyım.

(Mulder dışarı çıkıyor.)

SCULLY: Peki. Sağol.

AMANDA: Oh, durun bir dakika. Buralarda kuyrukla doğan diğer dört bebeği biliyorsunuz değil mi?

SCULLY: Hayır.

AMANDA: Luke’un onların da babası olma olasılığı yok değil mi?

(Scully düşünceli düşünceli bakıyor.)

(Mulder, Amanda’nın kuyruklu bebeğinin de olduğu bebek odasına bakıyor. Scully telefonla konuşarak koridorda geliyor. Mulder ona doğru yürüyor.)

SCULLY: (telefona) Tamam. Peki, anlıyorum. Teşekkürler. (kapatıyor.)

MULDER: En iyi atışını yap Scully, ama bence burda Luke Skywalker ve onun ışın kılıcından çok daha fazlası var.

SCULLY: Sanırım haklısın Mulder. (kapıyı açıyor. Mulder, Scully’nin cevabına şaşırmış, koridorda duruyor.) Geliyor musun?

(Bir hastane odasında Mulder ve Scully tıp kayıtlarına bakıyorlar.)

SAĞLIK DEPARTMANI DOKTORU: Bunlar beş çocuktan alınan PCR’lar. Ailelerine haber verdik. Öğlene kadar bütün kocaların kan testini bitirebiliriz sanırım, sadece emin olmak için.

SCULLY: İyi.

DOKTOR: Pek mutlu olmayacaklar. İtiraf etmeliyim, bu cevap inanılmaz belli, şahsen ben kontrol etmeye gerek görmezdim. (Ayrılıyor.)

MULDER: (Scully’ye fısıldayarak) Ne cevabı?

SCULLY: (Kayıtları gösteriyor) Burda gördüklerin, burdaki benzer bant özellikleri, hepsi sekizinci kromozomdaki ufak bir parça kaybını gösteriyor. Bu beş bebeğin her biri, beş farklı kadından doğmuşlar, hepsi de aynı babayı paylaşıyorlar.

MULDER: Gerçekten mi?

SCULLY: Daha önceden düşünmem gerekirdi. Bu çeşit fazlalıklı doğum hataları genellikle aileden geçerler.

MULDER: Yani babalarının da mı kuyruğu var?

SCULLY: Şu ana kadar büyük olasılıkla ameliyatla aldırmıştır ama.

MULDER: Nasıl olur bu?

SCULLY: Kuşlar ve arılar ve maymun bebekler Mulder.

MULDER: Kuşlar yapıyor, arılar yapıyor, hatta eğitimli doktorlar da yapıyor. Bu beş kadının tamamı aynı jinekologa gidiyorlarmış değil mi?

SCULLY: Evet, kasabadaki tek jinekologmuş.

MULDER: Ve dört kadının dördü de, Amanda Nelligan hariç diğer evli olanların hepsi, kayıtlara göre gebelikle sonuçlanan suni döllenme tedavisi almışlar.

SCULLY: Yani diyorsun ki, doktorun bu işte parmağı olabilir.

MULDER: Aksini düşünmemek için yeterli neden var.

Jinekolog Doktor Alton Pugh’un Ofisi

(Mulder ve Scully doktorun ofisine geldikleri sırada, bir çift tartışarak ofise doğru ilerliyor.)

FRED: Baboo, bak. Bırak ben halledeyim, tamam mı?

BABOO: Bence bulabileceğimiz en iyi avukatı bulalım, çünkü dava açmaya kesin kararlıyım. Tüm diyeceğim bu Fred.

FRED: Baboo bak, bırak da konuşmayı ben yapayım, tamam mı?

BABOO: Tamam. Sadece dava açacağımızı söyle ona.

FRED: (Mulder ve Scully’nin de ofise doğru ilerlediklerini görerek) Oh, siz de, ha?

(Mulder ve Scully birbirlerine bakıyorlar. Ofisin girişinde, doktorun etrafını sarmış birçok sinirli çift var.)

FRED: Ne halt karıştırdın sen ha?

BABOO: Evet, Alton!

DİĞER SESLER: Evet! Ne yaptın?

DR ALTON: Ben bir şey yapmadım. Bakın, her şeyi yoluna koyacağız, söz veriyorum. Lütfen, herkes sakin olsun.

FRED: Sakın bana sakin olmamı söyleme. Spermime ne oldu ha?

İKİNCİ ADAM: Evet benimkine de!

İKİNCİ KADIN: Kiminkini kullandın?

İKİNCİ ADAM: Kuyruklu bir bebeğe sahip olmak yeterince kötü ve şimdi onun bile sana ait olmadığını öğreniyorsun! (tekrar içeri giren Mulder ve Scully’ye bakarak) Tanrı Aşkına Alton, bizden daha kaç tane var?

MULDER: Aah, ben Özel Ajan Mulder, Federal Araştırma Bürosu’ndan, ve bu da Ajan Scully. (kimliğini gösteriyor)

FRED: Harika! Şu pisliği tutuklayın.

İKİNCİ ADAM: Evet, tutuklayın şu herifi.

SCULLY: Sakin olun, kimse tutuklanmayacak.

MULDER: Evet, buraya neler olduğunu bulmaya geldik.

FRED: Alton benim spermimi kullanmadı.

DR ALTON: Kesinlikle kullandım. Siz bayanların hepsi kocasının kendi spermiyle döllendi, başkasınınkiyle değil.

MULDER: Neden suni döllemeye gerekti?

DR ALTON: Sperm hareketliliğiyle ilgili bir sorun. Benim uyguladığım rahim içi yöntemin yaklaşık %40 başarı şansı vardı. Dört defa üst üste başarılı olunca ben de şaşırdım. Şu an aklıma gelen tek şey...

ÜÇÜNCÜ ADAM: Ne?

DR ALTON: Belki de hiç başarılı olmamıştır.

BABOO: (Alton’un üzerine yürüyerek) Sen ne diyorsun Alton?

FRED: Tatlım...

BABOO: Hayır, bununla ne kastettiğini bilmek istiyorum. 1989’dan beri bir adamla beraber olmadım, tabii seni saymazsak.

(Mulder koridora yöneliyor.)

DR ALTON: Bakın, kimseyi bir şeyle suçlamıyorum. Tüm dediğim kuyruklu bir bebek doğuran son hastamın suni döllenme yapmadığı. Yani siz yanlış bebek doktorunu suçluyorsunuz!

(Mulder bir odaya giriyor ve lavaboyu tamir eden bir hizmetli görüyor.)

MULDER: Merhaba

EDDIE: Merhaba.

(Eddie lavabonun altına eğiliyor, ve Mulder Eddie’nin kuyruksokumunda bir yara izi görüyor.)

MULDER: Afedersin. Federal Araştırma Bürosu’ndan bir ajanım. Sana birkaç soru sorabilir miyim?

EDDIE: Ah, evet tabii.

(Eddie birden odadan dışarı fırlıyor ve koridordan kliniğin önüne doğru koşuyor. Mulder sıkıntısını belli eder şekilde içini çekiyor ve peşinden koşuyor. Eddie’yi koridorda Scully’nin ve diğerlerinin az önünde yakalayıp yere düşürüyor.)

MULDER: Scully, şuna bak.

(Eddie’nin pantolonunu çekiyor ve yara izini gösteriyor.)

İKİNCİ KADIN: Tanrım.

ÜÇÜNCÜ KADIN: Bu mu? Bu o mu?

(Bir sorgulama odasında, masanın üzerinde babalık testi sonuçları duruyor. Eddie etikete bakıyor: “Babalık testi: Van Blundt, Edward H.”)

SCULLY: Beşte beş.

EDDIE: Adımı yanlış yazmışlar. Sessiz H’yle, Van Blundht olacak. B-l-u-n-d-H-t.

MULDER: Oh, hallederiz onu.

EDDIE: Birçok insan yanlış yazıyor. Hollandaca ya da öyle bir şey. Gidebilir miyim artık?

SCULLY: Hayır. Önce açıklığa kavuşturmamız gereken şeyler var.

MULDER: Evet. Mesela nasıl yapıyorsun?

EDDIE: Ne kastediyorsunuz nasıl yapıyorum?

SCULLY: Beş çocuğun babasısınız Bay Van Blundht. Haberiniz var mı yoksa? (Eddie omzunu silkiyor.) Beş kadının sizin sperminizle nasıl döllendiğine bir açıklama getirebilir misiniz?

EDDIE: Çok romantikmiş gibi söylüyorsunuz.

MULDER: Yani işin için de aşk da mı var diyorsun?

EDDIE: İnanması neden bu kadar zor ki? Sadece bir kuyrukla doğdum diye hiçbir kadın beni istemeyecek mi? Belki de ...bir kişiliğim vardır. Bunu hiç düşündün mü?

SCULLY: O kadınlarla seks mi yaptın? Nasıl oluyor da hiçbiri böyle bir şeye dair en ufak bir ayrıntı hatırlamıyorlar?

EDDIE: Bakın, öyle bir şey söylemedim. Tek söylediğim, teorik olarak bazı kadınlar çocuk sahibi olmak istedilerse, kocaları da ....yeterli değillerdi, ve herkes mutlu ve kimsenin canı yanmadı, yani teorik olarak, suç olan ne?

(Scully dışarı çıkıyor. Mulder Eddie’ye bir süre daha bakıyor, sonra test sonuçlarını toplayıp Scully’nin peşinden çıkıyor.)

(Mulder ve Scully odanın dışındalar.)

MULDER: Eğer neler olduğuna dair teorimi bekliyorsan, bu sefer yok.

SCULLY: Benim var. (kollarını çaprazlıyor) Ah, dünyadaki tüm kadınların lehine, bunun ortaklaşa kararlaştırılmış seksle bir ilgisi olduğundan çok şüpheliyim. Bence Rohipnol tecavüzün bir çeşidi var burda.

MULDER: Bir sakinleştirici mi? Bunu düşünmemiştim.

SCULLY: Randevu tecavüzü ilacı da denir. Yüksek dozları çekingenlikte azalmaya ve hafıza kaybına neden olur. Şimdi, eğer Van Blundht bu ilacı o kadınlara özellikle alkolle beraber vermeyi başardıysa...

MULDER: Evet, ama ne zaman ve nerde onlara yaklaşma fırsatı bulmuş olabilir?

SCULLY: Hastane parkındaki işi sayesinde bu kadınları tanımladı. Ordan onları her yere takip etmiş olabilir, bir bara ya da bir gece kulübüne mesela.

MULDER: O kadınlar pek tek başlarına içemeye gidecek tiplere benzemiyor.

SCULLY: Bence biz kontrol ederken onu gözaltında tutmaya yeter bu.

(Scully uzaklaşıyor. Mulder sorgulama odasının kapısına bakıyor ve Eddie’nin kapının penceresinden ona baktığını görüyor.)

(Polis karakolunda Eddie, bilgisayara adını yazan bir memur tarafından sorguya çekiliyor. “Blundt” olarak yazıyor.)

EDDIE: Ah, adımı yanlış yazdınız. B-l-u-n-d-H-t olacak. Sessiz “H” ile.

MEMUR: Adres.(Eddie cevap vermiyor ama ona dikkatle bakıyor.) Bana gözlerini dikmeyi kesip adresini söylemeni şiddetle tavsiye ederim.

EDDIE: 17 Prospect Park Yolu, Martinsburg, 25401.

MEMUR: Tamam, Bay Van Blund-Ht. Telefon numaranızı verin.

(Eddie cevap vermiyor ve memur ona bakıyor. Eddie memurun bir kopyası halini almış.)

MEMUR: Bu da ne?

(Eddie masadan bir nesne alıyor – üniformalı bir domuz heykeli- [TD'ın NOTU: Bana bir domuz kumbarası gibi geliyor] ve memurun kafasına vuruyor.)

MEMUR KILIĞINDAKİ EDDIE: (memura doğru bakarak) H sessiz olacak.

SAHNE II

(Birkaç saat sonra polis karakolunda, Scully başka bir polisle konuşuyor. Memur kenarda, başı bandajlı duruyor.)

POLİS: Curtis’in saatler önce çıktığına yemin edebilirim. Bana iyi geceler falan dedi. Bu sabah onu masanın altına atılmış buluyorum.

SCULLY: Memur Bey, dün gece neler olduğunu hatırlamadığınızdan emin misin?

MEMUR: Adam beni bayılttı. Ama o adam değildi. O bendi. Başım acıyor.

MULDER: (Mulder masadaki zili çalıyor ve Scully ona doğru yürüyor.) Soyunma odasında Van Blundht’ın giysilerini buldum. Memurun diğer üniformasını giyip burdan çıkmış olmalı.

SCULLY: Kafasına vurduktan sonra.

MULDER: Bir teorim var. Duymak ister misin?

SCULLY: Van Blundht bir şekilde fiziksel olarak onu yakalayan kişinin kılığına girdi, sonra da herkesi aptal yerine koyarak çıkıp gitti mi?

MULDER: Hey Scully, sence çini desenimi seçmeliyiz?

SCULLY: Mulder, neden basit olan cevabı düşünmüyorsun? Memur, kafasına aldığı o darbeyle polis köpeği McGruff’ı saldırganı olarak tanımlayabilir.

MULDER: Şerifin gördüğüne ne demeli peki?

SCULLY: İki adam, kabaca aynı ölçülerde, aynı renkte. Üniformayı da ekleyince, sabahın üçünde bir adamın, birini bir başkasıyla karıştırmasının nasıl mümkün olabileceğini baya iyi açıklıyor.

MULDER: Tam aksine benim teorim de dört kadının Van Blundht’ı kocalarıyla nasıl karıştırdıklarını, ve Amanda Nelligan’ın onu nasıl Luke Skywalker sandığını baya iyi açıklıyor. İkimiz de daha önce buna benzer bir şey gördük Scully.

SCULLY: Yani sen Van Blundht’ın bir, bir uzaylı olduğunu mu söylüyorsun?

MULDER: Uzayda film parklarından yoksa hayır. Bu biraz daha farklı.

17 Prospect Park Yolu

(Mulder ve Scully Van Blundht’ın evine doğru yürüyorlar.)

MULDER: Hey Scully, eğer bir günlüğüne bir başkası olabilseydin, kim olurdun?

SCULLY: Umarım kendim olurdum.

MULDER: Çok sıkıcı! Diyorum ki, bir günlüğüne başka birinin varlığını denemeyi hiç istemez miydin, hayatını başkası olarak yaşamayı?

SCULLY: Başka biri gibi görünmek, Mulder, ve başka biri olmak tamamen farklı şeyler.

MULDER: Eh, belki de değildir, yani demek istediğim etrafındaki herkes sana başkasıymışsın gibi davranacak, ve sonuç olarak bizi biz yapan belki de diğer insanların bize tepkileridir.

(Evin verandasına ulaşıyorlar.)

SCULLY: Tamam o zaman. Eleanor Roosevelt.

MULDER: Ölmüş biri olamaz.

SCULLY: Niye olmazmış?

(Mulder yan bahçede yaprak toplayıcısıyla çalışan bir adam bakıyor. Adam Mark Hamill’e benziyor.)

MULDER: İşte.

(Kapının yanındaki harflerde “VAN BLUNDHT” yazıyor. Mulder yanından geçerken, “H” düşüyor. Kapı açılıyor.)

EDWARD: Verandamda gizli gizli ne yapıyorsunuz siz?

MULDER: Biz ah...biz FBI’danız. (Scully kimliğini gösteriyor.) Burası Edward Van Blundht’ın evi mi?

EDWARD: Evet, benim.

MULDER: Biz oğlunuzu arıyoruz, Eddie junior’ı.

EDWARD: Eddie? O moron bu sefer ne yaptı?

(Evin içinde Mulder pencereden dışarı bakıyor, yine Mark Hamill’e benzeyen adama.)

EDWARD: Beş kadın mı? Oh, Tanrım. Başka bir şey var mı?

SCULLY: Evet, ah, gözaltından kaçarken şerifin memurlarından birine saldırdı.

EDWARD: Kötü mü yaralanmış?

SCULLY: Neyse ki hayır.

EDWARD: Eh, en azından bunun için şükürler olsun.

SCULLY: Efendim, oğlunuzun nerde olabileceği hakkında bir fikriniz var mı?

EDWARD: Keşke olsaydı. Üzgünüm. İki gündür görmedim onu.

(Mulder, duvarda kuyruklu bir adamı gösteren postere bakıyor. Posterde “Maymun Adam Eddie’yi Görün” yazıyor.)

MULDER: Bu... bu siz misiniz?

EDWARD: (posterdekine benzer bir poz yapıyor) Tek ve yegane! Hey, görmek ister misiniz?

(Edward kemerini çıkarmaya başlıyor, Mulder istekle başını sallıyor.)

SCULLY: Hayır! (Mulder’a bakıyor) Hayır. Hayır sağolun.

(Hem Edward, hem Mulder hayal kırıklığına uğramış görünüyorlar.)

EDWARD: Oğlum kendininkini, ah, daha bir çocukken aldırdı. Ben yapmasına izin verene kadar hep başımın etini yedi. İşte.

(Onlara bir dergi uzatıyor. Üzerinde bir ameliyat masasında yüz üstü yatan bir çocuk ve onun kuyruğunu tutan doktorlar var. Başlıkta “Bir kuyruk Masalı” yazıyor.)

EDWARD: Ona bunun bir hata olduğunu söyledim. Oğlum, dedim, çok bakmayacaksın. Atlet değilsin, ve emin ol, Einstein da değilsin. Ama en azından bir kuyruğun var. Olmasaydı sadece küçük patatesler olurdun. Ama dinlemedi.

MULDER: Oğlunuzun bundan başka değişik tıbbi durumları oldu mu, yani kuyruktan başka?

EDWARD: Bay Mulder, o çocuk hasta doğdu. Güneyde pellegra dediklerinden görmeye alışığız-

MULDER: Afedersiniz efendim, adımın Mulder olduğunu nerden bildiniz?

EDWARD: Ortağınız söyledi.

SCULLY: Yo hayır, söylemedim.

(Mulder Edward’ı şüpheyle süzüyor. Edward, yakalandığını anlayıp koşarak evin arkasına kaçıyor.)

MULDER: (peşinden koşarak) Bu o!

(Scully ön kapıya koşuyor. Mulder Edward’ın giydiği kırmızı bornozu buluyor. Etrafta birçok erkek görüyor, bir tane köpek gezdiren, bir tane çöp atan, bir tane çimleri kesen ve bir tane de çitleri budayan. Scully yaklaşırken yerden bornozu alıyor.)

MULDER: Yaşlı bir adam için baya çevik, değil mi?

SCULLY: Eddie junior, babası değil.

MULDER: Hangisi olursa olsun, sence de bir sırrı olan biri değil mi?

(Bornozu Scully’nin omzuna atıyor.)

(Yakınlarda, Baboo bebeğinin altını değiştiriyor. Bebekte de kuyruğun olduğu yerde bir bandaj var. Eddie, Fred kılığında eve girip hızla kapıyı kapatıyor.)

BABOO: Tatlım, bu kadar erken napıyorsun burda?

(Fred kılığındaki Eddie kapıyı kilitliyor. Bir şey söylemiyor, ama koridoru gösteriyor, sonra da hızla o tarafa yürüyor. Koridorun sonundaki banyoya girip kapıyı arkasından kapatıyor. Baboo bebeği kucağına alıp peşinden geliyor.)

BABOO: Fred?

(Fred kılığındaki Eddie banyoda suyu açıyor.)

BABOO: (banyonun dışından) Tatlım? Fred, iyi misin?

(Eddie tekrar kendi kılığına girmiş durumda.)

EDDIE: Her şey yolunda.

BABOO: Bu sabah üzerinde giydiklerine ne oldu?

EDDIE: Sonra anlatırım. Bana birazcık izin ver, tamam mı? Ah... Baboo.

BABOO: Tamam, tatlı patatesim.

(Tekrar Edward’ın evinde, Mulder ve Scully etrafa bakıyorlar.)

MULDER: Ben yukarıya bakacağım.

(Scully aşağıda kalırken, Mulder yukarı çıkıyor. Bir dolap açıyor ve bir sürü şey çokça gürültü yaparak dökülüyor.)

MULDER: Ben iyiyim.

SCULLY: (Aşağıdan) ne?

(Mulder tavan arası merdivenlerinden sallanan bir ip görüyor ve Scully yukarı çıktığı sırada ipi hafifçe çekiyor. Tavan arası kapağından beyaz bir toz dökülüyor. Birazı Mulder’ın yüzüne dökülüyor ve Mulder tükürerek geri çekiliyor.)

MULDER: Oo, bu sönmemiş kireç. Yukarda dahası var.

(Mulder tavan arası kapağını açıyor, daha fazla kireçle beraber bir ceset aşağı düşüyor. Cesette bir kuyruk var.)

MULDER: Hiç de çevik değil. Sence düşünce mi öldü?

(Tekrar Fred ve Baboo’nun evinde, Fred eve döndüğünde Eddie hala banyoda.)

FRED: Baboo! Ben geldim!

EDDIE: Oh... lanet.

FRED: Erken geldim. (ona inanamayarak bakan Baboo’ya) ne?

BABOO: Az önce burdaydın. Banyoya girdin.

FRED: Ne?

(Eddie ne yapacağını düşünürken, Fred ve Baboo yavaşça banyoya yaklaşıyorlar. Kapının altından bir gölge görüyorlar.)

FRED: Banyoda biri var!

(Fred tam kapıya uzanırken, kapı içerden hızla açılıyor. Eddie Mulder kılığına girmiş.)

MULDER KILIĞINDAKİ EDDIE: İçerisi temiz.

SAHNE III

(Morgda, Scully yüzünde maskeyle, Edward’ın cesedi üzerinde motorlu bir testere kullanıyor. Mulder içeri girince duruyor.)

MULDER: Evet, Maymun Adam Eddie’yi ne öldürmüş?

SCULLY: Söylemesi zor. Sönmemiş kireç onu korumakla beraber dokuyu yakmış, yani onu öldüren henüz anlayamadığım iki şeyden biri.

MULDER: Öbür şey ne?

SCULLY: Sanırım bu. Çizgili kas dokusu.

(Mulder’a bir bilgisayar ekranındaki mikroskop görüntüsünü gösteriyor.)

MULDER: Farklı olan ne burda?

SCULLY: İçinde ve çevresinde, hiçbir şey. Yalnız nerde bulduğuma gelince-

MULDER: Nerden buldun?

SCULLY: Her yerde. Tüm vücudunda. Gördüğüm kadarıyla, bu adamın derisinin dermal tabakasının tamamı alttan ince bir istemli kas katmanıyla desteklenmiş. Bu normal değil. Bu adamın vücudu tam bir bilimsel örnek, çok şükür korunmuş ve sağlam.

(Mulder Edward’ın cesedine yaklaşıyor ve kuyruğuna elliyor. Kuyruk elinden düşüyor. Şaşırıyor ve dönüp Scully’nin görüp görmediğine bakıyor. Scully görmüyor, ve Mulder kırık kuyrukla Scully’nin arasında duruyor.)

SCULLY: Başka bir deyişle, insan vücudunda altı yüz elli dört kas vardır, ve anlaşılan bu adamda altı yüz elli beş tane var.

MULDER: Imm, bunun ah, bir kuyruğu olmasıyla ilgisi olabilir mi?

SCULLY: Muhtemelen. Bağlantılı bir gen defekti olabilir.

MULDER: Bu ... kasın... ah.. görevi .... ne olabilir?

(Mulder ümitsizce kırık parçayı cesede tutturmaya çalışıyor.)

SCULLY: Bence de, Mulder. Belki hiç. Atforiye uğramış gibi görünüyor, ama böyle görünmesinin sebebi mumyalama da olabilir.

(Mulder Scully yüzünü dönüyor, ama arkasından hala kırık kuyrukla uğraşıyor.)

MULDER: Bu “babadan oğula” cinsi bir şey olabilir mi?

SCULLY: Ne demek istiyorsun?

MULDER: Ah, Eddie jr’ın babasıyla aynı anormal kas yapısına sahip olma olasılığı var mı?

SCULLY: Belki. Ne düşünüyorsun?

MULDER: Tamam, mm, eğer bu kas tabakası tüm derinin altında yer alıyorsa, belki de derinin şeklini ve yapısını değiştirmede kullanılıyordur. Bu da neden kendi babası veya aynı mantıkla herhangi biri gibi görünebilen bir adam aradığımızı baya iyi açıklıyor.

SCULLY: Bu adamın sadece bir ikizinin olması Mulder, daha akla yatkın değil mi?

(Mulder en sonunda kuyruğu ceset üzerinde hassas bir dengeye koymayı başarıyor.)

MULDER: Araştır bunu. (kapıya yöneliyor)

SCULLY: Nereye gidiyorsun?

MULDER: Van Blundht’ın izlediği yöntemle ilgili bir şeyi anlamıyorum. Kurbanları hamile kalmak isteyen dört kadın...

SCULLY: ... ve bir tane de istemeyen.

(Mulder başıyla onaylayıp çabucak çıkıyor. Kapı kapanırken, kuyruk cesetten ayrılıyor ve yere düşüyor. Scully kuyruğa bakıyor.)

(Amanda’nın hastane odasında hemşire Amanda’ya bebeğin getiriyor. Bir kapıyı çalıyor.)

AMANDA: Girin!

MULDER: Afedersiniz Bayan Nelligan. Rahatsız ettiğim için üzgünüm.

AMANDA: Yo, yo, rahatsız etmiyorsunuz.

MULDER: Size sormak istediğim ah, birkaç ek sorum vardı.

AMANDA: Tamam. (bebeği hemşireye veriyor.)

HEMŞİRE: İşte gidiyoruz tatlım.

AMANDA: Bay bay!

HEMŞİRE: Sonra tekrar geliriz.

(Bebekle beraber ayrılıyor.)

AMANDA: Bilirsin, gerçekten çok, çok harika bir sigortam var diye beni hastanede bu kadar uzun tuttuklarını sanıyordum. Meğerse bir çeşit kaçık olduğumu düşündükleri için tutuyorlarmış beni. Bebeğime yaklaşabilecek kadar güvenli olduğumdan emin olmak istiyorlar.

MULDER: Bedava kablolu. (amanda gülüyor. Mulder yatağa oturuyor.) Sana sormak istediğim... bu adamı tanıyor musun?

(Eddie gerçekten çok aptal göründüğü bir resmini gösteriyor.)

AMANDA: Ohh.. evet... ıyyy. Bu Eddie Van Blundht.

MULDER: Bana onun hakkında ne söyleyebilirsin?

AMANDA: Bütün liseyi beraber okuduk. (Mulder gülümsüyor.) Oh, tanrım...

MULDER: (Gülmeyi kesiyor) Ne?

AMANDA: Hiçbir şey, bir çeşit zavallı. (Mulder’ın yüzü acıya bürünüyor) Dönüp de arkana baktığında, bilirsin, Tanrım, ben ne düşünüyordum? NE düşüyordum? dediğin tiplerden.

MULDER: Peki... onu ah, özellikle zavallı yapan nedir?

AMANDA: Bilmiyorum. Her şey. Sanki bir milyon sinir edici kişisel alışkanlıkları vardı. Bilirsin işte, ne aşk, ne tutku, ne kontrol, hiçbir şeyle ilgisi yok. Yani, şimdi bir hademe falandır. Çok garip bir ailesi vardı, babası bir sirkteydi galiba. Bilmiyorum. Tanışmamıza hiç fırsat vermedi, tanrıya şükür.

MULDER: (incinmiş görünüyor) Birkaç iyi özelliği olmalı ama.

AMANDA: Aslında evet, doğru, herkesin biraz vardır. Evet, iyi zamanlarımız oldu. Yıldız Savaşları’nı gerçekten çok severdik, nerdeyse her hafta sonu izlerdik. Baya hoştu. (Mulder gülümsüyor.) Ama Luke değildi, bu kesin. (Mulder’ın gülümsemesi kayboluyor) Eddie hakkında ne bilmek istemiştiniz?

MULDER: (yavaşça) Resmi FBI işi.

AMANDA: Vav!

MULDER: (Ona bir gül veriyor) Bu mutlu anınızı ... kutlamak istemiştim.

(Üzgün bir halde kapıya gidiyor.)

AMANDA: Teşekkürler. Güç sizinle olsun!

MULDER: Hı hı.

(Mulder koridorda yürürken, gerçek Mulder hemşire masasına geliyor.)

MULDER: (hemşireye) Amanda Nelligan’ı görmeye geldim.

(Mulder kılığındaki Eddie Mulder’ı görüyor ve koridorun karşısına geçiyor.)

(Ç.N: Mulder kılığındaki Eddie’yle Mulder arasında bir fark var. Mulder’ın kravatı Eddie’ninki gibi düzgün değil –ne zaman düzgün oldu ki?-)

HEMŞİRE: Koridorun ilerisinde. Orda.

(Mulder Amanda’nın kapısını çalıyor.)

AMANDA: Girin! (Mulder giriyor.) Hayır, yani gerçekten, neden Eddie’nin hakkında konuşmak istediniz?

MULDER: Eddie’nin hakkında mı?

AMANDA: Neden buraya gelip de bana onun hakkında o kadar soru sordunuz?

(Mulder şaşırıyor. Cep telefonu çalıyor.)

MULDER: (telefona) Mulder.

(Fred ve Baboo evlerinden arıyorlar.)

FRED: Ajan Mulder, ben Fred Nieman. Şimdi banyomuza girmemizin bir sakıncası var mı?

MULDER: Afedersiniz?

FRED: Bu akşama doğru banyomuza girebiliriz diye umuyordum. Polisin geleceğini ve birkaç parmak izi alacağını söylemiştiniz, ama dört saatten fazla oldu.

MULDER: Ih ıh.

FRED: Bu adamı yakalamanıza yardım etmek istiyoruz, ama burda çok zor anlar yaşadığımı söylemeliyim. Yani, nasıl oldu da benim banyomda bir şüpheliyi kovaladınız?

BABOO: (Fred’e) Giysiyi unutma.

FRED: Ve benim siyah takımıma ne ihtiyacınız vardı?

MULDER: Üzgünüm Bay Nieman, sizi daha sonra ararım. (Amanda’ya) Ben az önce burdaydım. Nereye gittim?

AMANDA: Hı?

(Mulder el sallayıp çıkıyor, koridorda hemşireyle karşılaşıyor.)

MULDER: Burda bir adam vardı. Aynı bana benziyordu. Nereye gittiğini gördün mü?

HEMŞİRE: (şaşırmış bir halde) Koridorun sonunda ... erkek soyunma odasına.

MULDER: Teşekkürler.

(Mulder soyunma odasına giriyor ve silahını çekiyor. Dolapların diğer tarafında bir güvenlik görevlisi pantolonunu giyiyor.)

MULDER: Hey.

GÜVENLİK GÖREVLİSİ: Hey.

(Adam Mulder’ın silahı olduğunu görüyor ve önündeki sıranın üzerindeki silahına uzanıyor, ama Mulder silahını adama doğrultuyor.

MULDER: Van Blundht...

GÖREVLİ: Kim?

MULDER: (silahını ona doğru tutarak) İyi düşün. Kaldır ellerini. Arkanı dön.

(Görevli dediklerini yapıyor ve pantolonu aşağı düşüyor.)

MULDER: Ellerin havada kalsın. Şimdi indir aşağı. (Görevliyi kelepçeliyor.) Eğer sen değilsen, ilerisi için özür dilerim.

GÖREVLİ: Napıyorsun sen?

MULDER: Pantolonunu giy.

(Dr. Pugh üzerinde bir havluyla duştan çıkıyor. Mulder dönüyor ve silahını ona doğrultuyor. Pugh havluyu düşürüyor. Mulder’ın gözleri aşağı kayıyor, sonra iki adama da bakıyor.)

(Mulder iki adamı da soyunma odasındaki bir boruya kelepçeliyor.)

DR PUGH: Ne? Bu sefer ne yaptım?

MULDER: Burda sizden başkası var mı?

GÖREVLİ: Hayır.

MULDER: Özür dilerim. Sadece biriniz benim aradığım kişi. Umarım. Birkaç kan testinin sonuçlarını bekleyeceğim ve sonra da diğerini serbest bırakacağım. Neden oturup biraz sakinleşmiyorsunuz? Elbiselerinizi kaybetmeyin, tamam mı?

(Telefondan Scully’yi arıyor.)

SCULLY: (telefonda) Scully.

MULDER: Hey, benim. Sanırım hemen hastaneye gelsen iyi olur, tamam mı?

SCULLY: Geliyorum.

(Mulder telefonu kapatıyor, ancak yukarda bir ses duyuyor. Yukarı bakıyor, floresan lambalardan bir çiftin yanıp söndüğünü ve tavan döşemesinin aralık olduğunu görüyor. Uzanıp döşemeyi kenara itiyor.)

EDDIE: (tavanda) Sen lanet yakışıklı bir adamsın.

(Eddie tavandan Mulder’ın üzerine düşüyor.)

(Bir süre sonra, Scully koridordan Mulder’a doğru yürüyor. Mulder kafasına bir buz torbası tutuyor. Kelepçelediği iki adamla tartışıyor.)

(Ç.N: Bu gerçek Mulder değil. Kravatı düzgün.)

GÜVENLİK GÖREVLİSİ: Bana silah çektiniz. Sonra da kelepçelediniz.

MULDER KILIĞINDAKİ EDDIE: Ne yaptığımı biliyorum.

GÜVENLİK GÖREVLİSİ: Dava açacağım.

MULDER KILIĞINDAKİ EDDIE: Üzgünüm.

GÜVENLİK GÖREVLİSİ: Başınız büyük derde giriyor.

MULDER KILIĞINDAKİ EDDIE: Üzgünüm.

DR PUGH: Hala anlamıyorum. Size suçlu gibi mi görünüyoruz?

MULDER KILIĞINDAKİ EDDIE: Bakın, dediğim gibi ...

GÜVENLİK GÖREVLİSİ: Kesinlikle. Aklında ne vardı senin?

MULDER KILIĞINDAKİ EDDIE: Üzgün olduğumu söyledim.

SCULLY: Neler oluyor?

MULDER KILIĞINDAKİ EDDIE: (bir polise) Burda işim bitti mi?

POLİS: Evet. Yeterli tanımlama var elimizde. Gelin bakalım.

(Scully ve Mulder kılığındaki Eddie diğerlerinden ayrılıyorlar.)

SCULLY: Neler oldu burda?

MULDER KILIĞINDAKİ EDDIE: Van Blundht beni şaşırttı. Beni bayılttı ve sonra da kaçtı.

SCULLY: İzini buldun mu?

MULDER KILIĞINDAKİ EDDIE: Hayır, ama yerel güçler bir polise saldırdığı için her yerde onu arıyor. Eninde sonunda yakalayacaklar.

SCULLY: Ne yani? İşimiz bitti mi?

MULDER KILIĞINDAKİ EDDIE: Seni buraya sürüklediğimi biliyorum Scully, ama bütün bunların zaman kaybı olduğunu düşünmeye başlıyorum.

SCULLY: Yani bu bir Gizli Dosya değil mi sence?

MULDER KILIĞINDAKİ EDDIE: (şaşırarak) Hayır. Hayır, bence bu sadece... küçük patatesler.

(Mulder uzaklaşıyor, bu sefer Scully şaşırmış görünüyor.)

(Aşağıda hastane bodrumunda Mulder küçük bir kafese kapatılmış. Kafes asma kilitle kilitlenmiş ve kapıda şöyle yazıyor: “Anahtarlar için hademeyi bulun”.)

MULDER: (bağırarak) Hey? Heeeyy!! Çıkarın beni burdan!

SAHNE IV

(Mulder hala kafeste kilitli.)

MULDER: Heey! Aşağıdayım! Yardım edin!

(Boşuna kapıyı tekmeliyor. Kafeste birinin yemeği duruyor: bir sandviç, bir elma ve açılmış bir Perk Cola.)

FBI Genel Merkezi

Washington D.C.

(Mulder ve Scully Skinner’ın ofisindeler. Skinner raporu okuyor. ‘Mulder kılığındaki Eddie’ Scully’ye bakıyor, sonra onun gibi bacak bacak üstüne atıp kollarını çaprazlıyor.)

SKINNER: (iç çekiyor) Hanginiz yazdı bunu?

MULDER KILIĞINDAKİ EDDIE: Ben efendim.

SKINNER: Federal Araştırma Bürosunu yanlış yazmışsın.

MULDER KILIĞINDAKİ EDDIE: Hata olmuş.

SKINNER: İki kere. Ajan Scully, bulduğunuz cesede ne oldu? Bir ölüm sebebini bulabildiniz mi?

SCULLY: Evet efendim. Ölü, Edward Van Blundht, doğal sebeplerden dolayı ölmüş ... özellikle kalp hastalığı ve ileri yaştan.

MULDER KILIĞINDAKİ EDDIE: Yaşlı adamın sosyal güvenlik hesabını kullanabilmek için oğlunun babasını tavan arasında sakladığını düşünüyoruz.

SCULLY: Büyük olasılıkla.

SKINNER: Yani oğlu katil değil?

MULDER KILIĞINDAKİ EDDIE: (aceleyle) Yo, hayır. Kesinlikle.

SKINNER: Ama bir tecavüzcü.

(‘Mulder kılığındaki Eddie’ kaşlarını çatıyor.)

SCULLY: Adını ulusal cinsel suçlular veri bankasına girdim. Batı Virginia eyalet polisinde bir fotoğrafı ve tanımı var ve yerel güçlerle beraber çalışıyorlar. Tahminimce yakında tutuklarlar.

(‘Mulder kılığındaki Eddie’nin yüzünde acayip bir ifade var. Skinner ona bakıyor ve yüz ifadesi anında normale dönüyor.)

MULDER KILIĞINDAKİ EDDIE: Bu da olayı kapatıyor.

(‘Mulder kılığındaki Eddie’ ve Scully merdivenlerden aşağı, bodrum katına iniyorlar. ‘Mulder kılığındaki Eddie’ Scully’nin omzuna dokunuyor.)

MULDER KILIĞINDAKİ EDDIE: Ee Scully, bu akşam napıyorsun? Planın var mı?

SCULLY: Bugün Cuma olduğuna göre, penoloji** eleştirisi için yazdığım incelemeyle ilgili biraz daha çalışabilirim diye düşünmüştüm.

MULDER KILIĞINDAKİ EDDIE: Oh.

SCULLY: “Sabıkalı Suçlularda Azalmış Asetilkolin Üretimi”

MULDER KILIĞINDAKİ EDDIE: Hı hı.

SCULLY: Yine de aslında bunu ekerim sanırım.

MULDER KILIĞINDAKİ EDDIE: (umutla) Gerçekten mi?

(Eddie ofisinin kapısını açmak için bir sürü anahtar deniyor, ama doğru olanı bulamıyor. Scully’nin dikkati dava dosyasında, farketmiyor.)

SCULLY: Evet, itiraf etmeliyim Mulder, cesette bulduğumuz anormal kas yapısı gerçekten ilgimi çekti. Aslında, Quantico’ya gidip birkaç doku örneğini test ettirmeyi düşünüyorum. Pazartesi görüşürüz.

(Scully uzaklaşıyor. Mulder üzüntüyle gidişini seyrediyor.)

MULDER KILIĞINDAKİ EDDIE: Pazartesi.

(En sonunda doğru anahtarı buluyor, ofise girip etrafa bakıyor. Masadaki isim levhasını alıyor.)

MULDER KILIĞINDAKİ EDDIE: Fox? Tanrım.

(Sandalyeye oturuyor ve Mulder’ın yaptığı gibi ayaklarını masanın üzerine koyuyor. Ancak arkasına çok yaslanıyor ve düşmemek için arkasındaki ve yanındaki masalara tutunmak zorunda kalıyor. Tekrar oturup masayı düzeltiyor, sonra sandalyede dönüp duvardaki haber tahtasına ve “I Want to Believe” posterine bakıyor.)

MULDER KILIĞINDAKİ EDDIE: İyi geceler! Vergilerim buraya mı gidiyor? Nerde yaşıyorum?

(Ceketinden Mulder’ın cüzdanını çıkarıyor ve ehliyetine bakıyor. Adresi olarak 42-2630 Hegal Place, Alexandria yazıyor.)

(Bir süre sonra, ‘Mulder kılığındaki Eddie’ Mulder’ın dairesine giriyor.)

MULDER KILIĞINDAKİ EDDIE: (etrafa bakarak) Hangi cehennemde uyuyorum?

(Mulder’ın telesekreterinin düğmesine basıyor. İlk mesaj Langly’den. Mesajı dinlerken balığa yem veriyor.)

LANGLY: Mulder. Langly. Bunu görmelisin. İnternetteki bağlantılarımızdan biri, adını saklı tutuyor, Zapruder belgesini çözmeyi başarmış ve tam suikastin gerçekleştiği sırada Daeley Plaza'nın kuşbakışı görüntüsünü yakalamanın bir yolunu bulmuş. Üçüncü atışın nerden geldiğine inanamayacaksın.

FROHIKE: (arkadan) Ona peynir bifteklerinden bahset.

LANGLY: Ha evet! Frohike, Byers ve ben peynir biftekleri yemeye gidiyoruz. Sen de gelir misin? Oh, dinleyince sil bunu.

(Eddie bir basketbol topu alıyor ve zıplatmaya çalışıyor, bir iki defadan sonra topu elinden kaçırıyor.)

MULDER KILIĞINDAKİ EDDIE: Aptal arkadaşlar.

(İkinci mesaj başlıyor.)

CHANTAL: Merhaba Marty? Konuşmayalı uzun zaman oldu ve senin o seksi sesini duymayınca çok yalnız kaldım. (Eddie masaya geri dönüyor ve detayları yazmak için bir kalem alıyor) Marty, sadece senin için ücretimizi dakikası 40 sente düşürdük, (kalemi yere atıyor) ilk dakika 2.99, bütün uzun mesafe ücretleri geçerli. Beni ara ateşli çocuk. Bekliyor olacağım.

(Eddie aynanın karşısına geçiyor ve tekniklerini deniyor. Kimliğini çıkarıp gösteriyor, kimliği ters tutuyor.)

MULDER KILIĞINDAKİ EDDIE: FBI. F-B-I... (kimliği ters çeviriyor) FBI.

(Şimdi de bir De Niro tiplemesi yapıyor.)

MULDER KILIĞINDAKİ EDDIE: Bana mı bakıyorsun? Burda başkası yok, bana bakıyor olmalısın. Bundan biraz ister misin?

(Ceketinin düğmelerini açıyor ve silahını aynaya gösteriyor. Silahı hızlı çekmeye çalışıyor, ama şarjör yere düşüyor. Şarjörü yerden alıyor ve silahı aynaya doğrultuyor, sonra da kovboy gibi silahı çevirip kılıfına koyuyor. Ardından kravatını düzeltiyor.)

MULDER KILIĞINDAKİ EDDIE: Sen lanet yakışıklı bir adamsın.

(Birkaç farklı yüz ifadesi deniyor, en son bir kaşını kaldırıyor ve “köpek yavrusu” bakışı yapıyor.)

(Scully dairesinde, kanepenin önünde yerde oturuyor. Önünde kitaplar ve bir sürü kağıt var. Kapı çalınıyor, o da açmak için kalkıyor. Kapı deliğinden, yüzünde kocaman bir sırıtışla ‘Mulder kılığındaki Eddie’yi görüyor. Kapıyı açıyor.)

SCULLY: (alarm durumda) Mulder, ne var?

MULDER KILIĞINDAKİ EDDIE: Scully? Kötü bir zaman mı?

SCULLY: Yo. Yo, ah gelsene. (Mulder’ın bir şarap şişesiyle geldiğini görüyor.) Bu ne için?

MULDER KILIĞINDAKİ EDDIE: Ah... bizim.

(Scully bir anlığına ona bakıyor, sonra şişeyi alıyor.)SCULLY: Peki. Geç de otur.

(Scully mutfak tezgahına gidiyor, omzunun üzerinden şaşkınlıkla karışık bir bakış atıyor.)

MULDER KILIĞINDAKİ EDDIE: Ah... ne üzerinde çalışıyorsun?

(Scully dolaptan şarap bardakları alırken, Mulder bir kaşık alıyor ve yansımasında kendine bakıyor.)

SCULLY: Ek otopsi notları. Biliyorsun, laboratuvardaki herkes Bay Van Blundht’ı baya büyüleyici buldu. (Mulder ters bir ifade yapıyor.) kafa derisindeki saç folikülleriyle ilgili başka bir farklılık daha bulduk. Örnekleri transmisyon elektron mikroskobunda görmeden neden böyle olduğunu tahmine bile başlayamıyorum.

(Scully şişenin mantarını açıyor. ‘Mulder kılığındaki Eddie’ beceriksizce dirseğini bir yastığa koyuyor, sonra vazgeçiyor ve yastığı kenara atıyor.)

MULDER KILIĞINDAKİ EDDIE: Çok ilginç görünüyor.

(Scully şarabı ve bardakları getiriyor ve kanepede Mulder’ın yanına oturuyor. Mulder bir an için süzüyor, sonra şarabı bardaklara koyuyor.)

SCULLY: Evet, öyle. Cidden Mulder, neler oluyor? Sen iyi misin?

(Mulder bardağı uzatıyor, sonra kendine dolduruyor.)

MULDER KILIĞINDAKİ EDDIE: (başıyla ‘evet’ diyor) Mm. Sadece etrafta dolaşıyordum, ve (bardakları tokuşturuyorlar) düşünüyordum ... (birer yudum alıyorlar. Mulder öksürüyor.) Oh, güzel. Biz hiç ... gerçekten... konuşmuyoruz ... değil mi?

SCULLY: Ne demek istiyorsun ... gerçekten konuşmak? Yo, hayır, konuşmuyoruz Mulder.

MULDER KILIĞINDAKİ EDDIE: Peki bizi durduran ne?

(Scully ona bakıyor, bir nefes alıyor, başka tarafa bakıyor, tekrar ona bakıyor, sonra başka tarafa bakıyor ve içini çekiyor.)

(Bir süre sonra. Şöminede ateş yanıyor ve arka planda Al Green’in “Ain’t it Funny How Time Slips Away” çalıyor. ‘Mulder kılığındaki Eddie’ şarabın son damlalarını Scully’nin bardağına koyuyor, ve belli ki şarap alışılmış etkisini gösteriyor.)

SCULLY: İşte gecenin ikisinde ordaydık, ben üzerimde o alacalı ipek elbiseyle ve Marcus da üzerinde her ne giyiyorsa – (Mulder son damlayı düşürmek için şişeye vuruyor) çok teşekkürler. İşte ımm... üzerinde yeşil bir kemer vardı. Neyse, işte anladım ki Marcus ya şimdi ya da hiç diye düşünüyor, (Mulder başıyla ‘evet’ diyor) ve ben de ...

MULDER KILIĞINDAKİ EDDIE: Sen ne düşünüyordun?

SCULLY: Ben “Bu duyduğum yükselen siren sesleri de ne?” diye düşünüyordum.

MULDER KILIĞINDAKİ EDDIE: Hadi canım! Polisi kim çağırmış?

SCULLY: Polis değildir, itfaiyeydi gelen. Arkadaşım Sylvia ve balodaki geri zekalı erkek arkadaşı...

MULDER KILIĞINDAKİ EDDIE: Berwood?

SCULLY: ... bir kamp ateşi yakmışlar, ve tamamen kontrolden çıkmış ve hepimiz ımm... ne deniyor? Şu ımm, şu pompa kamyonlarından birinin arkasında gitmek zorunda kaldık. Evet. Marcus lise son sınıftaki aşkımdı. (Scully bardağının içine gülüyor.) Sana bunu anlattığıma inanamıyorum!

MULDER KILIĞINDAKİ EDDIE: Bana daha önce anlatmadığına inanamıyorum.

SCULLY: Hayır, senin yepyeni bir yönünü görüyorum Mulder.

MULDER KILIĞINDAKİ EDDIE: İyi bir şey mi?

SCULLY: Hoşuma gitti.

MULDER KILIĞINDAKİ EDDIE: Olanların farklı olmasını hiç istedin mi?

SCULLY: Ne demek istiyorsun?

MULDER KILIĞINDAKİ EDDIE: Lisedeyken büyüdüğünde olmayı istediğin kişi. Ne kadar uzak bir yere geldin?

SCULLY: Kariyer olarak mı? Hedeften millerce uzak.

MULDER KILIĞINDAKİ EDDIE: Yo, yo, sadece o değil. Hiç... geçmişe gidebilmeyi ve her şeyi daha farklı yapmayı istedin mi?

SCULLY: Sen?

(Eddie üzüntüyle başının ‘evet’ şeklinde sallıyor.)

(‘Mulder kılığındaki Eddie’ Scully’ye yaklaşıyor. Scully’nin gözleri bir anlığında açılıyor ve şaşkınlık ifadesi çabuk bir nefes veriyor. Mulder daha da yaklaşıyor ve Scully’nin dudakları başka bir nefesin ardından aralık duruyor. Tam dudakları birbirine değecekken, gerçek Mulder kapıyı kırıp içeri giriyor. Scully şok içinde ona bakıyor, Mulder da kanepede ikisine de aynı derecede bir şokla bakıyor. Scully ‘Mulder kılığındaki Eddie’ye bakıyor, sonra hafif bir çığlık atarak onu itiyor ve kanepeden hızla kalkıyor. Gerçek Mulder şok içinde bakmaya devam ederken ‘Mulder kılığındaki Eddie’ arkasına yaslanıyor ve kendi haline dönüyor. Eddie omzunu silkerken Scully ona şok içinde bakıyor.)

Cumberland Geliştirme Merkezi

Bir Ay Sonra

(Başında bir beyzbol şapkasıyla Eddie camın arkasında oturuyor, Mulder içeri giriyor ve camın diğer tarafına oturuyor.)

EDDIE: Geldiğin için sağol.

MULDER: Şapka nerden çıktı? (şapkada Superstar! Yazıyor.)

EDDIE: Mahkemenin bana tuttuğu terapist giymemi söyledi. Kendime duyduğum saygıyı artıracağını söyledi.

MULDER: İşe yarıyor mu?

EDDIE: Pek sayılmaz. Odadaki diğerleri beni dövüp alıyorlar. Benim için sorun değil, her hafta yenisini getiriyor. Bir de bana bir çeşit kas gevşetici veriyorlar, daha önceki gibi yüzümü değiştiremeyeyim diye. Onlara bunu sen mi söyledin? (Mulder cevap vermiyor) Şey ah... (bir kaşını kaldırarak) Ajan Scully burda mı?

MULDER: Benimle ne hakkında konuşmak istedin Eddie?

EDDIE: Sadece komik olduğunu düşünüyorum. Ben bir zavallı olarak doğdum, sen kendin seçmişsin.

MULDER: Bu kurnaz değerlendirmeni neye dayandırıyorsun?

EDDIE: Tecrübe. (Eddie biraz ileri geliyor.) Sen de biraz denemelisin. Kendini ödüllendir. Sen olsaydım eğer, tanrı biliyor ki yapardım.

(Mulder kalkıyor ve çıkıyor. Scully koridorda duruyor. Dışardaki masanın üzerindeki TV ekranından konuşmayı izlemiş. Mulder çıkış kağıdını imzalıyor.)

GÖREVLİ: İyi günler efendim.

(Mulder ve Scully koridorda yürümeye başlıyorlar, hiçbiri mutlu görünmüyor. Scully kollarını çaprazlamış, ama sonra ellerini ceplerine sokuyor. Mulder ceketinin kollarıyla oyalanıyor ve yürürken hep yere bakıyor.)

SCULLY: Bunun söylenmesi gerektiğini sanmıyorum Mulder, ama sen zavallı değilsin.

MULDER: Evet, ama Eddie Van Blundht da değilim. Değil mi?

(Bir an için Scully’ye bakıyor. Scully karşılık vermiyor, karşıya bakmaya devam ediyor. Mulder koluyla oyalanmaya devam ediyor ve o da karşıya bakıyor.)

Son

* Coccyx: Kuyruksokumu. Omurgayı oluşturan son kemik, aslında 3-4 omurun kaynaşmasıyla meydana gelmiştir.

** Penoloji: Suçuları cezalandırma bilimi.



TheXFiles-TR isminin kullanım hakları İzmir 14. Noterinden alınan belgeyle sayfamız adına kayıt altına alınmıştır. TheXFiles-TR isminin başka kişi,kurum ve Internet siteleri tarafından kullanılması yasaktır. Site içerisinde yer alan tüm haber, metin, ve diğer içerik thexfiles-tr.net 'e aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) izinsiz kullanılamaz. Sitemizin Beyin Atölyesi, Fanfic, Fanart bölümlerinde yayınlanan yazı, resim vb. eserlerin sorumlulukları, sahiplerine aittir. Alıntı, kopya olduğu anlaşılan eserler derhal silinecektir.

Bu site The X Files hayranları tarafından hazırlanmış, dizinin Türkiye'deki hayranlarına kaynak teşkil etmesi için tamamen amatör sebeplerle oluşturulmuş bir sitedir. 1013 Productions ve 20th Century Fox ile hiçbir bağlantısı yoktur. The X Files ile ilgili tüm haklar, bu şirketlere aittir.

Copyright © 1999-2006 TheXFiles-TR