» Ana Sayfa
   » X-Files Nedir?
   » FORUM
   » X-Cast
   » Bölüm Rehberi
   » Bölüm Adları
   » Mitoloji
   » Senaryolar
   » Fanfiction
   » Fanart
   » Basında X Files
   » X-Sözlük
   » Bilmedikleriniz
   » The X Team
   » Etkinlikler
   » Linkler

 


Dizi ve sayfa ile ilgili her
türlü soru ve önerinizi
faq@thexfiles-tr.net
adresine yollayabilirsiniz!

 

 
 
 X – Files, Paranoya ve Komplo: ‘70’lerden ‘90’lara… -2- :...


X-Files’da Postmodern Popülizm, Pastiş ve Tür Tasviri Estetiği:

Yüksek modernist estetiğin kurucu bir hareketi de yüksek ve düşük kültür arasındakileri ayırt etmekti; ki kitle kültürünün düşük değerli araçlarının tecimsellik, bayağılık, ideoloji ve estetik biçim ile değerin yoksunluğuyla bulaştığına inanılırken, yüksek kültürün araçlarının yüceltilmiş bir güzellik, gerçek, orjinallik ve değer küresi içerisinde ikamet ettiğine inanılıyordu. Postmodern olan, estetikte yatar; yine de popüler olan, kendi estetik haz ve değerlerine sahipken bugün yüksek kültür olarak beğenilenin bir zamanlar popüler olduğunu (ör. Yunan draması, Shakespeare, Wagner gibi) tartışan yüksek ve düşük kültür arasındaki bu farkı postmodern olan reddetmişti. Böylece postmodern bir popülizm, popüler olanın araçlarına estetiği açar ve dizi televizyonu, pop müzik ve medya kültürünün diğer araçları gibi biçimlerin estetik ve tematik tahlilini meşrulaştırır ev onaylar. İzleyen analizde, bundan dolayı, X-Files’ı belirtisel ve ilginç bir çağdaşlık aracı olarak ciddi şekilde ele alıp hem kültür biçimlerinde hem de toplumsal değerlerde önemli kültürel değişimler gösteren estetik ve politik incelemeye onu bağlayacağım.

X-Files’ın giriş bölümü ve “Deep Throat” isimli bölümü (1x79 ve 1x01) karakterleri, olay örgüsünü ve gösteri temalarını sunmak için yaratık bilimkurgu (bundan sonra BK) ve politik komplo türlerinin biçimlerini harmanlar. İlk bölümler standart öykü yapıları ve karakter sunumuyla oldukça göreneksel Tv öyküleme gerçekçiliğini kullanmıştır. TV inandırıcılığına uygun olduğu düşünülen yarı belgesel öykülemeci gerçeklikte oynaması için dizi ilk ve son kez hikayenin “güncel belgeli dökümlerden esinli olduğunu” söyleyen bir metinle başladı. Dizinin açılışında bilinmezliğe ve doğaüstüne olan ilgisi nedeniyle FBI’ın akademisinde “Hayalet” Mulder olarak bilinmekle birlikte suç profili konusunda bir uzman olarak ünlenen Oxford eğitimli psikolog Fox Mulder’la çalışmak için X-Files’a atandığını öğrendiği karanlık bir hükümet dairesine giren, tıbbi bir bilimci olarak eğitim almış yeni bir kadın FBI ajanı olan Dana Scully tanıtılır. Atanışını Scully’ye bildiren FBI bürokratını oynayan aktör Charles Cioffi genç ajanları kuşatıp meşhum hükümet bürokratlarının rahatsız edici bir belirtisini yaratarak Alan Pakula’nın “Klute”unda eli kanlı bir psikopatı ve siyasi komplo filmlerinin bazılarında da kötü adamları canlandırmıştı.

Scully, başlangıçta, üzerinde “İnanmak İstiyorum” yazan bir uçan daireli poster karşısında çerçevelenen yeni ortağıyla tanışmak için Mulder’ın bodrum katı ofisine iner. Bu işaret Mulder’ın bilgi için gerçek ve tutku arayışını belirtir. Mulder kendisini ironik bir şekilde “FBI’ın Küçük Arananı” olarak tanıtır ve (doğrulanmış) paranoyasını belirterek doğru bir şekilde Scully’nin “kendisini gözetlemek için yollandığını” söyler. Bununla birlikte, Mulder, Scully’ye kendisinin de onu okuduğuna Scully’yi ikna ettiği Scully’nin Kıdem Tezi “Einstein’ın Çift Paradoksu: Yeni Bir Açıklama” hakkında da konuşarak Scully’nin bilimsel kimliğini vurgular. Fakat şöyle de açıklama yapar: “Sadece, çalışmamın büyük çoğunluğunda fizik kanunları nadiren uygulanır gibi görünür.”

1993’teki giriş bölümünde ilk görevleri Mulder’ın, uzaylıların kaçırdığından ve üzerlerinde deneyler yaptıklarından şüphelendiği genç kurbanların öldürülmesini araştırmayı gerektirir. Elbette ki Scully şüphecidir ve bilimsel akılcı ile inanmak isteyen paranormal doğaüstücü Mulder arasında bir zıtlık oluşturulur. Olağan cinsiyet ortaklıkları tersine döndüğü için sebep ve inanç, bilim ve paranormal arasındaki bu göreneksel vasıflandırma X-Files’da kritik bir işlev görür. Üstelik dizi ilerledikçe Mulder’ın sık sık daha eleştirici ce şüpheci ve Scully’nin de bilim dışı açıklamalara ve “uzak olasılıklar” olarak isimlendirilenlere daha açık hale gelmeleriyle zıtlıklar bozulur.

Oysa ki çoğu büyük Tv X-Files’ın, kendi estetik hazlarını oluşturan göreneksel televizyon kodlarını sorguladığı, eşelediği ve yıktığı çok kolaycı bir temsil stratejisini izlemişti. Büyük televizyonlar açıklık, benzerlik ve tahmin edilebilir hazlar sunarken, X-Files, tersine, karmaşıklık ve muğlaklık gösterir. Çoğu televizyon banal bir realizmin göreneklerini sunarken ve estetik değerlerle ne uğraşıp ne de ilgilenirken, X-Files yüksek yaratıcı değerler peşinde olan bir yapım ekibini istihdam eder ve şimdiye kadar ortaya çıkmamış, estetik olarak haz veren, biçimci ve entelektüel olarak meydan okuyucu bir televizyon üretir. Bu nedenle dizi, çoklu okumaya müsait olan ve aktif bir izleyici gerektiren karmaşık ve açık bir metnin klasik modernizmi ve idealiyle rüştünü ispat eder.

Elbette dizinin başka modernist görünümleri de mevcuttur. Scully ve Mulder ilk ve başat gerçek arayıcılarıdır. Dizi, açılış sekansını “Gerçek Orada Bir Yerde” şarkısıyla sonlandıran ve böylece güçlü bir gerçek kavramı tasarlayan bir düstur olarak uyarlanmıştır. Ayrıca, dizi; bölümlerin bazılarını yazan, birkaçını yöneten ve yapımın her ayrıntısında son derece denetçi bir rol oynayan dizinin yaratıcısı Chris Carter tarafından güçlü bir şekilde tanımlanan modernist bir aeteur’vari görüntü gibi bir şey sergilemektedir. Böylece dizi kişisel bir görüntü ve biçim ve modernizm yazarlarının estetik niteliğini ön plana çıkarır.

Gerçekten, X-Files bilinmeyenin görülmesinin ve doğaüstü olanla paranormal olana görsel geçişin kazancının görüntüsel tadını da içererek estetik hazların yapımında üstün bir hal alır. Açılış sekansı siyah bir arka plana karşı konumlanan Mark Snow’un gizemli bestesi dizi müziğiyle başlar. İmge, tanımlanamayan bir uçan cismin bilgisayar destekli bir kurgusu olarak ortaya çıkan şeye ve daha sonra da görüntüde “Paranormal Aktivite” yazan arka plan grafikleriyle soyut bir terör imgesinde kendisini uyuşturup korkunç bir yüze dönüştüren yabancı hiyeroglifleri ve tuhaf bir teknoloji olarak görünene atlar. Kurgu, daha sonra, dizinin komplo motifine işaret eden “Hükümet bilgiyi reddediyor.” isimli, bulanık bir şekilde akan şarkının izlediği bir FBI ofisine ve Ajan Mulder’ın rozeti ve yüzüne kesme yapar. Hemen sonra parlak bir kırmızı parıltılı bir elin ve sonra da tuhaf bir cesedin x ışını olarak görünmesini takiben tehlikeli bir yere kapıdan giren Mulder ve Scully’nin yüzü ve rozeti görülür.

Jenerik sekansı parçasının sona ermesinden sonra genellikle “Gerçek Orada Bir Yerde” düsturuyla süslenen, dramatik olarak bulutlu göğe kesme yapmadan önce dev bir göz imgesi vardır. Jenerik sekansı, böylece, izleyiciye onun (yazar “o”yu “she or he” olarak yazıyor-ÇN) bilimsel ve gizemli yerlere girdiğiyle ve belki de korkutucu ve şaşırtıcı farklı bir şey gördüğüyle ilgili olduğuna dikkat çeker. Dizi, Federal Araştırma Bürosu ajanları Scully ve Mulder yenilikleri, tuhaf ve paranormal fenomenleri ve hükümetin gizli ve kötücül oyunlarını bulup görürken, bakıp bilmenin hazlarını ele alır.

X-Files’ın pek çok yorumu bunun Büyük Tanrı’nın her iki yanında da yer alan sınırları nasıl uzlaştıracağını görmekle başarısız olan tek taraflı modern veya postmodern olarak kavrar. Öte yandan, aydınlatıcı ve ilginç bir makalede Reeves, Rogers ve Epstein şöyle yazar: “Her ne kadar X-Files’ın türsel örneği ve epizodik/dizimsel vurgusu sınırlı bir bulanıklık olarak yorumlanabilse de dizinin diğer görünümleri apaçık bir biçimde postmodern karşıtıdır.” Bu yazarlara göre, X-Files, “Beaves And Butthead” veya “Mystery Science Theater 3000” gibi çok popüler programların türsel kodları niteliğiyle postmodern sinisizm, ironi ve oyun türü eksikliği, kahramanları ve ciddiliği namına gerçek için yapılan ve uğraşılan araştırma nedeniyle “post-modern”dir. Ben, tersine, karakterleri sık sık dizinin bazı hikaye ve görüntüleri bildiren klasik bir şekilde modern nitelikler sergilemelerine karşın, dizinin postmodern estetik stratejileri, izlekleri ve görüntüleri cisimlendirdiğini iddia etmekteyim. (ör. Gerçeğin aranması, bir yuppie çalışma ahlakı ve profesyonelliği, bilimsel akılcılıkta inanç vb.). Dizi, sorgulamalarla bunu geliştirirken, nüfuzlu modernist trüklerin daha saldırgan bir biçimde postmodern estetik stratejileri ve temaları yerleştirdiğini tartışacağım.

Tartışmam, tüm dizinin, yeni postmodern paradigmalar sunarken, gerçeğin, temsilin ve öznelliğin çağdaş paradigmasının altını eşelediğidir. Üstelik estetik strateji perspektifinden bakıldığında, X-Files geleneksel ve çağdaş olanın postmodern bir harmanıyla sonuçlanan klasik türsel kodlarının, medya kültürünün ayrıcalıklı bir alanından gelen materyalin ve günsel çağdaşlığın tasvirci bir karışımında bir araya gelen çağdaş kent bilgisine ve politik olaylarına işaret eden ve klasik sinematik ve edebi türleri ve geleneksel folkloru birleştiren postmodern bir prototip pastiş örneğidir. Dizideki oyunda yer alan belirli postmodern estetik, geleneksel türsel biçimlerde ve materyalde açımlamanın ve tarihsel ve çağdaş toplumsal kurum ve olaylara ilişkin kritik yorumlar yapmanın bir şekil olarak post-modern uygunluğun ve melezliğin bir örneğini geliştiren Linda Hutcheon’ın (1988-1989) önermesidir. Bu fikir, onu yüzey biçimiyle toplumsal yorum ve eleştiriyle olduğundan daha ilgili olan kodlara sahip bir oyun olarak gören Jameson’ın daha faklı postmodern fikrine zıttır.

Hutcheon’a göre, eleştirel bir postmodernizm, altını kazımak için oluşturduğu önceki kültür biçimlerini yazar ve onlara itiraz eder ve bu yüzden “geçici olarak onu önce tutan ve gerçekten onu olası kılan çelişkili bir bağlılığa ve bağımsızlığa” sahiptir. Hutcheon, postmodern kültürün, önceki kültürel biçimlerde doğal bir şekilde alıntısal, yeniden yapılandırıcı ve parazitsel olduğu konusunda birleşen Jameson, Huyssen ve diğerleriyle hemfikirdir; ancak postmodern alıntı yönteminin Jameson’a dayandığı gibi katıksız pastişten ziyade metinler arası parodi olduğunu iddia eder.Sözgelimi Jameson; Doctorow ve Ragetime’ı stereotiplere ve alıntılara olan postmodern bir tarih azalmasının betimlenmesi olarak sunarken, Hutcheon; Dostorow’u tarihi, eleştirel yoklamaya açan kurgu ve tarih arasındaki sınırların postmodern bir sorgulamasının öğneği olarak okur. Üstelik Doctorow’un kural koyucu elitlerin sesi olarak tarihsel roman perspektifiyle uyuşmadığını, birleştirici tarihsel öykülemeyi uygun hale getirdiğini ve zıtlıkların sesini meydana çıkardığını iddia eder.

Jameson, postmodernizm üzerine 1984’teki ilk makalesinin1991’deki versiyonunda postmodern bir üslupta çoğu izleyicinin öykülemeyi tarihsel olarak açımlayamamasını ve metni kurgusal figürler ile tarihsel figürlerin karışımının tarihselleştirilmiş “bir çeşit hologramda bir ideolojiler değişikliğinden gelen fantezi belirteçleri”ne indirgemesini sert yanıtlar. Genellikle, diğer tür metinler (bazı nostalji filmleri ve medya kültürü biçimleri, son derece çağdaş resim ve bazı yazı biçimleri) Jameson’ın paradigmasında tanımlanırken, Hutcheon’ın postmodernizm modeli tarih ve politikayı sorguya çeken bazı postmodern metin türlerini açımlamak için tercih edilebilir. Benim buradaki konum ise Hutcheon’ın eleştirel bir postmodernizm fikrinin, X-Files’ı, Jameson’ın modeli bunun bazı niteliklerini resmetse de onun kavramsallaştırılmasından daha iyi ele almasıdır.

X-Files’ın postmodern estetiği onun pastiş ve alıntıyı saldırgan kullanımıyla nitelendirilebilir. X-Files sayısız klasik Tv ve Hollywood film türünü ödünç alır: korku, fantezi, bilinmezlik, politik komplo, melodram, suç draması, tıbbi drama ve diğer türler… Dizi çağdaş sorunları ve konuları yorumlamak için kurt adam, vampir ve yaratıkları yeniden düzenleyerek çağdaş ilgi ve önem için bu yıllanmış figürleri kazıp çıkarır. Polis ve tıbbi otoriteleri, tipik toplumsal tipleri ve politik kültür egemenliğinden, kent efsanesinden, çağdaş haberlerden ve magazin duygusundan çizilen daha farklı figürleri gösterir. Fakat halbuki bu türün klasik biçimleri sık sık muhafazakar ideolojik şüpheleri yeniden üretirken, X-Files nüfuzlu ideolojileri ve klasik türsel kodları şüpheli hale getirir.

X-Files, açıkça, 1950’ler bilimkurgu filmleri, 1970’lerin siyasi komplo filmleri ve bu türlerin temsili ve semiyotik kodlarını çizer. Yaratık ve uçan daire motifleri ya dostane ve iyiliksever (ör. “The Day The Earth Stood Still”) ya da saldırgan ve kötücül (ör. “The War of The Worlds”) olan yaratık istilalarını gösteren bir dizi 1950’ler Hollywood BK filminde popülerdi. Aynı zamanda, “The Twilight Zone”, “The Outer Limits”, “Star Trek” ve “Kolchak, The Night Stalker” gibi popüler televizyon dizilerinden de ödünç almıştır. Altıncı sezonunda bile, yine de, X-Files’ın ne tür yaratıklar sunduğu veya yaratık mitosunun askeri suçların üstünü örten bir hükümet komplosu ve tüm diziyi niteleyen postmodern bir kararsızlığın ve belirsizliğin temsili olan bir izlek olup olmadığı belirsizdir.

Üstelik eski televizyon dizilerinin hiçbiri X-Files gibi ABD hükümetinin eleştirel vizyonlarını böylesine sunmamıştı. Dizinin yaratıcısı Chris Carter, Watergate davalarının onun biçimlendirici politik deneyimi olduğunu ve bazı şekillerde Scully ve Mulder’ın gerçeğe ulaşmak, komploları karıştırmak, kimin ne yaptığını bulmak, ellerini “ateşli silahların” üzerine koymak ve bu sayede bulmak amacıyla aradıkları komploların çürütülebilir kanıtlarını elde etmek için bitmek bilmez çabalarında Woodward ve Bernstein’ın andırdıklarını söylemişti. Medya kültürünün diğer 1970’ler komplo motiflerine yapılan sayısız gönderme mevcuttur: “Kimseye güvenme!” düsturu Don Carleone’nin oğluna verdiği öğüdü yansıtır. (“Dostlarını iyi gözle; fakat düşmanlarını daha iyi gözle”). Ve Graham’ın özetlediği gibi: “Mulder Kirli Harry’den bahseder ve -tıpkı “The Conversation”daki Harry Caul gibi- gözetim araçlarını arayarak apartmanını paramparça eder; cesetler komaya benzer tanklarda saklanır; hükümet “Three Days of the Condor”da Robert Redford tarafından oynanan CIA çalışanına düzenlediği gibi Mulder’a da suikast düzenlemeye çalışıyor; insanlara “Exorcist”vari biçimde hükmediliyor (yapımcı Carter’ın kesinlikle hatırladığı bir film post-Watergate Washington’da kuruldu). “The Parallax View’da hiç önemsenmeyen politik suikastlerin “yalnız silahşör” kuramına, “Yalnız Silahşör” adlı bir bülten yayımlayan “komplo çatlakları” olan Mulder’ın arkadaşı vasıtasıyla burada da derhal cezası veriliyor. Yalnızca bu rast gele pastişler düşünüldüğünde ilk bölümde hareket halinde tüm senaryoyu kuran ve Scully ve Mulder’ı bir araya getiren patron, “Klute”da Nixon maskesi giymiş bir katildi ve bu karakterleri Charles Cioffi oynuyor (Nixon yüzü bile “Ben sahtekar değilim” şeklinde konuşan başlığıyla bütünleşen Yalnız Silahşör’ün ekran koruyucularında biri üzerinde çizgi film biçiminde görülür).”

Dizinin belirli bölümleri, çeşitli bölümlerde popüler korku ve BK öğelerini yerleştiren postmodern alıntı ve pastiş yöntemindeki popüler türsel metinleri çizer. Örneğin ilk gerilimlerden “Ice” (1x07) çeşitli karakterlerin içine giren ve birbirlerine karşı paranoyak bir korku hissettiren tuhaf bir canavarın terörüne uğramış Antarktika’daki bir grup bilim adamını işleyen 1950’lerin popüler BK filmi “The Thing”deki durumu taklit eder; “Eve” isimli bölüm (1x10) “The Boys From Brazil”de işlenen kötü şeytani çocuk korku türünü ve çocuk canavarların klonlanmasını anlatır; “Wet Wired” (3x23) David Cronenberg’in filmi “Videodrome”un izleklerini ödünç alır; “Talitha Cumi” (3x24) Dostoyevski’nin Karamazof Kardeşler’inin Başmüfettiş’ini niteleyen kısmı yeniden oluşturur; “Herrenvolk” (4x01) “Children of The Damned”in ikonografisini oluşturur ve 1997’deki bölümlerden “The Post-Modern Prometheus” (5x06) siyah-beyaz olarak Frankenstein’ın figürlerini ve ikonografisini oluşturur. Diğer bölümler Jeffrey Dalmer ve Henry Lee Lucas gibi kitlelerce iyi bilinen katillerdeki kötülükleri model alır ve dizinin kendisine, yapımcılarına ve daha pek çok çağdaş konuya toplu göndermeleri içeren medya kültürünün politik olay, kişi ve araçlarına yapılan sayısız metinler arası gönderme vardır.

Bu yüzden, X-Files, postmodern pastiş ve alıntı stratejileri kullanan medya kültürünün bazı tür, ürün ve belirli metinlerini ödünç alır. Scully karakteri, bir dereceye kadar, “Silence of The Lambs – Kuzuların Sessizliği”ndeki kendini işine adamış FBI dedektifi Clarice Starling’i örnek olarak alıyor. “2Shy” isimli bir bölümde Scully ve Mulder, “Şişman ve Güzel” isimli bir internet sohbet odası vasıtasıyla temasa geçtiği kilolu ve yalnız kadınlarla beslenen, vampiri andıran bir katili kovalarlar. Muhafazakar bir polis görevlisi, Scully gibi bir kadının öldürülmüş kadınların otopsisini yapması gerekip gerekmediğini ve kurbanların kadın olduğu davalarda bir kadın dedektifin nesnelliğini kaybedip kaybetmeyeceğini sorgular. Scully, elbette ki, nesnelliğini sürdürür ve final sahnesinde kadın FBI ajanının”Silence of The Lambs”te eli kanlı ancak entelektüel katil Hannibal Lector’la karşılaşması gibi o da katille yüzleşir (kadın görevlinin tek başına kötücül bir suçluyla bir hücrede kaldığı bu ikonografi “The List” isimli bölümde tekrar eder).

X-Files’ın bir başka tanımlayıcı ve örnekleyici postmodern niteliği de tür sınırının karışımı ve tasviridir. Televizyon geleneksel olarak iyi bilinen bölüm ve sınırları izlerken, X-Files bilinmez ve normal, doğal ve doğaüstü, sebep ve mantık ve inanç arasındaki bölümlerin altını eşeleyerek türsel biçimler ve görenekler arasındaki sınırları yıkar. Az önce belirtilen korku ve BK türlerinin problematiklerine ve göreneklerine ek olarak, dizi, suç draması, gelecek çağ draması ve tıbbi drama formüllerinin formatlarını çizer. Scully ve Mulder FBI ajanlarıdır ve her bölüm araştırılması gereken bir suç veya gizemi aydınlatır. Ajanlar tecrübe ve bilgi kazandıkça önceki tek yanlılıkları ve saflıklarını aşarak ev böylece büyüyen ve gelişen modeller sunarak olgunlaşırlar. Bazı bölümler tıp bilimi ve problemlerini gösterir; böylece tıbbi türün kodlarını çizer. Bu yüzden, X-Files’ın bölümlerinin çok boyutluluğu ve metinlerarasılığını yaratan dizide pek çok tür karışımı ve geçişi mevcuttur ve dizinin kendisi standart televizyon biçimleri, görenekleri ve mitolojileri üzerine meta açıklaması sağlarken çeşitli tür göreneklerini karıştıran postmodern bir TV melezidir.

Üstelik, X-Files, ana medya kültüründe nadiren karşılaşılan bir öyküleme muğlaklığı seviyesi gösterir. Bazı bölümlerde akılcı ve doğaüstü açıklamalardan hangisinin daha belirgin olduğu, bazı gizemlerin çözülüp çözülmediği, problemlerinin çözümünün sık sık yenilerini yaratıp yaratmadığı açık değildir ve dizide gerçekten nelerin olup bittiği genellikle belirsizdir.Üstelik dizinin tümü kötü adamlarına, kötülüklerin kaynağına ve kendi inanç ve değerlerine ilişkin olarak önemli postmodern muğlaklık ve kararsızlık gösterir.

X-Files, böylece, eski türleri ağır bir şekilde ele alarak, eski öykü ve formülleri yeniden düzenleyerek, türsel kodları karıştırarak, izleyicinin geleneksel folklor, bilinmezlik ve medya kültürü bilgisiyle oynayarak, onun kodlarını, ikonografisini, plotlarını ve temalarını alıntılayarak, ancak sık sık bunu eleştirel olarak sorgulamak için geleneksel materyali yeniden işleterek, eski medya kültürü tür yapımında çoğunlukla onaylanan kurumları ve toplumu sorgulamak için bunu kullanarak tür pastişinin, alıntısının ve harmanının postmodern stratejisini yeni seviyelere çeker.

Televizyon türleri sınırlarının postmodern bir sınır geçişi ve bulanıklığına ek olarak, X-Files, film ve televizyon arasında sınırların bulanıklığını veya tasvirini gösterir. Bir zamanlar bu kategoriler farklı estetik biçimleri, yapım değerleri ve biçim özellikleriyle bir dereceye kadar farklıydılarsa da, X-Files, çağdaş filmin daha yüksek yapım değerlerini ve biçim özelliğini yerleştirir. 1998 yazı sırasında, dizi, belki de çağdaş film ve televizyonun bir araya gelişinin yeni bir trendini başlatan bir filme uyarlandı.

Böylece son yıllarda TV şovları kökenli filmlerin tam bir dönemi söz konusuyken ve X-Files ve diğer bazı TV şovları popüler filmlerin ikonografi ve tematiklerini çizerken, X-Files hem estetik açıdan hem de olay örgüsü ve tema ilişkisi açısından film ve televizyon arasındaki sınırların bulanıklaşmasında daha ileri gider. Chris Carter gibi bugünkü TV yapımcı kuşağı, TV ve film kültüründen vazgeçirilmekte ve kendi televizyon yapımlarını tahsis etmekte. Gerçekten de, VCR’ların ortalama evlere girmesi, X-Files gibi popüler televizyon dizilerini mümkün olduğunca aşina popüler filmler haline getiriyor ve izleme farklılığını bulandırıyor. Geniş ekran televizyonların evlere girmesi ve cep sinemalarındaki daha küçük film ekranları da TV ve film izlemenin estetik deneyimi arasındaki farklılığı kaldırmakta. Sonuçta, gelecek bölümde değineceğim gibi, televizyon alanındaki artan rekabet, önceden sıkıca sansürlenmiş ve bastırılmış şebeke televizyonu dünyasında mümkün olana göre nüfuzlu kurumların daha radikal eleştirisini olası kılan ideolojik sınırları gevşetti.


                                                                                                                                                       << Geri   İleri >>


TheXFiles-TR isminin kullanım hakları İzmir 14. Noterinden alınan belgeyle sayfamız adına kayıt altına alınmıştır. TheXFiles-TR isminin başka kişi,kurum ve Internet siteleri tarafından kullanılması yasaktır. Site içerisinde yer alan tüm haber, metin, ve diğer içerik thexfiles-tr.net 'e aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) izinsiz kullanılamaz. Sitemizin Beyin Atölyesi, Fanfic, Fanart bölümlerinde yayınlanan yazı, resim vb. eserlerin sorumlulukları, sahiplerine aittir. Alıntı, kopya olduğu anlaşılan eserler derhal silinecektir.

Bu site The X Files hayranları tarafından hazırlanmış, dizinin Türkiye'deki hayranlarına kaynak teşkil etmesi için tamamen amatör sebeplerle oluşturulmuş bir sitedir. 1013 Productions ve 20th Century Fox ile hiçbir bağlantısı yoktur. The X Files ile ilgili tüm haklar, bu şirketlere aittir.

Copyright © 1999-2006 TheXFiles-TR