X-Files’da
Postmodern Popülizm, Pastiş ve Tür Tasviri Estetiği:
Yüksek modernist estetiğin kurucu bir hareketi de yüksek ve düşük
kültür arasındakileri ayırt etmekti; ki kitle kültürünün düşük değerli
araçlarının tecimsellik, bayağılık, ideoloji ve estetik biçim ile
değerin yoksunluğuyla bulaştığına inanılırken, yüksek kültürün araçlarının
yüceltilmiş bir güzellik, gerçek, orjinallik ve değer küresi içerisinde
ikamet ettiğine inanılıyordu. Postmodern olan, estetikte yatar; yine
de popüler olan, kendi estetik haz ve değerlerine sahipken bugün
yüksek kültür olarak beğenilenin bir zamanlar popüler olduğunu (ör.
Yunan draması, Shakespeare, Wagner gibi) tartışan yüksek ve düşük
kültür arasındaki bu farkı postmodern olan reddetmişti. Böylece postmodern
bir popülizm, popüler olanın araçlarına estetiği açar ve dizi televizyonu,
pop müzik ve medya kültürünün diğer araçları gibi biçimlerin estetik
ve tematik tahlilini meşrulaştırır ev onaylar. İzleyen analizde,
bundan dolayı, X-Files’ı belirtisel ve ilginç bir çağdaşlık aracı
olarak ciddi şekilde ele alıp hem kültür biçimlerinde hem de toplumsal
değerlerde önemli kültürel değişimler gösteren estetik ve politik
incelemeye onu bağlayacağım.
X-Files’ın giriş bölümü ve “Deep Throat” isimli bölümü (1x79 ve 1x01) karakterleri,
olay örgüsünü ve gösteri temalarını sunmak için yaratık bilimkurgu (bundan
sonra BK) ve politik komplo türlerinin biçimlerini harmanlar. İlk bölümler
standart öykü yapıları ve karakter sunumuyla oldukça göreneksel Tv öyküleme
gerçekçiliğini kullanmıştır. TV inandırıcılığına uygun olduğu düşünülen yarı
belgesel öykülemeci gerçeklikte oynaması için dizi ilk ve son kez hikayenin
“güncel belgeli dökümlerden esinli olduğunu” söyleyen bir metinle başladı.
Dizinin açılışında bilinmezliğe ve doğaüstüne olan ilgisi nedeniyle FBI’ın
akademisinde “Hayalet” Mulder olarak bilinmekle birlikte suç profili konusunda
bir uzman olarak ünlenen Oxford eğitimli psikolog Fox Mulder’la çalışmak için
X-Files’a atandığını öğrendiği karanlık bir hükümet dairesine giren, tıbbi
bir bilimci olarak eğitim almış yeni bir kadın FBI ajanı olan Dana Scully tanıtılır.
Atanışını Scully’ye bildiren FBI bürokratını oynayan aktör Charles Cioffi genç
ajanları kuşatıp meşhum hükümet bürokratlarının rahatsız edici bir belirtisini
yaratarak Alan Pakula’nın “Klute”unda eli kanlı bir psikopatı ve siyasi komplo
filmlerinin bazılarında da kötü adamları canlandırmıştı.
Scully, başlangıçta, üzerinde “İnanmak İstiyorum” yazan bir uçan daireli poster
karşısında çerçevelenen yeni ortağıyla tanışmak için Mulder’ın bodrum katı
ofisine iner. Bu işaret Mulder’ın bilgi için gerçek ve tutku arayışını belirtir.
Mulder kendisini ironik bir şekilde “FBI’ın Küçük Arananı” olarak tanıtır ve
(doğrulanmış) paranoyasını belirterek doğru bir şekilde Scully’nin “kendisini
gözetlemek için yollandığını” söyler. Bununla birlikte, Mulder, Scully’ye kendisinin
de onu okuduğuna Scully’yi ikna ettiği Scully’nin Kıdem Tezi “Einstein’ın Çift
Paradoksu: Yeni Bir Açıklama” hakkında da konuşarak Scully’nin bilimsel kimliğini
vurgular. Fakat şöyle de açıklama yapar: “Sadece, çalışmamın büyük çoğunluğunda
fizik kanunları nadiren uygulanır gibi görünür.”
1993’teki giriş bölümünde ilk görevleri Mulder’ın, uzaylıların kaçırdığından
ve üzerlerinde deneyler yaptıklarından şüphelendiği genç kurbanların öldürülmesini
araştırmayı gerektirir. Elbette ki Scully şüphecidir ve bilimsel akılcı ile
inanmak isteyen paranormal doğaüstücü Mulder arasında bir zıtlık oluşturulur.
Olağan cinsiyet ortaklıkları tersine döndüğü için sebep ve inanç, bilim ve
paranormal arasındaki bu göreneksel vasıflandırma X-Files’da kritik bir işlev
görür. Üstelik dizi ilerledikçe Mulder’ın sık sık daha eleştirici ce şüpheci
ve Scully’nin de bilim dışı açıklamalara ve “uzak olasılıklar” olarak isimlendirilenlere
daha açık hale gelmeleriyle zıtlıklar bozulur.
Oysa ki çoğu büyük Tv X-Files’ın, kendi estetik hazlarını oluşturan göreneksel
televizyon kodlarını sorguladığı, eşelediği ve yıktığı çok kolaycı bir temsil
stratejisini izlemişti. Büyük televizyonlar açıklık, benzerlik ve tahmin edilebilir
hazlar sunarken, X-Files, tersine, karmaşıklık ve muğlaklık gösterir. Çoğu
televizyon banal bir realizmin göreneklerini sunarken ve estetik değerlerle
ne uğraşıp ne de ilgilenirken, X-Files yüksek yaratıcı değerler peşinde olan
bir yapım ekibini istihdam eder ve şimdiye kadar ortaya çıkmamış, estetik olarak
haz veren, biçimci ve entelektüel olarak meydan okuyucu bir televizyon üretir.
Bu nedenle dizi, çoklu okumaya müsait olan ve aktif bir izleyici gerektiren
karmaşık ve açık bir metnin klasik modernizmi ve idealiyle rüştünü ispat eder.
Elbette dizinin başka modernist görünümleri de mevcuttur. Scully ve Mulder
ilk ve başat gerçek arayıcılarıdır. Dizi, açılış sekansını “Gerçek Orada Bir
Yerde” şarkısıyla sonlandıran ve böylece güçlü bir gerçek kavramı tasarlayan
bir düstur olarak uyarlanmıştır. Ayrıca, dizi; bölümlerin bazılarını yazan,
birkaçını yöneten ve yapımın her ayrıntısında son derece denetçi bir rol oynayan
dizinin yaratıcısı Chris Carter tarafından güçlü bir şekilde tanımlanan modernist
bir aeteur’vari görüntü gibi bir şey sergilemektedir. Böylece dizi kişisel
bir görüntü ve biçim ve modernizm yazarlarının estetik niteliğini ön plana
çıkarır.
Gerçekten, X-Files bilinmeyenin görülmesinin ve doğaüstü olanla paranormal
olana görsel geçişin kazancının görüntüsel tadını da içererek estetik hazların
yapımında üstün bir hal alır. Açılış sekansı siyah bir arka plana karşı konumlanan
Mark Snow’un gizemli bestesi dizi müziğiyle başlar. İmge, tanımlanamayan bir
uçan cismin bilgisayar destekli bir kurgusu olarak ortaya çıkan şeye ve daha
sonra da görüntüde “Paranormal Aktivite” yazan arka plan grafikleriyle soyut
bir terör imgesinde kendisini uyuşturup korkunç bir yüze dönüştüren yabancı
hiyeroglifleri ve tuhaf bir teknoloji olarak görünene atlar. Kurgu, daha sonra,
dizinin komplo motifine işaret eden “Hükümet bilgiyi reddediyor.” isimli, bulanık
bir şekilde akan şarkının izlediği bir FBI ofisine ve Ajan Mulder’ın rozeti
ve yüzüne kesme yapar. Hemen sonra parlak bir kırmızı parıltılı bir elin ve
sonra da tuhaf bir cesedin x ışını olarak görünmesini takiben tehlikeli bir
yere kapıdan giren Mulder ve Scully’nin yüzü ve rozeti görülür.
Jenerik sekansı parçasının sona ermesinden sonra genellikle “Gerçek Orada Bir
Yerde” düsturuyla süslenen, dramatik olarak bulutlu göğe kesme yapmadan önce
dev bir göz imgesi vardır. Jenerik sekansı, böylece, izleyiciye onun (yazar
“o”yu “she or he” olarak yazıyor-ÇN) bilimsel ve gizemli yerlere girdiğiyle
ve belki de korkutucu ve şaşırtıcı farklı bir şey gördüğüyle ilgili olduğuna
dikkat çeker. Dizi, Federal Araştırma Bürosu ajanları Scully ve Mulder yenilikleri,
tuhaf ve paranormal fenomenleri ve hükümetin gizli ve kötücül oyunlarını bulup
görürken, bakıp bilmenin hazlarını ele alır.
X-Files’ın pek çok yorumu bunun Büyük Tanrı’nın her iki yanında da yer alan
sınırları nasıl uzlaştıracağını görmekle başarısız olan tek taraflı modern
veya postmodern olarak kavrar. Öte yandan, aydınlatıcı ve ilginç bir makalede
Reeves, Rogers ve Epstein şöyle yazar: “Her ne kadar X-Files’ın türsel örneği
ve epizodik/dizimsel vurgusu sınırlı bir bulanıklık olarak yorumlanabilse de
dizinin diğer görünümleri apaçık bir biçimde postmodern karşıtıdır.” Bu yazarlara
göre, X-Files, “Beaves And Butthead” veya “Mystery Science Theater 3000” gibi
çok popüler programların türsel kodları niteliğiyle postmodern sinisizm, ironi
ve oyun türü eksikliği, kahramanları ve ciddiliği namına gerçek için yapılan
ve uğraşılan araştırma nedeniyle “post-modern”dir. Ben, tersine, karakterleri
sık sık dizinin bazı hikaye ve görüntüleri bildiren klasik bir şekilde modern
nitelikler sergilemelerine karşın, dizinin postmodern estetik stratejileri,
izlekleri ve görüntüleri cisimlendirdiğini iddia etmekteyim. (ör. Gerçeğin
aranması, bir yuppie çalışma ahlakı ve profesyonelliği, bilimsel akılcılıkta
inanç vb.). Dizi, sorgulamalarla bunu geliştirirken, nüfuzlu modernist trüklerin
daha saldırgan bir biçimde postmodern estetik stratejileri ve temaları yerleştirdiğini
tartışacağım.
Tartışmam, tüm dizinin, yeni postmodern paradigmalar sunarken, gerçeğin, temsilin
ve öznelliğin çağdaş paradigmasının altını eşelediğidir. Üstelik estetik strateji
perspektifinden bakıldığında, X-Files geleneksel ve çağdaş olanın postmodern
bir harmanıyla sonuçlanan klasik türsel kodlarının, medya kültürünün ayrıcalıklı
bir alanından gelen materyalin ve günsel çağdaşlığın tasvirci bir karışımında
bir araya gelen çağdaş kent bilgisine ve politik olaylarına işaret eden ve
klasik sinematik ve edebi türleri ve geleneksel folkloru birleştiren postmodern
bir prototip pastiş örneğidir. Dizideki oyunda yer alan belirli postmodern
estetik, geleneksel türsel biçimlerde ve materyalde açımlamanın ve tarihsel
ve çağdaş toplumsal kurum ve olaylara ilişkin kritik yorumlar yapmanın bir
şekil olarak post-modern uygunluğun ve melezliğin bir örneğini geliştiren Linda
Hutcheon’ın (1988-1989) önermesidir. Bu fikir, onu yüzey biçimiyle toplumsal
yorum ve eleştiriyle olduğundan daha ilgili olan kodlara sahip bir oyun olarak
gören Jameson’ın daha faklı postmodern fikrine zıttır.
Hutcheon’a göre, eleştirel bir postmodernizm, altını kazımak için oluşturduğu
önceki kültür biçimlerini yazar ve onlara itiraz eder ve bu yüzden “geçici
olarak onu önce tutan ve gerçekten onu olası kılan çelişkili bir bağlılığa
ve bağımsızlığa” sahiptir. Hutcheon, postmodern kültürün, önceki kültürel biçimlerde
doğal bir şekilde alıntısal, yeniden yapılandırıcı ve parazitsel olduğu konusunda
birleşen Jameson, Huyssen ve diğerleriyle hemfikirdir; ancak postmodern alıntı
yönteminin Jameson’a dayandığı gibi katıksız pastişten ziyade metinler arası
parodi olduğunu iddia eder.Sözgelimi Jameson; Doctorow ve Ragetime’ı stereotiplere
ve alıntılara olan postmodern bir tarih azalmasının betimlenmesi olarak sunarken,
Hutcheon; Dostorow’u tarihi, eleştirel yoklamaya açan kurgu ve tarih arasındaki
sınırların postmodern bir sorgulamasının öğneği olarak okur. Üstelik Doctorow’un
kural koyucu elitlerin sesi olarak tarihsel roman perspektifiyle uyuşmadığını,
birleştirici tarihsel öykülemeyi uygun hale getirdiğini ve zıtlıkların sesini
meydana çıkardığını iddia eder.
Jameson, postmodernizm üzerine 1984’teki ilk makalesinin1991’deki versiyonunda
postmodern bir üslupta çoğu izleyicinin öykülemeyi tarihsel olarak açımlayamamasını
ve metni kurgusal figürler ile tarihsel figürlerin karışımının tarihselleştirilmiş
“bir çeşit hologramda bir ideolojiler değişikliğinden gelen fantezi belirteçleri”ne
indirgemesini sert yanıtlar. Genellikle, diğer tür metinler (bazı nostalji
filmleri ve medya kültürü biçimleri, son derece çağdaş resim ve bazı yazı biçimleri)
Jameson’ın paradigmasında tanımlanırken, Hutcheon’ın postmodernizm modeli tarih
ve politikayı sorguya çeken bazı postmodern metin türlerini açımlamak için
tercih edilebilir. Benim buradaki konum ise Hutcheon’ın eleştirel bir postmodernizm
fikrinin, X-Files’ı, Jameson’ın modeli bunun bazı niteliklerini resmetse de
onun kavramsallaştırılmasından daha iyi ele almasıdır.
X-Files’ın postmodern estetiği onun pastiş ve alıntıyı saldırgan kullanımıyla
nitelendirilebilir. X-Files sayısız klasik Tv ve Hollywood film türünü ödünç
alır: korku, fantezi, bilinmezlik, politik komplo, melodram, suç draması, tıbbi
drama ve diğer türler… Dizi çağdaş sorunları ve konuları yorumlamak için kurt
adam, vampir ve yaratıkları yeniden düzenleyerek çağdaş ilgi ve önem için bu
yıllanmış figürleri kazıp çıkarır. Polis ve tıbbi otoriteleri, tipik toplumsal
tipleri ve politik kültür egemenliğinden, kent efsanesinden, çağdaş haberlerden
ve magazin duygusundan çizilen daha farklı figürleri gösterir. Fakat halbuki
bu türün klasik biçimleri sık sık muhafazakar ideolojik şüpheleri yeniden üretirken,
X-Files nüfuzlu ideolojileri ve klasik türsel kodları şüpheli hale getirir.
X-Files, açıkça, 1950’ler bilimkurgu filmleri, 1970’lerin siyasi komplo filmleri
ve bu türlerin temsili ve semiyotik kodlarını çizer. Yaratık ve uçan daire
motifleri ya dostane ve iyiliksever (ör. “The Day The Earth Stood Still”) ya
da saldırgan ve kötücül (ör. “The War of The Worlds”) olan yaratık istilalarını
gösteren bir dizi 1950’ler Hollywood BK filminde popülerdi. Aynı zamanda, “The
Twilight Zone”, “The Outer Limits”, “Star Trek” ve “Kolchak, The Night Stalker”
gibi popüler televizyon dizilerinden de ödünç almıştır. Altıncı sezonunda bile,
yine de, X-Files’ın ne tür yaratıklar sunduğu veya yaratık mitosunun askeri
suçların üstünü örten bir hükümet komplosu ve tüm diziyi niteleyen postmodern
bir kararsızlığın ve belirsizliğin temsili olan bir izlek olup olmadığı belirsizdir.
Üstelik eski televizyon dizilerinin hiçbiri X-Files gibi ABD hükümetinin eleştirel
vizyonlarını böylesine sunmamıştı. Dizinin yaratıcısı Chris Carter, Watergate
davalarının onun biçimlendirici politik deneyimi olduğunu ve bazı şekillerde
Scully ve Mulder’ın gerçeğe ulaşmak, komploları karıştırmak, kimin ne yaptığını
bulmak, ellerini “ateşli silahların” üzerine koymak ve bu sayede bulmak amacıyla
aradıkları komploların çürütülebilir kanıtlarını elde etmek için bitmek bilmez
çabalarında Woodward ve Bernstein’ın andırdıklarını söylemişti. Medya kültürünün
diğer 1970’ler komplo motiflerine yapılan sayısız gönderme mevcuttur: “Kimseye
güvenme!” düsturu Don Carleone’nin oğluna verdiği öğüdü yansıtır. (“Dostlarını
iyi gözle; fakat düşmanlarını daha iyi gözle”). Ve Graham’ın özetlediği gibi:
“Mulder Kirli Harry’den bahseder ve -tıpkı “The Conversation”daki Harry Caul
gibi- gözetim araçlarını arayarak apartmanını paramparça eder; cesetler komaya
benzer tanklarda saklanır; hükümet “Three Days of the Condor”da Robert Redford
tarafından oynanan CIA çalışanına düzenlediği gibi Mulder’a da suikast düzenlemeye
çalışıyor; insanlara “Exorcist”vari biçimde hükmediliyor (yapımcı Carter’ın
kesinlikle hatırladığı bir film post-Watergate Washington’da kuruldu). “The
Parallax View’da hiç önemsenmeyen politik suikastlerin “yalnız silahşör” kuramına,
“Yalnız Silahşör” adlı bir bülten yayımlayan “komplo çatlakları” olan Mulder’ın
arkadaşı vasıtasıyla burada da derhal cezası veriliyor. Yalnızca bu rast gele
pastişler düşünüldüğünde ilk bölümde hareket halinde tüm senaryoyu kuran ve
Scully ve Mulder’ı bir araya getiren patron, “Klute”da Nixon maskesi giymiş
bir katildi ve bu karakterleri Charles Cioffi oynuyor (Nixon yüzü bile “Ben
sahtekar değilim” şeklinde konuşan başlığıyla bütünleşen Yalnız Silahşör’ün
ekran koruyucularında biri üzerinde çizgi film biçiminde görülür).”
Dizinin belirli bölümleri, çeşitli bölümlerde popüler korku ve BK öğelerini
yerleştiren postmodern alıntı ve pastiş yöntemindeki popüler türsel metinleri
çizer. Örneğin ilk gerilimlerden “Ice” (1x07) çeşitli karakterlerin içine giren
ve birbirlerine karşı paranoyak bir korku hissettiren tuhaf bir canavarın terörüne
uğramış Antarktika’daki bir grup bilim adamını işleyen 1950’lerin popüler BK
filmi “The Thing”deki durumu taklit eder; “Eve” isimli bölüm (1x10) “The Boys
From Brazil”de işlenen kötü şeytani çocuk korku türünü ve çocuk canavarların
klonlanmasını anlatır; “Wet Wired” (3x23) David Cronenberg’in filmi “Videodrome”un
izleklerini ödünç alır; “Talitha Cumi” (3x24) Dostoyevski’nin Karamazof Kardeşler’inin
Başmüfettiş’ini niteleyen kısmı yeniden oluşturur; “Herrenvolk” (4x01) “Children
of The Damned”in ikonografisini oluşturur ve 1997’deki bölümlerden “The Post-Modern
Prometheus” (5x06) siyah-beyaz olarak Frankenstein’ın figürlerini ve ikonografisini
oluşturur. Diğer bölümler Jeffrey Dalmer ve Henry Lee Lucas gibi kitlelerce
iyi bilinen katillerdeki kötülükleri model alır ve dizinin kendisine, yapımcılarına
ve daha pek çok çağdaş konuya toplu göndermeleri içeren medya kültürünün politik
olay, kişi ve araçlarına yapılan sayısız metinler arası gönderme vardır.
Bu yüzden, X-Files, postmodern pastiş ve alıntı stratejileri kullanan medya
kültürünün bazı tür, ürün ve belirli metinlerini ödünç alır. Scully karakteri,
bir dereceye kadar, “Silence of The Lambs – Kuzuların Sessizliği”ndeki kendini
işine adamış FBI dedektifi Clarice Starling’i örnek olarak alıyor. “2Shy” isimli
bir bölümde Scully ve Mulder, “Şişman ve Güzel” isimli bir internet sohbet
odası vasıtasıyla temasa geçtiği kilolu ve yalnız kadınlarla beslenen, vampiri
andıran bir katili kovalarlar. Muhafazakar bir polis görevlisi, Scully gibi
bir kadının öldürülmüş kadınların otopsisini yapması gerekip gerekmediğini
ve kurbanların kadın olduğu davalarda bir kadın dedektifin nesnelliğini kaybedip
kaybetmeyeceğini sorgular. Scully, elbette ki, nesnelliğini sürdürür ve final
sahnesinde kadın FBI ajanının”Silence of The Lambs”te eli kanlı ancak entelektüel
katil Hannibal Lector’la karşılaşması gibi o da katille yüzleşir (kadın görevlinin
tek başına kötücül bir suçluyla bir hücrede kaldığı bu ikonografi “The List”
isimli bölümde tekrar eder).
X-Files’ın bir başka tanımlayıcı ve örnekleyici postmodern niteliği de tür
sınırının karışımı ve tasviridir. Televizyon geleneksel olarak iyi bilinen
bölüm ve sınırları izlerken, X-Files bilinmez ve normal, doğal ve doğaüstü,
sebep ve mantık ve inanç arasındaki bölümlerin altını eşeleyerek türsel biçimler
ve görenekler arasındaki sınırları yıkar. Az önce belirtilen korku ve BK türlerinin
problematiklerine ve göreneklerine ek olarak, dizi, suç draması, gelecek çağ
draması ve tıbbi drama formüllerinin formatlarını çizer. Scully ve Mulder FBI
ajanlarıdır ve her bölüm araştırılması gereken bir suç veya gizemi aydınlatır.
Ajanlar tecrübe ve bilgi kazandıkça önceki tek yanlılıkları ve saflıklarını
aşarak ev böylece büyüyen ve gelişen modeller sunarak olgunlaşırlar. Bazı bölümler
tıp bilimi ve problemlerini gösterir; böylece tıbbi türün kodlarını çizer.
Bu yüzden, X-Files’ın bölümlerinin çok boyutluluğu ve metinlerarasılığını yaratan
dizide pek çok tür karışımı ve geçişi mevcuttur ve dizinin kendisi standart
televizyon biçimleri, görenekleri ve mitolojileri üzerine meta açıklaması sağlarken
çeşitli tür göreneklerini karıştıran postmodern bir TV melezidir.
Üstelik, X-Files, ana medya kültüründe nadiren karşılaşılan bir öyküleme muğlaklığı
seviyesi gösterir. Bazı bölümlerde akılcı ve doğaüstü açıklamalardan hangisinin
daha belirgin olduğu, bazı gizemlerin çözülüp çözülmediği, problemlerinin çözümünün
sık sık yenilerini yaratıp yaratmadığı açık değildir ve dizide gerçekten nelerin
olup bittiği genellikle belirsizdir.Üstelik dizinin tümü kötü adamlarına, kötülüklerin
kaynağına ve kendi inanç ve değerlerine ilişkin olarak önemli postmodern muğlaklık
ve kararsızlık gösterir.
X-Files, böylece, eski türleri ağır bir şekilde ele alarak, eski öykü ve formülleri
yeniden düzenleyerek, türsel kodları karıştırarak, izleyicinin geleneksel folklor,
bilinmezlik ve medya kültürü bilgisiyle oynayarak, onun kodlarını, ikonografisini,
plotlarını ve temalarını alıntılayarak, ancak sık sık bunu eleştirel olarak
sorgulamak için geleneksel materyali yeniden işleterek, eski medya kültürü
tür yapımında çoğunlukla onaylanan kurumları ve toplumu sorgulamak için bunu
kullanarak tür pastişinin, alıntısının ve harmanının postmodern stratejisini
yeni seviyelere çeker.
Televizyon türleri sınırlarının postmodern bir sınır geçişi ve bulanıklığına
ek olarak, X-Files, film ve televizyon arasında sınırların bulanıklığını veya
tasvirini gösterir. Bir zamanlar bu kategoriler farklı estetik biçimleri, yapım
değerleri ve biçim özellikleriyle bir dereceye kadar farklıydılarsa da, X-Files,
çağdaş filmin daha yüksek yapım değerlerini ve biçim özelliğini yerleştirir.
1998 yazı sırasında, dizi, belki de çağdaş film ve televizyonun bir araya gelişinin
yeni bir trendini başlatan bir filme uyarlandı.
Böylece son yıllarda TV şovları kökenli filmlerin tam bir dönemi söz konusuyken
ve X-Files ve diğer bazı TV şovları popüler filmlerin ikonografi ve tematiklerini
çizerken, X-Files hem estetik açıdan hem de olay örgüsü ve tema ilişkisi açısından
film ve televizyon arasındaki sınırların bulanıklaşmasında daha ileri gider.
Chris Carter gibi bugünkü TV yapımcı kuşağı, TV ve film kültüründen vazgeçirilmekte
ve kendi televizyon yapımlarını tahsis etmekte. Gerçekten de, VCR’ların ortalama
evlere girmesi, X-Files gibi popüler televizyon dizilerini mümkün olduğunca
aşina popüler filmler haline getiriyor ve izleme farklılığını bulandırıyor.
Geniş ekran televizyonların evlere girmesi ve cep sinemalarındaki daha küçük
film ekranları da TV ve film izlemenin estetik deneyimi arasındaki farklılığı
kaldırmakta. Sonuçta, gelecek bölümde değineceğim gibi, televizyon alanındaki
artan rekabet, önceden sıkıca sansürlenmiş ve bastırılmış şebeke televizyonu
dünyasında mümkün olana göre nüfuzlu kurumların daha radikal eleştirisini olası
kılan ideolojik sınırları gevşetti.
<<
Geri İleri >>