» Ana Sayfa
   » X-Files Nedir?
   » FORUM
   » X-Cast
   » Bölüm Rehberi
   » Bölüm Adları
   » Mitoloji
   » Senaryolar
   » Fanfiction
   » Fanart
   » Basında X Files
   » X-Sözlük
   » Bilmedikleriniz
   » The X Team
   » Etkinlikler
   » Linkler

 


Dizi ve sayfa ile ilgili her
türlü soru ve önerinizi
faq@thexfiles-tr.net
adresine yollayabilirsiniz!

 
 
...:: KELİMELERLE YAŞAMAK::...

 

YAZAR: Susanne Baringer (sbarringer@usa.net)

 

Mulder'ın dairesine çağrıldım. Yine. Geçen 24 saat içinde zaten bir kere cesedini teşhis etmek için orada bulunmuştum. Sanki bu yetmiyormuş gibi Skinner beni yeniden çağırdı. Endişeli olmam gerekmesine rağmen değildim. Bilmediğim bir nedenden dolayı Mulder'ın planının keşfedildiği ve sorgulanmak için çağrılmadığımı hissediyordum. Mulder'a güveniyorum. Onun planına güveniyorum. Bunu başarmamız gerektiği yönünde verdiğimiz karara güveniyorum. Bu nedenle kendimi bunun ortaya çıkması fikrinden çok, göstermek zorunda olduğum performans için hazırlıyorum. Mulder öldü. Bunu hatırlamak zorundayım.

Dün gece Mulder'ın bir silahla yüzünü dağıttığı dairesinin sonuna kadar açık olan kapısının önüne geldim. Hala Mulder'ın eşyalarını tarayan bir avuç dedektifi gördüğümde şaşırdım. Mulder'ın bütün bunları daha önceden düşünüp düşünmediğini merak ettim. İnsanların neden bir federal ajanın birdenbire kendisini bu kadar vahşice öldürmek istediğini anlamak için eşyalarını karıştırıp ipuçları arayacağını. Uzunca bir süre kapının ağzında durup kendimi asla gerçek olmasını istemeyeceğim bir senaryoya hazırlayıp onu canlandırmaya hazırladım.

Sonunda Skinner arkasını döndü ve beni orada dururken gördü. Cinayet mahaline dün gece aynı yerde ortağımın kanla kaplı cesedinin bulunduğunu gördüğüm için giremediğimi sanacaktı. Bana doğru yürüdü ve koluma dokundu.

"Ajan Scully geldiğiniz için sağ olun. Sizi yeniden buraya getirdiğim için üzgünüm, ama bakmanızı istediğim bir şey var." Skinner'ın beni kolumdan tutarak Mulder'ın oturma odasına yönlendirmesine izin verdim. Halının üzerindeki kan hala belirgindi. Bu nedenle arkamı döndüm. Skinner bunu fark etti ve ben de kendimi verdiğim bu karardan dolayı kutladım. Yayılmış kanın ortağıma ait olduğunu farz etmek garip bir davranıştı.

"Ajan Mulder size bir mektup bırakmış." , dedi Skinner. Dikkatim odadaki hareketlerden Skinner'ın sözlerine yöneldi. Elime bir zarf verdi.

"Bir mektup mu bırakmış?". İlk rapor intihar mektubu olmadığı yönündeydi. Ayrıca eğer Mulder bir tane yazmış olsaydı bana söylerdi. Bu, olayı kesinlikle karışık bir hale getirecekti.

"Tam olarak değil".Skinner ciddi görünüyordu. "Bu mektup, duruma açıklık getirecek bir ipucu bulmak için çekmecelerini araştırırken bulundu. Bunun ne zaman yazıldığını bilmemize imkan yok. Bu olayla doğrudan bir bağlantısı da olmayabilir.". Elimdeki zarfa baktım. Üzerinde okunaklı bir şekilde "Ölümüm halinde lütfen FBI'dan Özel Ajan Dana Scully'ye ulaştırılsın." yazıyordu.

Birdenbire bu mektubun gerçek olduğunu fark ettim. Bu Mulder'ın, ölümü halinde bana verilmesi için yazdığı gerçek bir mektuptu. Bunu şimdi okumamam gerekiyordu. Daha değil.

Ben bir şey söylemeyince Skinner devam etti. "Ajan Scully, bunun zor olduğunun farkındayım, ama o mektubu şimdi okumalısınız. İçinde bu olayı açıklayacak bir şey olup olmadığını öğrenmeliyim."

"Efendim bunu yapabileceğimi sanmıyorum.", diye Mulder'ın mektubun üzerine yazdığı cümleden gözlerimi ayırmayarak cevap verdim. Bu mektubu okumak ihanet olacaktı. Bunu unutmuş olmalıydı. Bu nedenle de mektubu okumamı istemeyeceğinden emindim.

"Bak." diye fısıldadı Skinner. "Bu mektubu alabilmek için bir sürü şey yapmak zorunda kaldım. Bu, Federal bir ajanın ölümüyle ilgili bir davanın kanıtı. Onları işin bu kısmını bana bırakmaları için ikna ettim. Bunun... kişisel olabileceğini düşündüm. Bu eğer gerekli bir şey değilse delil kayıtlarından kaybolmasını sağlayacağım. Anlıyor musun? Eğer ajan Mulder'ın sadece senin okumanı istediği bir şeyi okumazsan, seni ya da ajan Mulder'ı tanımayan biri okuyacak."

Bunun için Skinner'a minnettar olmam gerekirdi. Eğer bu durum gerçek olsaydı olurdum da. "Teşekkürler efendim. Bunun için minnettarım.". Şimdi ne yapacağım?

"Size biraz izin vereceğim."Skinner geriye çekildi ve beni mektubu okumam için yalnız bıraktı. Mulder'ın olmayan kanın kuruyup koyu bir renk aldığı yerin yanına, Mulder'ın koltuğuna oturdum. Skinner beni izliyordu. Başka şansım yoktu. Tırnağımla zarfın köşesini açtım ve mektubu çıkardım. Acı duyma, bayılma ya da bunun gibi bir şey numarası yapabilirdim, ama Skinner beni iyi tanıyordu. Acılara katlanan Scully .. bu benim.

Her nedense şu an acıya katlanacak durumda değildim. Mulder'ın el yazısının kapladığı kağıdı çıkarırken ellerim titriyordu. Bu yanlıştı. Bu mektup özeldi. Mulder hala hayattayken ve iyiyken bunu okumaya hakkım yoktu.

Kağıdı açtım ve okuyormuş gibi davranmaya karar verdim. Ama yapmadım. Kelimeleri görür görmez okumaya başladım ve bir kere başladığımda da Mulder'ın kelimeleri kalbimi ele geçirdi ve kendimi tutamadım.

Okurken Skinner'ın ne tepki vereceğimi bekleyen bakışını hissediyordum. Bunun için bir çaba harcamam gerekmiyordu. Gözlerim doldu ve hıçkırmaya başladım. Mulder. Benim sevgili, iyi Mulderım..

"Sevgili Scully,

Eğer bunu okuyorsan, en kötüsü olmuş demektir. Şaşırmamış olmalısın. İkimiz de ilgi alanımın ne kadar tehlikeli olduğunu, birinin beni ortadan kaldırmaya karar vermesinin an meselesi olduğunu biliyorduk. Sana benim için ağlamaman gerektiğini söylemek istiyorum, ama biliyorum ki güzel Scully, ağlayacaksın. Büyük ihtimalle tek kişi de sen olacaksın. İyi zamanlarımızı, dünyaya ve onun getirdiklerine karşı beraber savaştığımız o anları, bizi hatırla Scully. Bu konuda iyiydik, değil mi? Beraber.

Eğer hayatta doğru yapabildiğim bir şey varsa o da seni sevmekti. Bu, seninle tanışmadan önce bile doğru olan şeydi. Ne yazık ki bu senin için yanlıştı. Seni daha iyi sevemediğim için üzgünüm. Bana mutluluktan başka bir şey getirmedin; ne yazık ki ben sana acıdan başka bir şey getirmedim. Benim sayemde mutlu olduğun sadece bir an oldu mu Scully? Beş dakika? Seni beş dakika mutlu etmek için hayatımdaki tüm acı ve ihanetleri bir kez daha yaşayabilirim. Büyük ihtimalle bu ödemem gereken bedel olacak.

Sana sorduğum için onurlanacağın bir isteğim var. Ruhumu kurtar, Scully. Yaşa. Sadece yaşa. Ne kadar uzun yaşayabilirsen yaşa ve mutluluğun peşinden git. Yaşadığın ve beni kalbinde tuttuğun sürece ruhum kurtarılmış olacak. Beni her zaman sevdiğin gibi, ama şimdi beni kendinden ayırmayarak, sev Scully. Zamanın geldiğinde beni, seni beklerken bulacaksın. Cennete gidemeye bilirim, ama biliyorum ki sen beni tanıdığın ve sevdiğin için beni oraya alacaklardır. Bir melek beni sevdi ve biliyorum ki bu benim kurtuluşum olacak. Nasıl bu kadar şanslı olabildim? Seni seviyorum Scully. Sana bunu bir kere bile söylemedim, ama tüm kalbimle senin bunu bildiğini biliyorum. Korktuğum şey, bunun ne kadar çok olduğunu bilmiyor olman. Tüm benliğimle ve sahip olduğum her şeyle, seni seviyorum. Bunu hep hatırla ve her nerede olursam olayım seni beklerken seni korumak için elimden gelen her şeyi yapacağıma inan.

Sevgiler, Mulder "

Acıyla hıçkırıyordum. Kendimi tutamadım. Mulder hayattaydı. Bunun beni rahatsız etmesi için bir neden yoktu. Ama kelimeleri ve içinde bulunacağımız ne çeşit bir durumda bunu okuyacak olmam gerektiği kalbimi acıtıyordu. Kendimi altüst olmuş ve aklı karışmış hissediyordum. Skinner birdenbire yanımda belirdi ve kendimi kontrollü olmak için zorladım.

"Ajan Scully, iyi misiniz?"

"Evet", diyebildim. "Bu kişisel. Araştırmada yardım edecek birşey yok burada."

Skinner başını salladı ve rahatlamış göründü. Benim durumum için, Mulder'la olan özel hayatımızın bir parça kanıt haline gelmeyeceği için, rahatladığını farkettim. "Mektubu alın ajan Scully. Onu almamız için bir neden yok."

Başımı sallayıp mektubu ceketimin cebine yerleştirdim. Gözyaşlarım hala akıyordu. "Buradan çıkmalıyım.", dedim Skinner'a. Başıyla bu kararı onaylarken anlayışla koluma dokundu.

Mulder'ın apartmanının merdivenlerinden inerken gözyaşlarım öfkeye dönüştü. Her adım atışımda öfkem arttı. Lanet olasıca. Bunu bana nasıl yapabildi? O öldükten sonra okumam için bana nasıl böyle bir maktup bırakabildi? O hala hayattayken bile şunun bana yaptığına bak! Bunların hepsinin onun ölümünden sonra bilmemin bana ne yararı olacaktı? Neden ikimiz de hala hayattayken ve bunlar hakkında konuşabilecekken bana birşey söylemedi?

Apartmanın zemin katına ulaştığımda Mulder'ın güzel aşk itirafları ikimize olan ihanete dönüşmüştü.

* * * * * * * * * * * * * * * * * * *

Öfkem sonraki birkaç günde daha da büyüdü. Toplantıya çağırıldığımda öfke bana güç verdi. Açıkça bastırdığım öfkem kontrollü, ciddi olmamı ve yapabileceğimi sandığımdan daha iyi yalan söylememi sağlamıştı. Mulder'ı korumak ve onu hayatta tutmak için yalan söylemem gerekiyordu. Çünkü o ölecek olursa mektup, birlikte yaşayamayacağım ve yaşamayacağım bir gerçek olacaktı. Öfkem korkuyla karıştı. Mulder öldükten sonra bu mektubu okumamdan daha kötü olacak olan şey, mektubu okuduktan "sonra" Mulder'ın ölmesi olurdu.

Bir daha Mulder'ı gördüğümde resmi olarak hayattaydı ve bu defa ölen bendim. Ölümün kapısını çalarken elimi tutan ve beni seven Mulder yanımdaydı. Bazen onun bıraktığı mektubu anlıyordum, çünkü ona söylemek isteyip söyleyemediğim bir sürü şey hissediyordum. Aynı zamanda öfkem kaybolmaya başlamıştı. Herhangi birşeyin onun kaybını, özellikle de uzun süredir varolan ama ortaya çıkmayan hisleri ve şüpheleri, bastırabileceğini düşündüğü için ondan nefret ediyordum. Bu öfkenin üzerine yoğunlaşmak yerine mücadele etmekle meşguldüm. Yaşamak istiyordum. Mulder'ın ölümü için endişelenmeye vaktim yoktu. Hala, ölmeden önce ona söylemek istediğim şeyleri söyleyeceğimi ve ona cevabını öğrenmek istediğim sorular soracağımı biliyordum. Daha sonrası için bu tür şeyleri yazmayacaktım. Onda olmayan cesaret bende olacaktı.

Ve sonunda bunu yapmama gerek kalmadı. Yaşıyordum. Mulder yaşıyordu. Mektup ikimizin arasında görünmeyen kelimeler gibi duruyordu. Bu bilmemem gereken birşeye dönüşmüştü. Bir kez daha geleceğime yoğunlaşma zamanım geldiğinde bu kelimeleri gün ışığına çıkarmam gerektiğini biliyordum. Bunun beni daha yeni yendiğim kanserden daha yavaş ve acı vererek yiyip bitirmesine izin veremezdim. Mulder beni görmeye geldiğinde yüzüne baktım ve gerçeği söylemem gerektiğini farkettim. Eğer devam edeceksek aramızda sadece gerçek olmalıydı.

Odama girdi, alışkanlık haline getirdiği üzere beni öptü ve yandaki sandalyeye oturdu. Elimi avucunun içine aldı ve nasıl hissettiğimi sordu. Bu rutin olarak yaptığımız birşeydi. Onu hiç uyarmadan birdenbire düşündüğüm şeyi söyledim.

"Mulder, mektubu okudum.", dedim. Mulder şaşırmıştı.

"Neden bahsediyorsun, Scully? Hangi mektup?"

"Ölümün halinde bana verilmesi için yazdığın mektubu.". Mulder'ın yüzünün sarardığını gördüm.

"Aman Tanrım. Scully. Tanrım, onu tamamen unutmuştum. Onu asla okumanı istememiştim." Mulder paniklemişti ve elimi bırakıp yataktan uzaklaştı.

"Biliyorum Mulder. Başka şansım yoktu. Dedektifler onu buldu ve Skinner intiharını açıklayabilecek birşeyler bulabiliriz diye beni mektubu okumaya mecbur etti. "

"Aman Tanrım."

"Üzgünüm Mulder. Eğer okumak zorunda olmasaydım, asla okumazdım. Skinner orada durmuş bekliyordu."

"Herşeyi okudun mu?" Mulder rahatsız ve sinirli görünüyordu.

"Evet. Biliyorum okumamalıydım. Söylediğin şey, Mulder, .."

"Orda yazanları öğrenmemen gerekiyordu, en azından şimdilik."

Mulder'la öfkelenmeden konuşmayı kararlaştırmama rağmen söyledikleri beni aşırı derecede öfkelendirdi. "Peki sen öldükten sonra onların bana ne yararı olacaktı?" Yazdıklarını ilk okuduğumdan beri içimde büyüyen öfke yüzünden sesimi yükselttim. "O mektubun kendimi iyi hissettireceğini mi düşündün? Öyle mi? Sen ölmüş ve gömülmüşken ve onlar için hiçbir şey yapamayacakken o söylediklerinin kendimi daha iyi hissettireceğini mi düşündün? Onları öğrenmek isteyeceğimi nasıl düşündün? Çok geç, Mulder, çok geç."

Mulder afallamış ve incinmiş görünüyordu. Söylediklerimin beklediği şeyler olmadığını farkettim.

"Üzgünüm Scully. Sanırım senin hakkında neler hissettiğimi bildiğinden emin olmak istedim. Emin olmadan yaşamanı istemedim."

"Oh, bunu öğrenmemin tek yolu birinin seni öldürmesi mi olacaktı? Harika, Mulder. Benim için sen yaşadığın sürece bunları bilmeden yaşamak, hatta ölmek birşey farkettirmiyordu. Neden sadece söylemedin, Mulder? O zaman ölümünden sonra okumam için bana o acıklı lanet olası mektubu yazman gerekmezdi."

Mulder daha önce hiç görmediğim şekilde bana baktı. Yüzündeki incinmiş ifade o aptal mektupta yazdığı kelimeler kadar açıktı. "Anlamıyorum Scully. Bunun seni neden bu kadar sinirlendirdiğini anlamıyorum."

Kendimi anladığımdan ben de emin değildim. İlk kez okuduğumda bana çok güzel gelen Mulder'ın sözlerinin şimdi aramızda neden bir engel olduğundan emin değildim. O sözleri ve onları bana yazdığı için Mulder'ı sevmem gerekiyordu, ama dikkatimi yoğunlaştırabildiğim tek şey hissettiğim ihanet duygusuydu. Bize karşı, bana karşı duyduğu inanç tarafından aldatılmıştım. Ve kendime ihanetim yüzünden kendimi suçlu hissediyordum. Mulder'la geçen dört yılda beni ne kadar mutlu ettiğini bilmiyordu. Bu sadece benim suçum olabilirdi. Nasıl olmuş da ona söylememiştim?

Sessizliğim üzerine Mulder devam etti. "Bunun ne kadar önemli olduğunu bilmiyordum. Sadece eğer ölecek olursam, hala seninle birlikte olacağıma, seni bekleyeceğime inandığımı bilmeni istedim. Sana geride birşey bırakmak... "

"Beni hiç bırakma Mulder. Hiç bırakma." Bunun veremeyeceği bir söz olduğunu biliyordum. Kanserin bana öğrettiği birşey varsa o da hayatın ve ölümün önceden tahmin edilemeyeceğiydi. Bunu Mulder'dan istemek adil değildi. Sessizliği bana bunu hatırlattı.

"Scully.." Mulder şok olmuş bir şekilde bana bakıyordu ve gözleri sulanmaya başlamıştı. Ama hiç birşey söylemedi. Bu nedense öfkemi arttırdı. İçimden, varlığını kendimin bile bilmediği bir yerden, hayatımda yaşadığım tüm öfkeyi Mulder'ın yüzüne haykırdım.

"Yemin ederim Mulder, eğer ölmüş ve bana o mektubu bırakmış olsaydın senden nefret ederdim! Öldüğüm güne kadar senden nefret ederdim! Ve sonra da, eğer beni bekliyor olsaydın, seni cehenneme kadar sürükleyip senden, beni sensiz yaşamak zorunda bıraktığın için intikamımı alırdım!"

Sonra Mulder ağlamaya başladı ve ben kendimi kötü hissettim. Ama onu rahatlatmak isteyecek kadar değil. Ayağa kalktı ve beni bıraktı. Kapıdan çıkarken onu durdurmadım. Yalnızdım. Mulder ölmüş olsaydı olacağımdan daha yalnızdım. Aramızdaki mesafe dünya ve cennet arasındakinden daha fazlaydı. Onu bu kadar uzağa ben yollamıştım.

Mektup sabahlığımın içinde adeta yanıyordu. İçerdiği kelimeler tenimi yakıyor ve kalbimi onlardaki güzelliği görmekten alıkoyuyordu. Hala ona dayanıyordum. Sürekli mektubun orada olup olmadığını kontrol etmek için elimi cebime atıyordum. Her kelime aklıma kazınmıştı. Öyleyse bunlar beni neden bu kadar çok incitiyordu?

Dört gün boyunca Mulder'ı görmedim. Hastaneden dinlenmem yolundaki emirlerle eve gönderildim, ama hala gelmedi. Onu suçlamıyordum, ama bu, bunun beni öldürmesini engellemiyordu.

* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * **

Beşinci gün Mulder beni görmeye geldi. Haber vermeden kapımda belirdi. Kot pantolon ve eski bir t-shirt giyiyordu ve ayrıldığımızdan beri, yani dört gündür traş olmamış gibiydi. Nerede olduğunu merak ediyordum. Farklı, değişmiş görünüyordu, ama yine de aynıydı. Aynı Mulder, hep aynı. Benim Mulderım. Artık sarsılmaz bir kesinlikle onun bana ait olduğunu biliyordum. Bu hayatta, gelecek hayatta, sonsuza kadar. Böyle düşündüğümü neden bilmiyordu?

Annem buradaydı ve Mulder onu buruk bir gülümsemeyle selamladı. "Bayan Scully, Scully ile konuşmalıyım. Bu önemli." Sesi gergin ve kontrollüydü. Annem bana baktı. Başımla onayladım ve annem dairemden ayrıldı. Bizi yalnız bıraktı.

Hala tam olarak gücümü toplayamadığım için uzandığım koltuğun karşısındaki sandalyeye oturdu. İkimizin de konuşmadığı uzun dakikalar geçti. Nasıl hissettiğini bilmem için sözlerini duymama gerek yoktu. Şimdi öfkeli olan oydu. Öfkesi aramızdaki uçurumu aşıp bana ulaşıyordu.

Gözlerimi kaldırdığımda bana baktığını gördüm. Bakışı beni rahatsız etmişti, ama gözlerimi kaçırmadım. Eğer bunu yaparsam bir daha asla aynı olmayacağımızı biliyordum. Bir daha asla iyileşemeyecektik.

"Scully" Adımı söyledi ve ben ürperdim. Aramızda söylenmemiş pekçok şey olmasına rağmen buraya birşeyler söylemek için gelmişti. Yeniden başladı.

"Scully, anlamıyorum. İncindiğinin farkındayım. Denedim, denedim, ama hala neden olduğunu anlamıyorum. Sanki bunu özellikle yapmışım gibi davranıyorsun. Sana o mektubu yüreğimin içini görmen için yazdım. Seni incitmek istemedim. Seni benden ya da bizden nefret eder şekilde bırakmak için yazmadım. Bunu nasıl düşünebilirsin?"

Söyledikleri ona kapalı olan kalbime ulaştı. Haklı olduğunu biliyordum. Ona her ne kadar öfkeli olsam da bunu bilerek yapmadığını biliyordum. Beni şu an yiyip bitiren kendime karşı hissettiğim suçluluktu.

Mulder ayağa kalktı ve koltuğun yanına geldi. Oturmak için eğildi, ama ayaklarımı oturacağı yerden çekmemi bekledi. Ayaklarımı çektim, ama sadece bana başka şans bırakmadığı için. Yanıma oturdu ve yüzünü bana doğru döndü. Ayaklarımı kendime doğru çekip kollarımı dizlerime doladım. Aramızdaki bu mesafeden memnundum.

"Söyle bana Scully. Bana o mektubun seni gerçekten neden rahatsız ettiğini söyle." Sonunda Mulder olayın ana kaynağına gelmişti. Anlamıştı. Ona olan öfkem hikayenin sadece yarısıydı ve kendime olan öfkem kadardı. İkimiz de birbirimize karşı dürüst olmadığımız için suçluyduk. Dört yıl birlikte olup pekçok şey atlattıktan sonra bunu sormamamız gerekiyordu. Bunu Mulder'a da söyledim.

"Mulder benden nasıl şüphelendin? Birlikte olduğumuz zamanlarda acı çektiğimi nasıl düşünebildin? Dört yıl, Mulder! Dört yıl! Beni hiç mutlu edip etmediğini sormamalıydın. Bilmen gerekirdi. Seni sevdiğimi bildiğin gibi bunu da bilmeliydin!" Mulder başını salladı, ama birşey söylemedi. Bana konuşmam için şans veriyordu.

"Tanrım, Mulder. Üzgünüm. Seni ne kadar mutlu olduğumdan haberdar edemediğim için üzgünüm." Gözyaşlarım, son birkaç haftadır duyduğum öfkeyle birlikte aktı. "Mektubun Mulder. Bilmediğine inanamadım. Bütün yaptığının bana acı çektirmek olduğunu sanarak ölebileceğine inanamadım."

Mulder yaklaşıp elime dokundu. İçgüdüsel olarak dizlerimi daha sıkı kavradım. Mulder bunu kaçırmadı ve geriye çekildi.

"Haklısın Scully. Seni o kadar mutlu ettim ki sana dokunmama bile dayanamıyorsun. Bu gerçekten ikna olmama yardımcı oldu." Korktuğum şeyleri anlatırken yüzünün aldığı yumuşak ifade şimdi katılaşmıştı. Onu yeniden incitmiştim. Birbirimizi incitmeyi ne zaman bırakacaktık? Konuşulmayan şeylerin neden olduğu acı olmadan kalbimizdeki herşeyi söyleyebilecek miydik?

"Bana yeniden dokun." , dedim düşünmeden. Ulaşılmaz görüntüsü vermemek için dizlerimi indirdim. Mulder bana baktı. Şüphe gözlerinden okunuyordu. Bir kez daha yavaşça yanıma yaklaştı. Ayaklarımı koltuktan indirdim ve yanyana oturacağımız şekilde döndüm. Mulder'ın elimi yeniden tutmasına izin verdim. Ben de onun eline sarıldım.

Bu şekilde uzun süre oturduk. Kelimeler yoktu, gözyaşları yoktu. Sadece dokunuş vardı. Bu arada son birkaç gündür aramızda olanlar yavaşça ortadan kaybolup bulanıklaştı ve bize yeniden nefes almak için alan bıraktı.

"İşte senin beş dakikan, Mulder.", dedim sonunda.

"Ne?", diyerek meraklı bir şekilde bana baktı.

"Beni beş dakikalığına mutlu edip edemediğini sormuştun. Daha yeni ettin." Mulder, sanki buna inanmıyormuş gibi şaşkınlıkla bana baktı. "Buna inanman neden bu kadar zor Mulder?"

"Zor değil.", dedi umutla. "Ama şimdi ne için yaşamam gerekecek?" Ona gülümsedim ve gözlerinden üstündeki ağırlığın kalktığını gördüm.

"Sanırım daha fazlası için."

"Belki de çıtayı yükseltip bir saate çıkarmalıyım.", dedi.

"Bir ömür boyuna ne dersin?", diye hiç duraksamadan sordum ve kelimeler ağzımdan dökülürken onları ne kadar ima ettiğimin farkına vardım.

Mulder ruhunun tüm açıklığıyla bana baktı. "Bunu yapabilirim Scully. Yemin ederim yapabilirim." Aramızdaki bu şaka nasıl olmuş da birdenbire bu kadar ciddi hale gelmişti.

"Öyleyse yap.", dedim.

Bir anda herşey söylenmişti. Hepsi. Kolayca, çevresinde onu sarıp sarmalayacak birşey olmadan. Sadece dört yıllık hislerin açık, dürüst gerçeği bu birkaç kelimeye sığmıştı. Sadece biz. Mulder ve ben. Ve birdenbire, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.

Mulder kollarını açtı ve ben de ona gittim. Yaşıyordum. Ruhunu kurtarmıştım. Artık sormamıza ya da merak etmemize gerek yoktu.

 

 


TheXFiles-TR isminin kullanım hakları İzmir 14. Noterinden alınan belgeyle sayfamız adına kayıt altına alınmıştır. TheXFiles-TR isminin başka kişi,kurum ve Internet siteleri tarafından kullanılması yasaktır. Site içerisinde yer alan tüm haber, metin, ve diğer içerik thexfiles-tr.net 'e aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) izinsiz kullanılamaz. Sitemizin Beyin Atölyesi, Fanfic, Fanart bölümlerinde yayınlanan yazı, resim vb. eserlerin sorumlulukları, sahiplerine aittir. Alıntı, kopya olduğu anlaşılan eserler derhal silinecektir.

Bu site The X Files hayranları tarafından hazırlanmış, dizinin Türkiye'deki hayranlarına kaynak teşkil etmesi için tamamen amatör sebeplerle oluşturulmuş bir sitedir. 1013 Productions ve 20th Century Fox ile hiçbir bağlantısı yoktur. The X Files ile ilgili tüm haklar, bu şirketlere aittir.

Copyright © 1999-2006 TheXFiles-TR