Postmodern Yapıçözüm: “İnanmak İstiyorum” ama…:
X-Files’ın yöntemi iki zıt epistemolojik ikilemi karşılaştırmak
ve daha sonra da biraz Derrida’nın yapıçözüm biçim ve ruhundaki bu
radikal ikili zıtlıkları sorgulamaktır. Dizinin çürüttüğü Western
mantığının ilk ve ana ikilemi bilim ile din; mantık ile inanç ve
akılcı olan ile akılcı olmayan arasındaki çatışmadır. Dizinin bir
ikonu haline gelen ve üzerinde “İnanmak İstiyorum” yazan derin bir
göğe karşı küçük bir uçan daireyi gösteren dizinin ilk bölümündeki
Mulder’ın ofisinde gözüken posteri bir düşünün. Gerçekten de, Mulder,
doğaüstü yaşam formlarının ve yaratıkların varlığını tecrübe etme,
onların varlıklarının gözlemsel onayını elde etme ve yaratıklar ve
bilinmez olanla somut bir biçimde etkileşime geçme takıntısıyla ilerliyor.
Üstelik Mulder yaratıkların varolmasını, doğaüstü olanın ve yaratıkların doğal
düzenin parçası olmasını ve bilinmez olanın genler ve mikroplar kadar gerçek
olmasını istiyor. Scully X-Files’ta şüpheci olduğu için, bilinmez ve doğaüstü
olana değil de bilimsel akılcılığa inandığı için var. Dizi, ilkin, standart
cinsiyet denklemlerini tersyüz ederek (ör. Bilimsel ve akılcı olan erkeklere
zıt bir şekilde, inançlı ve irrasyonel ve sezgisel olan kadınlar) kadın ajan
Scully’yi bilimle, mantıkla ve şüphecilikle; erkek olan Mulder’ı ise inançla,
irrasyonaliteyle ve bilinmezlikle bir tutuyor.
Her şeye karşın, bu, ikilemi yıkmak, yerleşik zıtlıkları yapıçözüme uğratmak
ve her iki zıt kutbu da kapsayan daha tamamlayıcı bu epistemolojik görsellik
yaratmak dizinin epistemolojik görevidir. Dizi ilerledikçe Scully sonunda hükümet
komplosuna, kötülüğe ve açıklanamayana inanmaya başlar, kendisini “uzak olasılıklar”a
açar; Mulder, tersine, her bölümde karşılaştıkları tuhaf olayları açıklamak
için doğal mı yoksa doğaüstü mü açıklamalarla yorumlayacağını ve hatta gayretle
peşine düştüğü yaratıkların gerçekte varolup olmadığını sorgulamaya başlar.
Gerçekten de, Mulder başlarda inancın temsili ve bilinmez olana açık olarak
sunulduysa da, aynı zamanda sürekli olarak bilimsel akılcılığı yerleştiriyor
ve fenomenin doğalcı açıklamalarını sunmaya eğilimli. Üstelik, yabancı yaşam
formlarının varlığına gerçekten inanmak istemesine karşın, o, bu inancı sorgulamaya
başlıyor ve beşinci sezondaki birkaç bölüm onu yaratık komplosunun hükümetin
çevirdiği bir dolap olduğuna inanır gösteriyor.
Şaşırtıcı bir başka gelişme de, beşinci sezondaki (1997-1998) bölümlerin; tüm
yaratık mitolojisinin hükümetin ve askeriyenin II. Dünya Savaşı’ndan bu yana
geçen onyıllar boyunca yaptığı, yaratıkların tüm kanıtlarının siyasi ve askeri
ajanların yarattığı bir şey olduğu ve “yaratıkların” Soğuk Savaş sırasındaki
büyük hükümet kötülüğü kaynaklı olduğu gerçekten kötü şeylerin üstünü örtmek
için bir hükümet hilesi olduğunu ima etmesi. “Redux” ve “Redux II”de (5x02
ve 5x03) Mulder yaratıklara olan inancını sorgulamaya, bir hükümet komplosunun
bir parçası olarak yaratıklara olan inancını geliştirmek için kendi kendine
yönlendirildiğini düşünmeye başlar ve giderek şüpheci hale gelir. Bu bölümler,
ayrıca, Sigara İçen Adam’ın görevde olmadığını, büyük güçlerin komployu kontrol
ettiğini ve onun kendisinin bile birtakım küresel birliklerin temsili olarak
betimlenen daha gizemli ve güçlü güçlerin bir aracı olduğunu iddia eder. Daha
sonraki bölümlerde, her şeye karşın ve 1998 yazındaki X-Files’ın sinema filminde
Mulder tekrar dünya dışı yaratıkların varlığının kanıtıyla ele alınır ve altıncı
sezonun belirttiği gibi inanmak isteyen doğaüstücü bir araştırmacı olarak geri
dönmüş gibi görünür.
Modern paradigma dönemlerinde, o halde, gerçek dışarıda bir yerdedir bilimsel
araştırmanın ve polis görevinin hedefi budur; ancak X-Files’da bu sık sık erişilmez,
daima meydan okuyucu ve bu nedenle de anlaşılması son derece zor bir Holy Grail’dir.
Scully ve Mulder modern gerçek arayıcıları olarak sunulurlar; ancak araştırdıkları
temel gerçekleri keşfedememeleri gerçeğin son derece imalı olduğu bir postmodern
kayıtta işlediğini, çoklu seviyelerde varolduğunu ve hatta belki de şaşırtıcı
ve karmaşık bir dünyada soruşturma yapmak için imkansız olduğunu iddia eder.
“Gerçek dışarıda bir yerde” düsturu gerçeğe doğru giden bir modern yolu belirtirken,
buna erişmedeki zorluk bir postmodern belirlenemezlik ve karar verilemezliği,
X-Files’ın epistemolojik görselliğinin özelliği olan postmodern epistemolojinin
işaretini belirtir. Bu perspektiften bakınca “gerçek” değil de “inanç”, birinin
mantıklı bir biçimde ileri sürebildiği tüm şeylerdir. Neredeyse her bölümde
gözlenen fenomenin doğal mı doğaüstü mü olduğu, akılcı bir şekilde açıklanıp
açıklanamayacağı belirsizdir ve öykü çözülümü sık sık belirsizlikle doyurulur.
Genellikle suç çözülmez veya kötü adam yakalanmaz ve sık sık ortaya çıkanın
ne olduğuna ilişkin hiçbir kesin açıklama olmaz. Bu, FBI’ın ve diğer kanun
uygulayan güçlerin faydasını sorguladığı gibi, TV’nin pek çok suç draması niteliğinden
ayrılığı da ifade eder.
X-Files’ın dünyası, bu nedenle, Watergate’in, sistemin sayısız suçunun açığa
vurulmasının, Ekim Sürprizi’nin, Reagan-Bush yönetimlerinin İran-Contra’sı
ve diğer suçlarının ve FBI’ın Waco, Ruby Ridge ve başka yerlerdeki hatalarının
dümen suyunda mevcut kurumlara olan postmodern güvensizliği yansıtarak bu önceki
suç draması dünyasından niteliksel olarak farklıdır. X-Files bir yandan iyi
FBI ajanı imgesinin bir rehabilitasyonuyken diğer yandan da ABD hükümetinin
kendisi kadar tüm kurumlar da bazen sorgulanır. Böylece X-Files Hal Foster’ın
(1983) “eleştirel” veya “direniş” dediği şeyin, mevcut kültürel biçimlere ve
toplumsal kurumlara itiraz eden postmodernizmin bir örneği olarak görülebilir.
Hutcheon’ın postmodernizm kavramındaki gibi nüfuzlu ideolojilere, görme biçimlerine
ve açıklama türlerine itiraz etmek ve eleştirel bir toplumsal yorum ve anlayış
sağlamak için postmodernizmin stratejilerini kullanır.
Bununla birlikte, belirtildiği gibi, kötü adamların kim olduğu, ne tür komploların
ilerlemekte olduğu ve gösterilen fenomenin “normal” bilimle açıklanıp açıklanamayacağı
esasen belli değildir. Dizinin politikası da belirsizdir. Çünkü X-Files ataerkil
otoriteye ve muhafazakar kurumlara saldırırken, Soğuk Savaş sırasındaki eski
kuşak tarafından ihanet edilen onur, sadakat, tehdit, aile, din ve diğer öz
değerler kadar; Amerikan iş erdemlerinin tümünü, yuppie profesyonelliğini ve
bireyciliği kutsar. Sanki Rahipler saf Amerikan geleneksel değerlerine ihanet
etmiş ve oğullar ile kızlar da onu telafi etmek zorundaymış gibidir bu. Bu
perspektiften bakınca, X-Files, kuşaksal savaşın ve önceki kuşaktan daha ahlaki
değerlere adanan ve daha profesyonel ve insancıl olan daha genç ve daha liberal
yuppie kuşağının bir dökümanı olarak okunabilir. “A Few Good Men – Birkaç İyi
Adam”, “The Firm – Şirket”, “Courage Under Fire – Ateş Altında Cesaret”, “The
Chamber” ve diğer bazı 1980’ler sonrası şirketsel ve politik komplo filmleri
gibi, X-Files da eski kuşağı –özellikle de askeri, politik ve şirketsel bürokrasilerdeki-
son derece uzlaşmacı ve tartışılır bir şekilde ahlaksızlık gösterir. Bu metinler,
eski muhafazakar oluşuma karşı yuppie profesyonellerinin ve daha genç kuşağın
intikamıdır.
Hala X-Files’ın nüfuzlu toplumsal kurumları, ideolojileri ve otoriteleri kurcaladığı
mı, yıktığı mı, eleştirdiği mi, yoksa desteklediği mi anlaşılamaz. Bir dereceye
kadar, tartışmalı bir şekilde bu sınıfları karıştırmasına karşın, iyi ile kötü
arasındaki geleneksel kültürün Manichean ikilemleriyle işler. Üstelik bilinmezliğin
ve paranormalin kullanımı, kural koyucu seçkinlerce gerçekleştirilen gerçek
suçlar için popüler paranoya ve komplonun yerine koyarak ve tarihi, komplocu
karton figürlerin üretimine indirgeyerek irrasyonalizmi ilerletip tarihin günlük
olay, yapı ve kişiliklerinden gelen eleştirel dikkati saptırır. Bu, özellikle,
Kennedy suikastinden Super Bowling oyunlarındaki hilelere kadar bir komplo
değişikliğinin merkezine bir bireyi yerleştiren “Musings of A Cigarette Smoking
Man”de (4x07; 1996) barizdir. Böylesi bıyık altından gülerek söylenen hiciv
-bilinmezlik figürünün yaptığı gibi- belki de dikkati toplumsal irrasyoneliteyi
ve paranoyayı ilerleten günlük suç ve komplolardan saptırır.
Bununla birlikte, X-Files, nihayetinde, TV tarihindeki herhangi bir programdan
daha fazla hükümet suçu ve komplosunu ima eder ve gizli araçlara ve gölgeli
operasyonlara sahip Ulusal Güvenlik devletinin kurumlarını ve ahlakını sorgular.
Ancak dizinin politikaları, esasen, herhangi bir olumlu çözüm sunmayarak belirsizlik
taşır. Pop postmodernizmi ise mevcut sorunların gerçekten nasıl çözülebileceğini
belirtmeksizin hakim kurumlara karşı şüphe geliştirerek popülizmin başarısızlıklarını
çoğaltır. Sunulan kötülük epeyce çoktur; komplolar çok karmaşıktır ve politikalar
ise alaycılık, nihilizm ve bir umutsuzluk duygusu geliştirmeye ilişkin olarak
ikirciklidir. Bununla birlikte, dizi açıkça sprumlu bir konuya değinmektedir
ve açıkça radikal bir şekilde değişmeye ihtiyaç duyan bir sistemli çatlak ve
yarıklara işaret eden nüfuzlu kurumlara duyulan korku ve güvensizliği gösterir.
Postmodern teori, bu durumda, günümüzün tuhaf ve karmaşık dinamiklerini temsil
etme girişimidir ve postmodern kültür bu anı anlatmak için yeni temsil stratejileri
sağlar. X-Files krizde olan bir toplumun kurumlarıyla, değerleriyle ve kimlikleriyle
dönüşümünü gösterir. X-Files böylece postmodern bir kayıtta kontrol dışı bir
hükümet ve kontrol dışı bir bilim ve teknoloji içererek çağdaş toplumun en
korkunç görünümlerinden bazılarını yorumlamak için medya kültürünün türsel
biçim ve figürlerinden yararlanır ve tam anlamıyla yeni türler yaratan tuhaf
toplumsal ve teknolojik güçler ve bulaşıcı hastalıklar çağındaki topluluk-birey
bütünlüğünü tehdit eder.
X-Files’ın önemli alt metinlerinden biri de, gerçekten, insan ve yaratık DNA’larının
karışım deneyleriyle (veya anormal “yabancı” yaşam biçimleri yaratan bilim
ve teknolojiyle) insanoğlu ve teknoloji arasındaki tasvirdir. Bir dereceye
kadar, yaratık; teknolojinin aklı ve vücudu istila etmesi açısından ve bizim
kendi belirli görme, bilme ve eyleme geçme biçimlerimizle teknolojik bir evrene
uyum sağlamamız açısından bizizdir. Bir taraftan, o halde, yaratık figürleri
ve uzaylıların kaçırmaları; türsel ve askeri deneylerin ve klonlama ile doğum
ve ölümdeki teknolojik kirlenmenin dışında ortaya çıkan yeni türleri göstererek
ve yeni bir teknoinsan türü yaratarak insan ve teknolojinin yeni ürün ve kirliliğini
temsil eden alegorik figürler olarak okunabilir. Bu perspektiften bakılınca,
günümüz insanıdır yaratık; insan ve teknolojideki bir kirlenmeyi, cesur bir
yeni teknodünyaya uyan yeni teknotürleri temsil eder.
Yaratık, bu nedenle, bireylerin kendi kaderlerini daha fazla kontrol edemediklerini
hissettikleri, kendi vücutlarının kontrol dışı bir şekilde mutasyona uğradığı
ve kendi akılları ile vücutlarının yeni toplumsal, teknolojik ve politik güçlerce
istila edildiği bir dönemde insanların olmakta oldukları şey için bir figür
olarak okunabilir. Bu yeni ve rahatsız edici boşluğu keşferederek, X-Files,
akıl ve vücut, fantezi ve gerçeklik, bilim ve inanç arasındaki eşiksel bir
uzamda ikamet eder. Günümüz için modern bir mitoloji sağlayarak, X-Files, en
derin korkularımızı, en rahatsız edici fantezileri ve en dramatik dönüşümleri
araştırır. Medya kültürünün bir aracının günümüzün çatlak ve tuhaf boşluklarını
aydınlatıp aydınlatamayacağı, X-Files kesinlikle böyle yapmaya çalışarak gücünü
ve etkisini kazansa da, sorgulanabilirdi.
Son Sözler: Temsil Edilemezliğin Temsili:
Ve böylece, esasen, X-Files, geleneksel temsil söylev ve türevleriyle
kolayca kavranamayan fenomenden söz etmek için temsil edilemezliğin
temsilinin ve temsile direnen temsilleri bulmanın sorunlarını ele
alır.Tipik bir biçimde, korku ve bilinmezliğin temsili sorunu; normal
ve günlük yaşamı aşan, normalliğin dışındaki bir uzamda ikamet eden
ve uç tecrübeler ve olasılıklar nedeniyle göreneksel olmayan temsiller
talep eden bu korkular, fanteziler ve deneyimler için kesinlikle
temsiller bulma sorunudur. “X-Files, düzenli bir biçimde, bilinmezliği
ve paranormali temsil etmeye ve açıklamaya çalışır; ancak daha ilginç
bir şekilde, standart söylevlere ve kavramsal şemalara kolayca yerleştirilemeyen
günümüz çağının endişe ve korkularını temsil etmek ve çağdaş korku
ve sorunları yorumlamak için bu figür ve fenomenleri kullanır.
Fredric Jameson yeni postmodern uzamın temsilindeki zorlukları sık sık yazmıştır
(ör. mimarlık, şehirler, siberuzay ve küresel ulusaşırı kapitalist sistem)
ve komplo filmleri gibi popüler medya kültürü araçlarının alegorik bir biçimde
bu yeni uzamların haritasını çıkarmaya çalıştığını iddia eder. Bu perspektiften
bakılınca, X-Files, temsil edilemezliği temsil etmek, en derin korku ve fantezilerimizi
sergilemek ve insanoğlu üzerinde teknolojinin etkilerinin, devletin eylemlerinin
ve günümüzdeki vücut ve bireysel kimliğin yazgısının dinamiklerini araştırmak
amacıyla bazı postmodern estetik stratejilerinden yararlanmak için içinde bulunduğumuz
zamanda ilginç bir girişimdir. X-Files, bu yüzden, postmodern bir kayıtta,
kontrol dışı bir hükümet ile kontrol dışı bir bilim ve teknoloji içererek günümüz
toplumunun en korkutucu bazı görünümlerini yorumlamak için medya kültürünün
türsel biçim ve figürlerinden yararlanır ve “postmodern” teriminin tanımlanmış
olduğu bir dramatik değişiklikler çağı sırasında vücut ve bireyin bütünlüğünü
tehdit eder. Dizi, bu nedenle, günümüzün en rahatsız edici niteliklerinden
bazılarını kabul etmeye girişen bir pop postmodernizm örneğini temsil etmektedir.
Bu yüzden 1970’lerin şirketsel ve politik komplo türü, kontrol dışına çıkmakta
olan, bireyi bunaltan ve demokrasiyi çökerten ekonomik kurumlara ve devlet
kurumlarına duyulan korkuları ele alırken, X-Files, sırasıyla popüler paranoya
ve komplo korkuları oluşturan daha ürkünç bir evren bile yaratarak bu kurumlara
ve kontrol dışı bilim ve teknolojiye duyulan korkuyu ele alır. Bundan dolayı,
kara film biçimciliğiyle aracılık edilen bir gerçeklik biçimi, 1970’lerin komplo
filmleri için estetik bir kare olarak hizmet ederken; X-Files çağdaş toplumun
kötülüklerini betimlemek için çok fazla kıvrılmış bir postmodern estetik ve
görselliğe dönüşür. Nüfuzlu kurumlara duyulan korku ve şüphe, en kötüyü varsaymaya
hazır olma ve hakim kural koyucu güçleri toplumsal kötülüğün merkezi olarak
görme rızası, bu nedenle, geçen yirmi yılı savunucu şekilde arttı. Bundan dolayı,
X-Files, aşırı korkuyla yüklü ancak daha iyi bir gelecek için çok fazla umut
olmaksızın yeni bir binyıl eşiğinde olduğumuz bu dönemde günümüzün paranoya
ve endişeleri için örnek bir çağdaş ikon olarak hizmet etmektedir.
<< Geri