» Ana Sayfa
   » X-Files Nedir?
   » FORUM
   » X-Cast
   » Bölüm Rehberi
   » Bölüm Adları
   » Mitoloji
   » Senaryolar
   » Fanfiction
   » Fanart
   » Basında X Files
   » X-Sözlük
   » Bilmedikleriniz
   » The X Team
   » Etkinlikler
   » Linkler

 


Dizi ve sayfa ile ilgili her
türlü soru ve önerinizi
faq@thexfiles-tr.net
adresine yollayabilirsiniz!

 
 
...:: 10/27 ::...


YAZAN: JANNAEV (jannaev@hotmail.com)
ÇEVİRİ: Seda

Sally bir sigara daha yaktı,buradan dısarı çıkmalıydı.Müzik çok gürültülü, duman da çok agırdı.Arabasına yürüdü çevresine bakındı.İzlendiği hissini bir türlü üzerinden atamıyordu.Arabasını çalıştırdı.Birazdan evinde olacaktı.En azından orada güvendeydi.

Mulder üzerinde yüzüncü kez düşündüğü kağıtları dosyaya yerleştirirken son bir kez göz attı.Bu onun en yeni davasıydı.Bir gün önce bir kadın bulunmuştu. Dövülerek öldürülmüştü. Normalde böyle davalar cinayet masasına giderdi,eğer normal bir dava olsaydı.Bu davanın bir X dosyası olduğuna dair bir his vardı içinde.Kadın kendi evinde bulunmuştu.Eve zorla girildiğine dair bir ipucu yoktu.Binaya giren ya da çıkan kimse görülmemişti.Ama Mulder’ı davaya çeken bu değildi.Bunu yapan kurbanın sırtına “H” harfini kazımıştı.


Kapı açıldığında Mulder projektore slaytı yerleştiriyordu.Kapıya bakmadı.

”Senin için yeni bir şey var Scully” dedi dikkatini çekmek için.

“Neymiş?” dedi Scully montunu sandalyeye asarken.

“Kurban genç bir kadın. Kendi evinde dovulerek oldurulmus olarak bulundu. Kapılar kilitliyken. Girişte zorlama ya da giren çıkan tespit edilmedi.”

“Bunun küçük yeşil adamların işi olduğunu mu düşünmeliyim?”

Mulder bu sefer dönüp ona baktı.Yine aynı ifadeye sahipti.Yeni bir davaya başladıkları her seferde takındığı ifade. Yaşadıkları ve gördükleri şeyler ne olursa olsun hala her şeyin bilimsel olarak açıklanabileceğini savunuyordu.Ve ona göre Mulder’ın teorileri mantıksızdı. Eger tamamen çılgınca değilse.

“Dahası var..” dedi Mulder ve bir başka slaytı yerleştirdi.

Scully dahası olduğunu anlamıştı. Hep vardı. Mulder’ın bir teorisi olduğunu biliyordu. Ve bundan hoşlanmayacaktı. Sık sık yanıldığından değil , aslında onun uçuk teorileri genelde doğruydu. Ama Scully onu bu teorilerine karşı onun ayaklarını yerde tutması gerektiğini biliyordu. Ne olursa olsun bunun için atanmıştı.

“Kurbanın sırtına bu kazınmış.” Buyuk kanlı “H” harfini gosterdi.

Scully daha yakından bakabilmek için eğildi. “Ne anlama geldiği konusunda bir fikrin var mı?”

“Henüz değil. Ama sen otopsiyi yaptıktan sonra belki bilebiliriz. Ceset otopsiyi yapman için seni bekliyor.”

“Bu gun hastalık izni almam gerektiğini biliyordum.” Dedi Scully , Mulder’ın arkasından yurumeye başlarken. Onu çok iyi tanıyordu ve yuruyus hızından bu davada onu birşeylerin çektiğini anlayabiliyordu.


Tarih: 7/23/95
Saat sabah 9:45.”


Scully cesedi kaplayan mavi çarşafları kaldırdı. Bu artık ona zor gelmiyordu. Ölümün soğuk ve beyaz görüntüsüne alışmıştı. Her cesedi bir çocuk veya ailesi olan biri gibi görmekten uzun zaman önce kurtulmuştu. Eger beyninin o bolumunu kapamasaydı gordugu seyler yuzunden çıldırabilirdi. Mulder’a baktı. Kravatını gevsetmiş gomleğinin ust dugmesini açmıştı. Onun yuzundeki beklentiyi gorebiliyordu. Bir ölünün üzerine eğilmiş takım elbiseli bir adamdan çok noel hediyesini bekleyen bir çocuğu andırıyordu.

“Mulder tam olarak ne bulmayı bekliyorsun?”

“Henüz bilmiyorum.”

Scully ses kaydediciyi çalıştırdı ve yanındaki tepsinin uzerine koydu.

“Kurban kadın.20 li yaslarının sonunda , 59 kilo. 1.70 boyunda. Cesette dovulmeye işaret eden çeşitli kesikler ve morluklar var. Başa alınan bir darbe sonucunda beyin kanaması gözleniyor.” Scully teybi kapattı .

“Mulder bu fazla normal görünüyor.” Dedi


Bir saat sonra Scully ofiste Mulder’ı bekliyordu. Otopsinin yarısında Skinner’ın ofisine çağırılmıştı. Ne hakkında olduğunu biliyordu. Son davaları ordudan önemli bir adamı ilgilendiriyordu. Onun yasal olmayan öğretme metodunu ortaya çıkarmışlardı. Bilinmeyen bir uyusturucu ile beyindeki salgı bezlerinin çalışması hızlandırılıyor, bu da fazla adrenalin salgılanmasını sağlıyordu.

Mulder’ın teorisi kullanılan uyusturucunun dunya dısından olduğuydu. Her ne idiyse 3 askeri öldürmüştü. Ve çavuş dün intihar etmişti. Scully bunun büroda dedikodulara yol açacağını biliyordu. Ve dedikodular Skinner’ın en çok nefret ettiği şeylerden biriydi.

Zehirlenme raporunu eline aldı. Kokain belirtilerinden başka bir şey yoktu. Bundan ne çıkarması gerektiğini bilmiyordu. Diğer kurbanlardan farklı olarak odada parmak izi de yoktu. Tuhaftı. Bir ziyaretçi hiçbir şeye dokunmamış olabilir miydi? Odada bir aşağı bir yukarı yürürken bunun olası olduğunu düşündü. Parçaları bir araya koyamadığı zaman hep bunu yapardı. Mulder gecikmişti. Bunun ne anlama geldiğini biliyordu.

Yine başlamışlardı. İzleniyorlardı.


Mulder gaz pedalına asıldığında araç hızla yola fırladı. Scully onu bakışıyla uyardı. Mulder uyarıyı göz ardı etmemesi gerektiğini biliyordu. Sınırdaydı .

Başka bir kurban daha bulunmuştu. İlkinden 3 gün sonra, 4 saat kuzeyde küçük bir kasabada. Olay yerine gittiklerinde birlikte çalışacakları bir ajan onları karşılayacaktı. Genellikle başkalarıyla çalışmazlardı ama Skinner birinin onların tasmalarını elinde tutması gerektiği konusunda ısrar etmişti. Mulder Scully’den başkasıyla çalışmaktan hoşlanmıyordu. Başkasına güvenmiyordu. Deep Throat’ın bile ölürken son sözleri “Kimseye Güvenme” olmuştu. Ve bu Mulder ve Scully için çok da kolay olmuştu. Bütün yaşadıkları şeylerden sonra güvenebilecekleri tek kişinin birbirleri olduğunu anlamışlardı.

Mulder için bu durum iyiydi. Tek ihtiyacı Scully’di. Scully ve X-Files. Arabayı park ederken bunları düşünüyordu. Arabanın motoru durmadan dışarı fırladı. Arabanın içine baktı ve “Geliyor musun?” diye sordu Scully de arabadan çıkarken. İçeri doğru hızla ilerlerken anlatmaya başladı.

“Orada Ajan Noah Franklin ile tanışacağız. Birlikte çalışacağımız ajan.”

“Noah Franklin?” Scully şaşkındı.

“Evet,neden ? Onu tanıyor musun?”

Scully gülümsedi. “Evet aynı okuldaydık.”

“Harika o zaman belki onu araştırmamızdan uzak tutabilirsin.”

Mulder daireye doğru yürüdü. Ölümü hissedebiliyordu. Ev yerel polislerle doluydu. Koltuğun yanında yerde bir ceset vardı. Mulder ceseti incelerken Scully diğer polislerle konuşmaya gitti. Birkaç dakika sonra geri döndü.

“İsmi Alicia Watts.28 yaşında. Ajan Franklin komşularla konuşmayı bitirdikten sonra bizi bilgilendirecek.”

“Hey Scully şuna bak” dedi Mulder ve kadının bileğindeki saati gösterdi. Sabah 10:27’ yi gösteriyordu. “Ölüm saati kaç?”

Scully polisten aldığı notlara baktı. “ Otopsiyi yapan doktor akşam 8:00 olarak tespit etmiş. Neden sordun?”

“Ajan Mulder ve Ajan Scully değil mi?” dedi arkalarından biri.

“Evet” dedi Mulder adamı karşılamak için ayağa kalkarken.

“Ben Ajan Franklin” dedi adam.

“Ben Ajan Mulder bu da ortağım Ajan Scully” dedi Mulder ama Franklin’in Scully’i çoktan farketmiş olduğu açıktı.

“Dana...Burda ne arıyorsun??Doktor olduğunu sanıyordum...”dedi Franklin ona yaklaşarak.

“Doktor oldum. Büroya 2 yıl önce katıldım.” Dedi Scully.

“Bu küçük buluşmayı kestiğim için üzgünüm.” Scully kızardı. “Ama burada neler oldu??” dedi Mulder.

Franklin kapıya doğru yürüdü. “Sonuncusu gibi. Kimse neler olup bittiğini görmemiş. Kapı içeriden kilitliymiş. Kurban başında oluşan büyük travma yüzünden ölmüş.”

Scully ; “Otopsi yapmak istiyorum” dedi.

Franklin hala şaşırmış bir şekilde onayladı. “Tabii.” Onları cesedin yanına götürdü. “Adli tabip normal olmayan bir şey bulmuş.”

Mulder onun sözünü kesti. “Sırtına kazınmış bir harf mi?”

“Evet”

“Hangi harf?” diye sordu Scully cesedin üzerini açarken. Onun cevaplamasına gerek yoktu. Cesedin sırtında büyük kanlı bir “E” harfi kazılıydı. “Bunun bir fotoğrafını istiyorum.” Dedi.

“Tabii” dedi Franklin fotoğrafçıyı çağırmaya giderken.

“Ne düşünüyorsun?” dedi Mulder ve Scully’nin yanına eğildi. “Sanırım ben otopsiyi yaptıktan sonra daha fazla şey öğreneceğiz.”


Mulder gözlerini ovuşturdu. Dün gece uyumamıştı. Otellerden nefret ederdi ama uyumamasının nedeni bu değildi. Bu davayı kafasından atamıyordu. Her zaman böyleydi. Yeni bir davaya başladığında uyumaz, hemen hemen hiç yemek yemezdi. Aklındaki tek şey dava olurdu. Birkaç gün sonra o kadar bağlanırdı ki yemeye ve uyumaya hiç gerek duymazdı. Ama daha sonra çökerdi. Bu yüzden Scully onu odasına uyumaya hapsetmişti. Ona sersem olacağını ve zarar göreceğini , eğer onun için endişelenmek zorunda kalırsa kendisinin de işini yapamayacağını söylemişti.

“Günaydın”

Scully odaya girdiğinde ona baktı. Onun böyle bir dava sırasında bile hala nasıl bakımlı göründüğüne inanamıyordu. Yorulsa bile bunu göstermiyordu. Gün sonunda ise onun tam aksine kendisi tamamen dağınık olurdu.

“Günaydın...O elindekiler otopsi raporları mı??”

“Evet.” Elindekileri ona verdi ama onun açmasını beklemedi. Kurban başına aldığı darbe sonucunda beyin kanamasından ölmüş. Zehirli madde yok. Katile ait bir iz yok.”

“Hiç mi?”

“Bir tel saç bile yok.”

Mulder ceketini ve silahını kaptı. “Oraya geri gidiyoruz.”


Apartman iki gün öncesine göre çok sessiz görünüyordu. Araştırmalarını bitirmeye çalışan birkaç polis vardı. Mulder geçebilmeleri için suç mahallini kaplayan sarı bandı kaldırdı. Biraz ilerde Ajan Franklin’i farketti. Franklin onlara el salladı ama önündeki genç polisle konuşmasını kesmedi. Scully bir grup polisin yanına gitti.

“Yeni bir şey var mı?” Polisler ona baktı ve bir şey söylemeden onu şerifin yanına götürdüler.

Adam Scully’i görünce konuşmasını yarıda kesip ona döndü.

“Yardımcı olabilir miyim?”

“Evet ben Ajan Dana Scully, yeni bir şey bulup bulmadığınızı öğrenmek istiyorum.”

Adam pek arkadaş canlısı görünmüyordu. Scully rutini bilirdi. Yaşlı şerifler kadınları bu işte istemezlerdi. Onların yerinin hala mutfak olduğunu düşünürlerdi.

“Size neden söylemek zorundayım ki?”

“Çünkü ben de bu araştırmanın bir parçasıyım.”

“Hayır bu benim araştırmam ve sen bunun bir parçası değilsin.”

Bir görevliye döndü ve; “Bayanı lütfen buradan çıkar.” dedi.

Mulder partnerine doğru yürüdü Franklin de ona katıldı.

“Bir sorun mu var efendim?” dedi Mulder kibarca ama sertçe. Problemi biliyordu.

“Evet var. Onun buraya girmesine kim izin verdi?”

“Ajan Scully benim partnerim. Bu davaya hükümet tarafından atandık ”

Franklin konuşmaya girdi. “Şerif Meyers size Ajan Scully ile ortak çalışmanızı şiddetle tavsiye ederim” dedi.

“Bu bir polis araştırması. Burada sadece eğitilmiş, vasıflı profesyoneller istiyorum” dedi. Sesinin tonu odadaki diğer polislerin de dikkatini çekmişti.

“Sizi temin ederim ki o vasıflara sahibim efendim” dedi Scully.

“Oh Tanrı aşkına senin gibi küçük bir kızın ne çeşit vasıfları olabilir ki??”

Mulder geri çekildi. Adam çizgiyi aşmıştı. Scully sinirlenmişti ve Mulder onun sinirli halini iyi bildiğinden ortada kalmak istemiyordu.

“Buradaki sorun benim vasıflarım değil ancak büyük bir zevkle onları size sayabilirim”

“Lütfen” dedi adam sırıtarak.

“Bir doktorum, fizik ve suç biliminde doktoram var. İki yıllık FBI eğitimi. Ayrıca bir rozetim ve yarı otomatik bir silahım da var. Şimdi efendim lütfen sizin vasıflarınızı konuşalım.” Dedi sesini soğuk ve profesyonel tutmaya çalışarak. Adamın yüzündeki utancı görmüştü ve onun vasıflarının ateş edebilmekten ileri gitmediğini de çok iyi biliyordu.

“Memur Matthews ile konuşun” dedi ve dönüp gitti.

Memur Matthews şerifin aşağılanmasından utanmış bir şekilde onlara bilgi verdi.

“Araştırma ekibi dün buradaymış ama hiç bir şey bulamamışlar. Kurbanın üzerinde bile parmak izi yokmuş.”

“Demekki üzerine gidebileceğimiz fiziksel bir şey yok.” Dedi Franklin içini çekerek.

“Ya fiziksel değilse?” Mulder soruyu Scully’e yöneltmişti.

“Bir hayalet?” ses tonu şüphe doluydu. Şaşkın değil şüphe dolu.

“Bir hayalet? Şaka yapıyor olmalısın Mulder” dedi Franklin.

Mulder Franklin’in yorumunu duymazlıktan geldi. Scully üzerine yoğunlaşmıştı. Başkasının ona inanıp inanmaması önemli değildi. “Bu parmak izi olmamasını açıklayabilir. Kimsenin birini görmemesi ve kapıların kilitli olduğunu.”

“Evet olabilir ama başka bir olasılık da var. Daha mantıklı bir tane. Kurban katili tanıyor olabilir. Onu içeri almış ve sonra da kapıyı arkalarından kilitlemiş olabilir.” Scully Mulder’a baktı ve onun kendisini etkileyecek sözleri bulmaya çalıştığını farketti.

“Mulder....Tuhaf şeyler..Hepsi bu...”

Mulder bir şey söylemek için ağzını açtı ama sonra vazgeçti onu daha sonra ikna etmeye karar verdi. Yalnızken.

“Bak Dana.” Diye araya girdi Franklin. “Çok önemli olabilecek bir bilgi bekliyorum. Neden ikiniz gelip benimle beklemiyorsunuz? Birer kahve içer ve hayaletlerden bahsederiz.” Dedi. Sinirlendirmeye çalışmıyordu. Aksine ilgilenmişti.

“Mulder?” Scully ona döndü.

“Ya.. Tabi..”


“FBI mı Dana?” dedi Franklin “Ailen çıldırmış olmalı.”

“Öyle de oldu.” Dedi Scully gülümseyerek. “Babam neredeyse beni evlatlıktan reddediyordu.”

Mulder kendini biraz dışlanmış hissederek onları seyrediyordu.

“Billy’ birkaç ay önce gördüm. Krista yine bebek bekliyormuş. Bu kaçıncı oldu?”

“Beş” dedi Scully. Sonra Mulder’a döndü “Billy. Benim büyük kardeşim.”

Mulder başıyla onayladı. Biliyordu.

“Peki sen? Evlendin mi?”

Franklin başını salladı “Hala arıyorum. Sen?”

Scully güldü “Vaktim yok. Ayrıca sen beni hamile olarak düşünebiliyor musun ?”

Bu sefer Mulder sırıttı. Düşüncesi bile komikti.

“Evet düşünürdüm.” Dedi. Sonra boğazını temizleyerek : “Tanrım Melissa’yı yıllardır görmedim o nasıl?” dedi.

Mulder üzgün bir şekilde Scully’e döndü.

“Melissa birkaç ay önce öldü. Kazaydı. Vuruldu.”

“Aman Tanrım Dana çok üzgünüm.” Dedi Franklin arkasına yaslanarak.

“Önemli değil” dedi “Babam da geçen yıl önce öldü.”

“Tanrım ben nerelerdeydim” dedi Franklin ama sözü üniformalı bir adamın getirdiği zarf yüzünden bölündü.

“Ne o?” dedi Mulder öne doğru uzanarak.

“Kurbanların benzer özellikleri olup olmadığını araştırdım. İkisi de Saint Anne kızlar okulunda okumuşlar. Yıl 1970-1980.”

“Adresi var mı?”

“Evet, Charleston, Batı Virginia. Hepsi bu.”

“Tamam Scully sen otele dönüp eşyalarını topla. Ben de gidip daha ayrıntılı bir adres alabilir miyim bir bakayım. İkinizle otelde buluşuruz.” Dedi ve cevap beklemeden hızla oradan ayrıldı.

“Hep bu kadar baskıcı mıdır?” diye sordu Franklin.

“Evet genellikle”


Saint Anne Okulu
12:34


“Burası olmalı” dedi Mulder arabayı okulun önüne çekerken. “Kasabanın tarih kitabındakine benzemiyor.”

“O eski bir kitap Mulder hepsi bu” dedi Scully arabadan inerken.

Büyük binaya doğru yürüdüler. Binanın içi aslında bir otel havası veriyordu. Karşılarındaki büyük masaya yaklaşıp zili çaldılar. Bir rahibe masaya yaklaştı.

“Size yardım edebilir miyim?” sesi tatlı ve alçaktı.

“Evet ben özel Ajan Dana Scully bu da partnerim Fox Mulder. Biz bir cinayet araştırıyoruz. Yetkili kişiyle görüşebilir miyiz?” Dana rozetini yerine koydu.

“Bu taraftan lütfen.”

Rahibe onları uzun bir koridordan geçirdi. Bir grup genç kız onlar geçerken ıslık çalmaya başladılar.

Sonunda küçük bir ofise vardılar. Daha yaşlı bir rahibe bir masada oturuyordu.

“Rahibe Emily, iki ajan sizinle görüşmek istiyor”

“Onları içeri gönder” dedi onlar içeri girerken.

“Merhaba Rahibe, ben Ajan Scully bu da partnerim Ajan Mulder,size birkaç soru sormak istiyoruz” dedi Scully.

Rahibe onlara koltukları gösterdi. “Lütfen oturun.” Dedi “Size nasıl yardımcı olabilirim?”

“İki eski öğrenciniz geçen hafta öldürüldü...” Dedi Mulder duraksayarak.

“Aman Tanrım.. Kim?!?”

“Alicia Watts ve Sally Holmes.Okula 10 yıl önce kaydolmuşlardı.”

“Üzgünüm 10 yıl önce ben burada değildim. O kızlar hakkındaki sorularınızın hiçbirini cevaplayamayacağım.”

“Dosyaları yok muydu?” Mulder düşkırıklığına uğramıştı.

“Dosyaların hepsi yangında kül oldu.” Dedi rahibe şaşkın bir sesle.

“Yangın?”

“Evet gerçek okulda 6 ay önce çıkan yangın. Herşey zarar gördü ve iki rahibe öldü.”

Mulder dişlerinin arasından sessizce küfretti ama Scully’nin bakışını görünce hemen özür diledi.

“O zamanlarda çalışmış biriyle iletişim kurmamızın imkanı var mı acaba?” diye sordu Scully.

“Evet Rahibe Francis o okulda uzun zamandan beri çalışıyordu. Size ev adresini verebilirim.”

“Bu çok iyi olur teşekkürler.”


Araba U dönüşü yaparken Scully telefonu kapattı.

“Noah bizimle orada buluşacak..Mulder??..Mulder ne düşünüyorsun??”

“Arson”

“Arson?”

“Onu duydun Scully 2 rahibe hayatını kaybetti. Davada 2 tane cinayetimiz var. 2 kadın öldürüldü.”

“Hala bunun hayaletlerin işi olduğunu mu düşünüyorsun?”

Oraya vardıklarında Noah’ı gördüler. Araba durdu ve Scully dışarı çıktı. Noah çok ciddi görünüyordu.

“Ne oldu?” diye sordu Scully

“Başka bir ceset bulmuşlar.Kız arkadaşının evindeymiş.Arkadaşı yukarı çıkıp bebeğe bakacağını söylemiş ve 15 dakika kadar orada kalmış. Geri döndüğünde kız ölüymüş.”

“Adını biliyor musunuz?” diye sordu Mulder.

“Ellen Gardener,29. Adli tabip ölüm nedenini başa alınan bir darbe olarak belirledi. Birkaç yara ve birde bu vardı.” Onlara bir fotoğraf uzattı.

Scully resmi aldı. “ ‘L’ harfine benziyor ama ters yazılmış. Ne demek oluyor bu?”

“Katil ya iki elini birden kullanabiliyor ya da...”

Mulder onun sözünü kesti. “Ya da bu bir kopya cinayet...Hadi gidip birkaç cevap alalım.”


“Bunları duyduğuma üzüldüm onlar iyi kızlardı.” Dedi Sister Francis kahvesini sehpanın üzerine koyarken. 60’lı yaşlarındaydı. Saçları beyazlıyordu ama bakışları yumuşaktı.

“Yani onları tanıyordunuz?”

“Evet tatlım. Benim katımda değillerdi ama onları tanırdım.”

“Kimin katındalardı peki?” Kadın dikkatini tekrar Mulder’a çevirdi.

“Rahibe Grace’in..Bu kızların aileleri onlara bakamayacak kadar fakirdi.Ben ise kötü kızlarla ilgileniyordum.”

“Rahibe Grace’i nerede bulabileceğimizi biliyor musunuz?”

“Grace bu yılın başlarındaki yangında öldü.”

Mulder sandalyesine yaslandı. Rahibenin çoktan öldüğünü tahmin etmişti.

“O kattaki kızların isimlerini biliyor musunuz? “

“Üzgünüm ama bütün bilgiler zarar gördü. Ama Rahip Michael’de kopyalarının olması gerek”

Kadının başka bir şey bilmediği açıktı. Scully ayağa kalktı.

“Zamanınızı ayırdığınız için teşekkürler. Yolu biliyoruz.”

Dışarı çıkarlarken Mulder geri döndü. “Eski okulu bize tarif edebilir misiniz?”


Dışarı çıktıklarında havanın ne kadar sıcak olduğunun farkına vardılar.

“Neden eski okulu sordun?” diye sordu Scully.

“Franklin dosyalarının kopyalarını araştırıken biz de okulun geri kalanına baksak iyi olur diye düşündüm.” Mulder arabaya doğru yürümeye başladı. “Geliyor musun?”

“Evet” dedi ve Franklin’e döndü. “Olur değil mi?”

“Evet gidin ben sizinle otelde buluşurum.” Dedi ve Scully’nin yanından geçerken onu durdurdu. “Dana sana güveniyorum ama gözünü Mulder’ın üzerinden ayırma.”

Dedi ve Scully cevap veremeden yürümeye devam etti.


Eski Saint Anne Okulu
2:15


Scully Mulder’a latex eldiveni uzattı. “Nedenini bulamadılar. Hala araştırma altında.” Dedi ve Mulder’a baktı. Ona sadece bakarak birinin onun güvenilmez olduğunu nasıl söyleyebildiğine inanamıyordu. Yani Scully’e hiç de bela gibi görünmüyordu. Çocuksu bir ifadesi , heyecanla parlayan gözleri vardı. Sadece yanlış anlaşılıyordu. Ve bu onu şaşırtmıyordu. İnsanlara olan güvensizliği onları çevresinden itiyordu.

“Ne????” Mulder Scully’nin bakışını yakalamıştı.

“Hiç..Hiçbirşey.. Uhm.. İşte geldik..” dedi Scully.

Mulder kenara çekti ve arabayı durdurdu. İkiside büyük binanın iskeletine baktılar. Bir tarafı tamamen zarar görmüştü sadece çerçeveler duruyordu. Binanın önü ve yanları simsiyahtı. Çatının bir kısmı sağ tarafa doğru oyulmuştu.

“Aman Tanrım” diye fısıldadı Scully.

Mulder onu duymadı çoktan cansız yapıya doğru yürümeye başlamıştı. Scully ona yetişti. Buradan hoşlanmamıştı.

“Sen de hissediyor musun Scully? Bu ölüm.” Mulder el fenerini açtı ve camsız pencereden girdi.

“6 aydan az süre önce 2 rahibe öldü burada Mulder” dedi Scully pencereden girerken. “Odalar üst katta olmalı.”

“Hadi gidelim” Mulder pencereden tırmanmaya başladı.

“Mulder sen çılgınsın çatı her an üstümüze yıkılabilir.” Dedi ama o çoktan ortadan kaybolmuştu artık onu göremiyordu.

“Lanet olsun!” dedi pencereden tırmanırken.

Mulder ‘ı merdivenlerde yakaladı. Havada kül kokusu ve hala duman vardı.

“Mulder burada uzun süre kalmamalıyız. Buradaki oksijen oranı hiç iyi değil.”

“Kalmayacağız. Hangi kat demişlerdi?”

“2. kat ama Mulder Tanrıaşkına doğu kanadına hiç bir şey kalmamış.”

Mulder çevresini inceledi. Çatı zarar görmüş ve yerler delinmişti.

“Şuraya bak Scully burası aşağıda durduğumuz yer ama yerler delinmiş.”

“O zaman yangın üst katlarda başlamış.”

“HEY!!” ses onları ürkütmüştü. “HEY! ORADA NE HALT ETTİĞİNİZİ SANIYORSUNUZ? BU BİNA HARAP DURUMDA HER AN UZERİNİZE YIKILABİLİR!!!” adamın biri dışarıdan onlara bağırıyordu.

“Hadi Mulder gitmeliyiz.”

“Siz orada ne yaptığınızı sanıyordunuz?” Adam ikisini de şüpheyle süzdü.
“Düşündüğünüz gibi değil” dedi Mulder ve rozetini çıkardı. “Biz FBI ajanıyız.”

Adam etkilenmemişti. “Noel Baba bile olsanız umurumda değil. Oraya kimse giremez. Eğer o çatı çökseydi , kıçı tekmelenecek olan bendim.”

“Bunu anlıyoruz ama burada bir araştırma yürütüyoruz.”

“Umurumda bile değil. Şimdi sizden bu arazinin dışına çıkmanızı istiyorum.”

Scully Mulder’a döndü onun hızlı konuşmasının onları kurtaracağı beklentisiyle.

“Hadi Scully adamın dediğini duydun.” Dedi. Sesi tuhaftı. Scully onun bir şey bulduğunu biliyordu. Mulder onu çekiştirdi.

Arabaya bindiklerinde Scully ona döndü. “Ne buldun?”

“Binadaki saate bak Scully”

Scully saate baktı. “Ne olmuş?”

“10:27”

“Yani?”

“Alicia Watts’ın saatinin durduğu zaman.” Mulder ona döndü. “Yangın bir kaza

değildi.”

“Burada neler oluyor?”


Otelin garajına park ettiler. Dışarı çıktıklarında Scully Franklin’in arabasını gösterdi. “Noah dönmüş.”

“Güzel belki çok önemli haberler yakalamıştır.” Diye dalga geçti Mulder.


“İşte okulun kayıtları. İsimler odalardaki pozisyonlarına göre sıralı. Söyleyebilirim ki katta 8 kız varmış 3 ‘ü öldü.” Noah kağıtları Scully’e uzattı. Mulder onun omzundan kağıtları okuyabilmek için arkasına yatağa oturdu.

“Şimdi ne yapacağız?” Scully bakışlarını Noah’dan Mulder’a çevirdi.

“Önce diğer 5 kızın şimdiki adreslerini bulmalıyız. Onlarla ben konuşurum. Belki Saint Anne deki yaşamları hakkında birşeyler öğrenebiliriz. Scully sen de kayıtları araştırıp uyuşmazlıkları bul. Ben gidip adresleri alayım.”

Scully tasdiklemesi için Noah’a baktı.

“Tamam sen git adresleri bul ama konuşmaları ben yaparım.” Dedi Franklin.

“Sorduğun için sağol ama ben hallederim” dedi Mulder montunu alırken.

“Sormuyorum Mulder. Konuşmaları ben yapacağım.”

“Neden?”

“Çünkü emir başından beri böyle. Senin üstünde bir ajan olmadan araştıma yapamazsın.Ve o ajan da ben oluyorum.”

Mulder çaresizce Scully’e baktı. “O haklı Mulder” Scully ona ters gitmekten nefret ediyordu ama emirlere uymayı öğrenmesi gerekiyordu.

“İyi” Mulder inanamayarak Scully’e baktı. Onun tarafını tutmamıştı.

Başkalarının yanında fikir dalaşı yapmazlardı.


“Ne kadar zamandır Dana ve sen birlikte çalışıyorsunuz?” Franklin ortamı ısıtmaya çalışıyordu , aralarındaki hava çok gergindi.

“2 yıldır.” Mulder not defteri ile uğraşmaya başladı. Adresi çoktan ezberlemişti ama bu, Franklin arabayı kullanırken ona yapacak bir şey sağlıyordu.

“Hala FBI’a girdiğine inanamıyorum. Her zaman sert biriydi ama onu silah taşırken düşünemezdim. Onun şimdiye kadar evlendiğini sanmıştım. Bilirsin. İkiniz bir aile kuracak mısınız?

“Biz sadece arkadaşız.” Ses tonu soğuktu.

“Bak Mulder ben işimi yapıyorum. Az sonra göreceğimiz kadınların yardımına ihtiyacımız var. Onlara eski oda arkadaşlarının bir hayalet tarafından öldürüldüğünü söylemek pek iyi olmaz.”

“Daha iyi bir fikrin var mı?”

“Dana’ya katılıyorum. Bence tanıdıkları biri öldürdü.”

“Ondan böyle bahsetmeyi keser misin? Beni sinirlendiriyor.”

“Ah şimdi anladım. Sinirlisin çünkü burda yetkili benim. Ve hepsinden önemlisi Dana benim tarafımı tutuyor.”

“Hepsinden önce bu benim davam. Önce bana verildi. Ve eğer Scully senin tarafını tutuyorsa bu onun doğru olduğuna inandığındandır , sana iyilik yapmak için değil.”

“Ben de tersini savunmuyorum. Dana ve benim aramda olanlar geçmişteydi. Bu davayı etkilemiyor.”

“Ne demek istiyorsun?” Scully aralarında bir şey olduğundan bahsetmemişti.

“Boşver” Franklin durakladı. “Bak Mulder işine saygı duyuyorum. Ama senin teorilerin bana garip geliyor. Cinayet masasıyla çalıştım ve gördüğüm en son canavar karısını ve çocuklarını öldüren bir adamdı. Sorular sor ama hayaletleri bunun dışında bırak. Anlaştık mı?”

“Tamam”

“Tamam ev bu köşenin arkasında olmalı. “Aman tanrım” Arabayı hemen kenara çekti. Evin önünde 2 polis arabası ve bir ambulans vardı. Mulder hemen anladı. “Lanet olsun!!!!”


Scully ikinci çalşında telefonu açtı. “Scully?”

“Scully bir kurban daha ; Gail Jackson. O yaşıyor. Onu az önce hastaneye kaldırdılar.”

“Yaşıyor mu? Katilimiz sersemlemeye başladı.”

“Aslında değil. Öldüğünü sanmış olmalı. Sırtına “P” harfi kazınmış”

“HELP?”

“Evet çıkan kelime bu. Bilinci yerine gelir gelmez hastaneye onunla konuşmaya gideceğiz. Sen birşeyler bulabildin mi?”

“Evet. Kara Danials ve Myra Dawson aynı kattaymışlar. Kara Aralıkta , Myra ocakta ayrılmış. Onların şimdiki adresleri mevcut değil. Ama Myra’nın SunnyBrook Akıl Hastanesinde tedavi gördüğünü öğrendim . Raporlu şizofren. Peder Michael’le konuşacağım belki kızların neden geri dönmedikleri hakkında birşeyler öğrenebilirim.”

“Çok iyi. Bu akşam döneceğimizi sanmıyorum Scully.”

“Tamam. Kendine iyi bak Mulder.”

Scully telefonu kapattı ve içini çekti. Bir şüphelileri vardı. Rahatlamıştı. Mulder’ın hayalet teorilerine vermesi gerekenden daha fazla ağırlık vermeye başladı. Onun düşünce tarzına uymamak mümkün değildi.


Scully uyanıp duşa girdiğinde saat 7:30’du. Saat 9:00’da Peder Michael ile randevusu vardı. İyi uyumamıştı. Kafasında bir sürü şey vardı. Skinner 9:30’da bir rapor istiyordu. Polis de bir profil. Ve Mulder 5 saat uzaktayken bütün kağıt işleri ona kalmıştı. Katilleri sersemliyordu. Scully duştan çıktı. Ve birden vücüduna çarpan soğuk havayla irkildi. Etrafı taradı, gözü kapıya takıldı. Kapı açıktı. Bir havlu kaptı ve ona sarındı. Onu korumayacağını biliyordu sadece güvende hissetmesini sağlıyordu. Ve silahını masanın üzerinde bırakmamış olmayı diledi. Kapıdan süzüldü odada kimse yoktu. İçeri kim girmişse farkedilmesini istemişti. Kağıtlar savrulup dağıtılmıştı. Masanın ilk çekmecesini açtı. Silahı gitmişti. Otopsi kayıtları , tüm kayıtlar gitmişti. Banyoya geri döndü telefonu kaptı ve numarayı çevirdi.

“Mulder?”

“Mulder benim.”

“Scully?” “Ne oldu?”

“Biri ben banyodayken odaya girmiş. Bütün kayıtlarımı ve silahımı almış.”

Mulder oturdu. Scully’nin sarsılmış olduğunu farketti . “Sen iyi misin?”

“Uhm.. Evet. Sadece odaya kim girdiyse kesinlikle farketmedim.” Öldürülmüş olabilirdi ve ikisi de bunu biliyordu.

“Kapıyı kilitlememiş miydin?”

“Evet ama sanırım zincirlemedim. Ben a..” Scully’nin sesi kesildi.

“Scully?? Scully orda mısın?”

“Kapı Mulder...” “Hala zincirli.”


**********************************************************************


“Ne oldu?” Mulder’ın yüz ifadesini gören franklin meraklanmıştı. “Bir sorun mu var?”

“Scully az önce aradı. Biri o banyodayken odaya girip bütün kayıtlarını almış. Bunu yapan onu kolaylıkla öldürebilirdi.”

“O şimdi iyi mi?”

“Sarsılmış”. Nasıl devam edeceğini bilmiyordu. “Kapı içeriden zincirliymiş.”

“N-nasıl yani?.... Bunun bir hayalet olduğunu mu düşünüyorsun?”

“Bence bunu gözardı etmemeliyiz.”

“Scully bunu yapanın ya o farketmeden önceden girmiş olduğunu ya da pencereden girdiğini söylüyor ama 3. katta kalıyor.. Bilemiyorum.” Charleston ‘a geri dönüp Scully’i kontrol etmek istiyordu ama o iyi olduğunu söylemişti. Eğer giderse Scully onun fazla koruyucu olduğunu söyleyecekti . Fazla koruyucu olduğunu inkar ediyordu ama onu bir daha alacaklarından ölesiye korkuyordu.

“Geri dönmeli miyiz?”

“Hayır bu onu çıldırtır. Eger ihtiyacı olsaydı bana söylerdi.”

“O zaman hastaneye gidip Gail Jackson uyanmış mı bir bakalım.”


Scully kapıyı çaldı. Pederin evi klisenin arazisindeydi. Küçük tuğladan bir evdi.

“Ah Ajan Scully lütfen içeri gelin.”

“Teşekkür ederim efendim.”

Peder ona dönerek “Silahınızı burada bırakırsanız çok sevinirim” dedi.

“Hayır üzerimde silah yok. Odama girilince çalındı.”

Peder endişelendi. “Kötü ellere geçerse çok kötü olur” dedi.

Scully kendini birden suçlu hissetti.

“Lütfen oturun. Sanırım eski okulla ilgili sorularınız olacak.”

“Evet ama özellikle Kara Danials ve Myra Dawson hakkında.”,

“Ah evet iyi kızlardı onları hatırlıyorum. Konunun onlarla ne alakası var?”

“Bildiğiniz gibi seri cinayetleri araştırıyorum ve kayıtlarda kızların dönemin ortasında okulu bıraktıklarını okudum. Ne oldu?”

Pederin yüzü gölgelendi. “Kara astımdan öldü. Daha 14 yaşındaydı. Kötü bir gündü.”

“Peki ya Myra?”

“Myra Kara’nın en iyi arkadaşıydı. Onun ölümünden sonra davranışları garipleşti. Ölümünden bizi sorumlu tutuyordu. Bir gece kaçtı. O zamandan beri hakkında hiçbir şey duymadım.”

“Kızlarda bir şey var mıydı? Garip, onları cinayete sürükleyebilecek?”

“O kızların cinayet işleyebildiğini sanmıyorum.”

“Kızlara yakın, onlar hakkında konuşabileceğim birileri var mı?”

“Birkaç öğretmen var.”

“Ya aileleri?”

“Kara’nın ailesi ile iletişimi kaybettim. En don Kara’nın cenazesinde konuşmuştum. Kyra’nın ailesini ise hiç tanımadım. Sosyal görevli Myra 9 yaşındayken bırakmıştı.”

“Teşekkür ederim” dedi Scully kalkarken. “Ah bu arada Kyra’nın ölüm tarihi neydi?”

“Hmm kasımdaydı ama hangi gün olduğunu hatırlamıyorum.”


Scully arabaya binerken düşündü. “Kasım.. Onuncu ay.”


Mulder yoğun bakım ünitesinin camından içeri baktı. Franklin içerde kadının doktoru ile konuşuyordu. Doktor ona bir şey söyledi, Franklin başıyla onayladı ve Mulder’ı içeri aldı. Mulder’ın dikkati kadındaydı. Başında bir bandaj vardı ve berbat görünüyordu.

“Kendini kötü hissediyor. Soruları az ve direk sor.”

Mulder yavaşça yatağa yaklaştı. Kadın dikkatini pencereden Mulder’a çevirdi.

“Merhaba Bayan Jackson. Ben Özel Ajan Fox Mulder, FBI. Bizim için birkaç soruyu cevaplayabileceğinizi umuyorum.” Kadın onayladı

“Bunu size kimin yaptığını söyleyebilir misiniz?”

Kadının gözleri oadada dolaştı. Birini arar gibiydi. Dudakları titreyerek

“Kara..” dedi.

“Saint Anne okulundan Kara Danials mı?”

“E-evet”

“Onu gördünüz mü? Size bir şey söyledi mi?”

“Onu görmedim ama size söylüyorum oydu...Bundan eminim. Yardım edin diyordu... Yardım...”

Kadın hıçkırarak ağlamaya başladı. Doktorlar içeri girdi

“Sanırım bu kadar yeter.”


Mulder dışarı çıktığında Franklin ters bir şekilde onu bekliyordu.

“Ne?” diye sordu Mulder

“Sana kadını heyecanlandırma demiştim değil mi?”

“Ama bir isim aldım değil mi?”

“Ama hayalet değilmiş değil mi?” Mulder gibi uçuk biriyle Scully’nin nasıl çalışabildiğini bilmiyordu.

Mulder onun yorumunu görmezden geldi ve Scully’nin numarasını çevirdi.

“Mulder?”

“Evet benim .O uyandı. Az önce konuştum”

“Sana bir şey söyledi mi?”

“Evet saldırganını tanımladı.Kara Danials.Sanırım bu davada sen haklı çıktın Scully. O kattaki kızlardan biriymiş.”

Scully duraksadı. Sandalyeye yığıldı.

“Scully?”

“Mulder, az önce Peder Michael ile görüştüm . Kara Danials’ın neden dönmediğini öğrendim. O ölmüş Mulder.”


Rahibe Emily ikinci çalışında telefonu açtı. “Merhaba burası Saint Anne. Ben Rahibe Emily. “

“Rahibe Emily. Ben Peder Michael. Az önce Ajan Scully tarafından ziyaret edildim. Bir problem mi var?”

“Hayır efendim.”

“Eğer işleri kontrol altında tutmakta problem yaşıyorsanız..”

“Hayır efendim. Hepsinin çaresine bakıldı. Artık bir davaları yok.”

“Tamam. İyi günler Rahibe Emily”


Scully Mulder’ın oda kapısını çaldı. Gece yarısını geçiyordu. Onlara katılabilmek için 5 saatlik yoldan gelmişti. Eğer hep birlikte olurlarsa daha iyi çözebileceklerine karar vermişlerdi. Yarın akşamüstü gidip Kara‘nın ailesini sorgulayacaklardı.

“İçeri gel” dedi Mulder ve kapıyı kilitledi. Franklin içeride sandalyede oturuyordu.

“Selam Noah” dedi Scully

“Selam, seni tek parça halinde gördüğüme sevindim.”

“Evet ben de.” Dedi Scully. Dava hakkında hiçbirşey yerine oturmuyordu.

“Ne düşünüyorsun?” diye sordu Mulder .

“Bu dava her geçen gün daha da tuhaflaşıyor. Yani elimizde ne var? 3 ölü kadın, bir tanesi hastanede. Sırtlarına HELP kazınmış. Ve 15 yıldır ölü olan bir şüpheli. Bilmiyorum Mulder. Takıldım.”

“Şimdi benim teorimi düşünecek misin?”

“Hayır henüz değil. Hayır. 14 yaşında bir kızın , 14 yaşında ölü bir kızın bunu yapabileceğine inanmıyorum.”

“Sadece beni dinle Scully. Ya Kara‘nın ruhu yangınla serbest kaldıysa? Ya bir intikam peşindeyse?”

“Mulder tanrı aşkına kız astımdan öldü, hangi intikamdan bahsediyorsun?? Bunun yanısıra hayalet diye birşey yoktur Mulder.” Scully hızla sabrını kaybediyordu. Yorgundu ve şu anda en son ihtiyacı olan Mulder’ın teorileriydi.

“Bunun böyle olmadığını biliyorsun. Korkuyorsun çünkü neler olup bittiği hakkına hiçbir ipucun yok. Ne kanıt ne şüpheli ne kontrol” Scully sözünü kesti ve ayağa fırladı:

“Bence bunu kimin yaptığı konusunda senin hiçbir fikrin yok . O yüzden de suçu hayaletlere yüklüyorsun çünkü suçu durduramayacağını bildiğin şeylerin üzerine atmak hiçbir ipucun olmadığını söylemekten daha kolaydır. Suçu hep hayaletlere ve uzaylılara atıyorsun çünkü gerçekte kanıtlayabilmenin yolu olmadığını biliyorsun ve biri birgun gelip sana teorilerini ispatla diye soracak diye korkuyorsun çünkü birgün ben seni desteklemek için yanında olmayabilirim!.”

Mulder da ayağa fırladı “Bugün gibi mi yani!?!?!”

“Tamam yeter ikiniz de susun!!!” Franklin kendini onların arasında ayırmaya çalışırken buldu. “Aman Tanrım ikiniz birbirinizi öldürmeden işleri nasıl yoluna koyuyorsunuz? Şimdi bence ikiniz de gidin ve uyuyun sabah herşey daha farklı görünür.”

“Sağol anne” Mulder geri çekildi. Özür dilercesine Scully’e baktı o da “biliyorum” dercesine.

“O haklı Mulder gidip yatalım”

“Ya tabi herneyse...”

“Scully sadece iki tane odamız var. Sen benimkinde kal ben Mulder ile kalırım.” Gülümsedi. “ Ya da istersen sen benimle kalabilirsin.” Dedi şaka yaparak..

Scully kızardı. “Hayır teşekkür ederim. Ben Mulder ile kalırım.” Onun odada başkalarıyla uyumaktan nefret ettiğini biliyordu. Kabuslar her gece onu uyandırıyordu. Titreyerek ve bağırarak uyanıyordu. Kardeşinin kaçırılmasıyla ilgili kabuslar utandırıyordu onu.

“İkinizin iyi olacağından emin misin?” şüpheyle ikisini süzdü.

“Evet biz iyi olacağız” diye kesti Mulder

“Tamam o zaman.. İyi geceler.”

“’İstersen benimle kalabilirsin’ mi?” diye sordu Mulder kapıyı kapattıktan sonra.

“Şaka yapıyordu Mulder”

“Ama sen kızardın. Sizin ikinizin arasında tam olarak neler geçti?”

Scully yatağa oturdu. “Ne demek istiyorsun?”

“O geldiğinden beri garip davranıyorsun. Ve şimdi ise onunla yatıp yatmak istemediğini soruyor.”

“Kalmak Mulder yatmak değil.”

“Hiç farketmez.”

Scully içini çekti. “Lisede çıkmıştık....” dedi ve duraksadı.

“Sonra ne oldu?” diye sordu Mulder ama iyi birşeyler olmadığını anlamıştı.

“Ailesi katolik bir kızla çıkmasının onun için uygun olmadığını düşünüyordu. Onlar yahudi. Sonra benimle görüşmesi yasaklandı. İki yıl boyunca gizlice buluştuk ama sonra o orduya katıldı. Bir barış koruma programı için Güney Amerika’ya gönderildi. İletişim kurmaya çalıştık ama ben tıptaydım ve o da çok uzaktaydı. Bu çok zordu.” Bir an sustu. Mulder anlarcasına başını salladı.

“Sanırım onu görmek bir sürü anıyı da beraberinde getirdi.” Diye devam etti Scully.

“Onu hala seviyor musun?”

“Sanırım evet. Sanırım hep seveceğim. Yani bu benim ilk aşkım, ve ilk kırık kalbim.” Durdu ve hazırlanmak için ayağa kalktı. Mulder’ın yüzünde açıklayamadığı bir ifade vardı.

“Ne???”

“Hiç. Sanırım hergün seninle birlikte olmaya öyle alıştım ki, bunu dışında bir hayatın olduğunu hiç düşünmemiştim.”

“Çünkü seninle çalışmaya başladığımdan beri sen ve işimden başka bir hayatım olmadı da ondan.” Durdu, gülümsedi. “Uyu artık Mulder”

O gece kabus yine başladı. Yine onunla birlikte TV nin önünde oturuyordu. O farklı bir şey izlemek istiyordu, bu yüzden kavga ediyorlardı. Ona hayatından çıkıp gitmesini istediğini söylediğinde elektrikler kesildi. Fener aramaya gittiğinde duvarlar sallanmaya başladı. Aile fotoğrafı duvardan düşüp kırıldı.

Sonra birden etrafta mükemmel ışıklar görülmeye başladı. Ve duyduğu en kötü ses. Kulakları sağır edercesine yükseliyordu. Samantha ışık kümesine doğru hareket etmeye başladı. Bağırıyordu. Ondan yardım istiyordu. Ama o hep hareketsiz kalıyordu. Ona yardım edemiyordu.

Birden yine bağırarak ve titreyerek kabustan uyandı. Scully hemen yanına gitti, koluna yavaşça dokundu.

“Tamam Mulder. Tamam” O kabus gördükçe kendisi de korkuyordu. Ama onu en çok korkutan gözlerindeki saf korkuydu. Ve en çok da o kabus görmeyi kesince korkacağını biliyordu.

Hala titreyerek ; “Bu arkadaşını korkudan öldürürdü heralde” dedi Mulder.

Kendini savunmanın tek yolu olarak yine saldırmayı seçmişti.


Kapının sesiyle uyandılar. Mulder kalktı kapıya yöneldi. Kapıya vurulmaya devam ediliyordu.

“Dana, Mulder kapıyı açın!” Franklin inatla kapıya vuruyordu.

Mulder kapıyı açtı. “Ne var?!”

“İçeri gelebilir miyim?” Mulder Scully’e baktı daha yeni uyanıyordu.

“Burada herkes hazır değil”

“Çok önemli” dedi Mulder kapının önünden çekilip ona yol verdi.

“Peder Michael vurulmuş.” Scully’e döndü. “Olay yerinde senin silahın bulunmuş.”

“Allah Kahretsin!” Peder Michael kötü eller geçerse çok kötü olur demişti.


“Cinayetlerin birbirine bağlı olduğunu düşünmüyoruz. Sırtında bir şey yoktu ve ön kapı açıktı. Herkes olabilir. Washington’a gidip raporlarımı vermem gerekiyor. Siz araştırmanız devam edebilirsiniz.” Scully’e doğru yürüdü kulağına bir şey söyledi ve dışarı çıktı.

“Ne dedi?” diye sordu Mulder

“Hiçbir şey. Konuyla ilgili değil.”


3 saat sonra Kara Danials’ın ailesinin oturduğu evdeydiler.

“Sizin neden burda olduğunuzu hala anlayabilmiş değilim. Kızım 15 yıl önce öldü.”

Marcha Danials koltukta oturuyordu. Kucağında tüylü şişman bir kedi yatıyordu. Üzgün bir kadındı. Scully onu suçlayamadı, kocasını ve kızını kaybetmişti. Tıpkı annesi gibi... Scully bu düşünceleri kafasından uzaklaştırdı.

“Biz sadece Saint Anne’deki yaşamı hakkında bilgi sahibi olmak istiyoruz. Arkadaşları hakkında konuşur muydu? Çalışanlarla bir problemi var mıydı, hoşlanmadığı biri?”

“Çok fazla konuşmazdık o zamanlar telefonum yoktu ve o sadece tatilllerde gelirdi. Onun okul hakkında konuşmasından hoşlanmazdım. Bizim için hoş bir konu değildi.”

“Belki mektuplarında bir şeylerden bahsetmiştir.” Diye önerdi Mulder.

“Kara yazmazdı. Düzgün yazamazdı çünkü harfleri görmede bir problemi vardı.”

“Düzgün yazamaz mıydı?” Scully Mulder’a baktı yine yüzünde o ifade vardı. Sanki hayatının en büyük sırrını ortaya çıkarmış gibiydi.

“Tamam zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz. Kaybınız için üzgünüm.”

“Önemli değil.”


Dışarda Mulder onu durdurdu.

“Duydun mu? Düzgün yazamazmış. Ellen Gardner’ın sırtındaki “L” tersti. Kendin de gördün Scully.”

Haklıydı. Bütün kanıtlar Kara Danials’ı gösteriyordu.Ama her zaman başka olasılıklar da vardı. Eğer başka bir şey bulamazlarsa Mulder’ın hayalet teorisini kabul edecekti. Bu davadan kurtulmak için her şeyi yapardı. Duygusal olarak yoruyordu onu. Missy daha yeni ölmüştü ve Noah da herşeyi geri getiriyordu. Bunun onu etkilediğini ve bunun ne kadar tehlikeli olduğunu biliyordu.

“Mulder bir şeyi gözden kaçırıyorsun.”

“Neyi?”

“Myra. Raporlu şizofren. Kara’nın rahatsızlığını biliyor olmalı. Onun en yakın arkadasıydı. Belki Myra kıskanıyordu ve Kara olmak istiyordu. Çünkü bizim bir hayaleti tutuklayamayacağımızı biliyordu.”

Mulder yorum yapmadı. Arabaya bindi. Scully’de onu takip etti. “Myra’nın adresine ihtiyacımız var”

“Çoktan resmi kanalları araştırdım. Hiçbir şey yok” dedi Scully.

“O zaman biz de resmi olmayan kanallara bakarız.” Mulder gülümsedi.

“The Lone Gunmen” Scully bunu bir soru olarak söylememişti.

“Eski dostlarımız”


Yarım gün sonra Washington’ daydılar. Bütün bu yolculuk işi onları deli ediyordu ve herşeye çok duyarlı olabiliyorlardı.

Mulder eski evin kapısına 4 kez vurdu. Bu işaretti. Dışarda sağanak yağmurun altında beklediler. Hava kesinlikle Virginia’dakinden soğuktu. Kapı yavaşça açıldı. Langly kapıyı açmak yerine dışarı çıktı.

“Hey Mulder n’aber?” Onları görünce içeri girmelerine izin verdi. “Selam Scully”

“Selam” Scully onları sevdiği kadar nefret ediyordu. Onlarla ilk karşılaştığında hayatında gördüğü en paranoyak insanlar olduklarına karar vermişti. Tabi bir çok konuda da yardımları dokunmuştu. Ama o hala onlara inanmayı reddediyordu Frohike’ın davetlerini reddettiği gibi. Üst kata çıktılar, Scully ürperdi. Kardeşinin öldüğü zaman Mulder’ın onu bulduğu merdivenlerdi bunlar.

“Hey Frohike sevgilin geldi”

“Scully?” ses büyük odadan gelmişti. İçeri girdiler. Frohike bir bilgisayarın önünde oturuyordu. Bilgisayar dehasıydı . hemen hemen herşey hakkında herşeyi bilirdi. Bilmediklerini de bulabilirdi. Ama uzmanlık alanı hükümet dosyalarıydı.

“Selam Frohike” dedi Scully çabuk bir gülümsemeyle.

“Hey Mulder sizin için ne yapabiliriz?” Frohike ve Mulder daha ileri yürüdüler.

O Mulder’ın çok az dostlarından biriydi.

“Bir adrese ihtiyacım var”

“Ne çeşit bir adresmiş bu?” Byers büyük bir masada oturuyordu. Takım elbisesi ve kravatıyla en normal görünenleriydi. Bir işadamı gibiydi. Langly ise onun aksine Wayne’s World den fırlamış Garth gibiydi. Frohike daha kısaydı. Biraz çılgın gibi görünebilirdi ama altın bir kalbi vardı.

“Seri cinayetleri inceliyoruz. Bize yardımcı olabilecek birinin şimdiki adresine ihtiycımız var.”

“O zaman neden bize geldiniz?” Langly en paranoyaklarıydı. Her şeyin bir hükümet komplosu olduğunu düşünürdü.

“Resmi kaynakları çoktan denedik. Bir yere varamadık.” Scully pencerenin önüne oturdu.

“Tamam bir deneyelim.... Kimin adresi?”

“Myra Dawson. En son adresi Batı Virginia. Son 15 yılda değişik akıl hastanelerine giriş çıkışlar yapmış.”

“O zaman eyalet sağlık dosyalarından başlayalım. Biraz zaman alabilir.”

“Bekliyoruz.”

Mulder masanın üstüne oturup Frohike ile Bermuda Şeytan Üçgeni hakındaki son gelişmeleri tartışmaya başladı. Scully ise oturduğu yerde düşüncelere dalmıştı.

Frohike Mulder’ın omzuna vurdu

“Mulder, o iyi mi?”

Mulder Scully’e baktı davaya karşı ilgisinin ve dikkatinin azalması onu endişelendiriyordu.

“Evet sanırım. Onun eski erkek arkadaşlarından biriyle çalışıyoruz. Kötü hatıralar getiriyor.”

“Kötü.” Scully’nin yanına gitti. “Sen iyi misin?”

“Evet iyiyim.”

“Emin misin?”

“Evet eminim.”

“Buldum!” Langly adresi printledi ve Mulder’a verdi.

“West Hills Halfway House. Philedelphia. Bunun son adresi olduğundan emin misin?”

“En sonuncusu. Orada kalıyor.”

“Harika” Scully çoktan onun yanında ayakta duruyordu. “Hazır mısın?”

“Evet..”


“Ajan Franklin. Raporunuza göre Ajan Mulder sanığın doğaüstü bir varlık olduğuna inanıyor. Bu doğru mu?” Adam sigarasından derin bir nefes aldı.

“Evet öyle.” Adamın bakışları altında Noah kendini kötü hissediyordu.

“Ajan Scully ne düşünüyor?”

“O bunu kadınları tanıyan birinin yaptığını bir hayalet olmadığını düşünüyor.”

Odadaki adamlar birbirlerine baktılar.

“Peki şüphelendiği biri var mı?”

“Sanırım. Şu anda Philedelphia’da bir şüpheliyi sorguluyorlar.”

“Sizinle işbirliği yapıyorlar mı?”

“Evet efendim.” Noah bu sefer cevabını deri koltukta oturan başka bir adama yöneltmişti.

“Teşekkürler Ajan Franklin. Hepsi bu.” Skinner onun gitmesine izin verdi.

West Hills Halfway House büyük beyaz tuğla bir binaydı. Scully’e göre bu bir sığınma evinden çok akıl hastanesiydi. Üst kata çıktıklarında hastaları gördüler. Bazıları etrafta dolanıyor bazıları resim yapıyor, bazıları da okuyordu. Bir kadın onları karşılamak için bekliyordu.

“Siz Ajan Mulder olmalısınız.”

“Evet” Mulder rozetini çıkardı. “Bu da benim partnerim Ajan Dana Scully”

“Merhaba”

“Lütfen içeri gelin. Size bunun ne hakkında olduğunu sorabilir miyim?”

“Hastalarınızdan biriyle konuşmayı umuyorduk.” Dedi Mulder merdivenlerden çıkarken.

“Myra Dawson” diye ekledi Scully.

“Myra Dawson? Ah evet o burada. Binanın yüksek güvenlik katında kalıyor.”

“Niçin?”

“Myra ilaçlarını almayı bıraktı. Kızgın ve saldırganlaştı. Araziyi kimseye söylemeden terketmeye başladı. Şiddete de başvuruyor.”

“Şiddet? Kendine mi başkalarına mı?”

“Genelde kendine ama doktor onu kontrol etmeye çalıştığında ona daha önce görmediğim bir güçle saldırdı. Sanki, sanki kendi kontrolünün dışındaydı.”

Scully derin bir nefes aldı. Bu tam da Mulder’ın paranoyasını körüklemeye yetecek şeydi.

“Kontrol dışı mı?” Mulder Scully’e baktı. Scully etkilenmiş görünmüyordu.

“Evet”

“Myra Dawson hiç Kara Danials diye birinden bahsetti mi?” Scully bu hayalet hikayesini kısa kesmeye kararlıydı.

“Kara Danials...Tanıdık geliyor , ama bilemiyorum.”


Yüksek güvenlik kanadı binanın en uzak köşesindeydi. Kameralar ve monitörler bütün girişi gözlemeye yardımcı oluyordu. Odalar oda gibi görünmüyordu daha çok hücre gibiydiler.

“Myra’nın doktorunu çağırayım.” Kadın onları büyük koridorda yalnız bıraktı.

“Bu yer beni acaip ürkütüyor.” Scully kollarını ovuşturmaya başladı.

“Niye? İçi benim gibi insanlarla dolu diye mi?” dedi Mulder havayı ısıtmak için.

“Hayır. Çünkü eğer seninle çalışmaya devam edersem sonum bu insanlar gibi olacak.” Scully şaka olsun diye söylemişti. Ama gerçekten de pek uzak değildi.

Uzun boylu genç bir doktor önlerinde duruyordu. Üzerinde beyaz laboratuvar önlüğü vardı. Kravat takmıyordu, böyle yerlerde çok tehlikeli olabilirdi. Ayakkabıları da bağsızdı.

Kendilerini tanıttılar. Doktor ; “Myra Dawson ile konuşmak istediğinizi duydum” dedi.

“Evet mümkünse.”

“Bakın sizi uyarmalıyım Myra Dawson şu anda kendinde davranışlar sergilemiyor.

Ve FBI ajanları ile konuşmanın onun için daha iyi olacağını sanmıyorum.”

Duraksadı “Söyleyeceği şeylerin size bir yardımı olabileceğini sanmıyorum ama.. denemek isterseniz buyrun.”

“Aslında en başta size birkaç soru sormalıyız.”

“Beni takip edin.” Doktor onları küçük bir ofise götürdü.

“Bu hasta hakkında büyük detaylara girme yetkisine sahip değilim ama söyleyebileceğimi size söylerim.” Doktor gözlüklerini çıkardı ve masanın üzerine koydu.

“Myra Dawson’un neden böyle olduğu hakkında bir teoriniz var mı?? Demek istediğim Şizofreninin genellikle uyuşturucu kullanan veya tecavüze uğramış kişilerde görüldüğü bir gerçek. Myra’da bunu kanıtlayacak bir şey var mı?”

Doktor şaşırmıştı. “Ödevinizi yapmışsınız Ajan Scully, çoğu insan şizofreninin nedenlerinden haberdar değildir.”

“Ben bir doktorum.”

“Gerçekten mi? O zaman hastalığın seyri hakkında bilginiz vardır.”

“Şizofreni kişilik bozukluğudur.” Scully Mulder’a döndü. “Genelde çift kişilik görülür.”

“Kesinlikle. Myra Dawson ilaçlarını almaya kesince hastalığı kontrolden çıktı.”

“Size saldırdı, bu doğru mu?”

Doktor Mulder’a döndü “ Evet doğru”

“O size diğer hemşirelerin insan olamayacak bir güç olarak tanımladığı şekilde saldırdı değil mi?”

“Ajan Mulder Myra Dawson Süperman değil. Bir insan bütün duyularını kaybederse yükselen bir güce sahip olabilirler. Bunun bilimsel bir açıklaması vardır.”

Mulder gözlerini devirdi Scully’e baktı. Yüzünde”sana söylemiştim”ifadesi vardı.

“Gerçekten mi?” dedi Mulder sesindeki sıkıntıyı gizleyemeyerek.

“Mesela Ajan Scully ile sizi karşılaştıralım. Normalde size karşı koyamaz. Bunu onun güçsüz olduğu anlamında söylemiyorum. Ama siz daha uzun ve daha ağırsınız. Ve o büyük bir ihtimalle bunu farkındadır. Ve onun bilinci ona sizinle başedemeyeceğini söyler. Ama onun bilincini ondan alırsak sizinle başedemeyeceğinin farkına varamaz ve tabirimi bağışlarsanız...’kıçınızı tekmeler.’ ”

İkisi de bu düşünce karşısında kendilerini tutamayıp gülümsediler. Scully kendini topladı ;

“Myra Kara Danials diye birinden hiç bahsetmiş miydi?”

“Kara... Myra’nın ikinci kişiliği... siz bunu nerden biliyorsunuz?”

“Kara Myra’nın Saint Anne okulundan en yakın arkadaşı. 15 yıl önce astım krizinden öldü.”

“Astım krizi mi?”

“Evet tanıdık geliyor mu?”

“Evet. Myra hastalığının bazı bölümlerinde nefes darlığı yaşadı ve doktorlar bunu astıma bağladı.. sadece..”

“Sadece Myra’nın astımı yoktu.” Diye tamamladı Mulder. “şimdi artık Myra ile konuşabilir miyiz?”


Doktor ayağa kalktı ve onları uzun koridordan geçirdi. 4. odada durdu ve kapıyı çaldı.

“Myra ziyaretçilerin var.” Durdu ve kapıyı açtı. Küçük odaya girdiler. Myra hiç de Mulder’ın hayal ettiği gibi değildi. Ufak tefek bir görüntüsü vardı. Büyük mavi gözlü, sarışın bir kızdı.

“Myra?” Scully ona yaklaştı. Myra geri çekildi.

“Ne oldu Myra bu bayan seni üzmeyecek sadece seninle konuşmaya geldi..” dedi doktor arkalarından.

“Neden?”

“Kara’yı biliyorlar. Kara ile konuşmak istiyorlar. Kara burada mı?”

“Hayır sadece Myra...” kafasını şiddetle sallıyordu. Korkmuş bir çocuk gibi görünüyordu.

“O zaman seninle konuşabilir miyiz?” diye tekrar denedi Scully.

“Olur” dedi sessizce.

Scully kızın yanına yatağa oturdu Mulder da pencere pervazına. Aslında akıl hastaları ile konuşmak Scully’nin uzmanlık alanı değildi.

“Myra 15 yıl önce Saint anne okuluna gittiğini hatırlıyor musun?” Scully sesini sakin ve yumuşak tutmaya çalışıyordu.

“Evet” Myra sinirle kazağının eteklerini çekiştirdi.

“Kendi katındaki kızları hatırlıyor musun Myra?”

“Evet”

“Onları üzebilecek birini tanıyor musun?”

“Ben yapmadım! BEN YAPMADIM!!! Benim suçum değil!!!!!!!!” Myra yataktan sıçradı.

“Kim yaptı Myra?Arkadaşlarına kim zarar verdi?!!!” Mulder nazik konuşmuyordu. Eğer kızı şimdi konuşturamazlarsa bir daha asla konuşamayacağını biliyordu.

Dikkatini çekmek için kıza doğru yürüdü. Kız tam ona dönecekken telefon çaldı. Sessizce küfredip telefonu açtı.

“Ne!” Önce yere sonra Scully’e baktı. Telefonun öbür ucundaki her kimse onu etkilemiyordu. Tek bir kelime söylemeden telefonu kapattı.

“Kimdi?”

“Senin arkadaşın.Buraya geliyormuş.” Mulder o gelene kadar bu konuşmanın bitmiş olmasını istediğini söylemek gereğini duymadı.Myra’nın ne bildiğini öğrenmek istiyordu.

“Myra? Ya Kara? Kara ile arkadaştınız hatırladın mı? Sonra Kara öldü. Kara geri döndü mü?” Mulder onunla bir çocukla konuşur gibi konuşuyordu.

“Kara yaptı! Rahibe Grace’i öldürdü..Sonra Sally’i Alicia’yı ve şimdi de Peder Michael’ı!!”

Scully şaşkınlıkla Mulder’a döndü. İsimler henüz basına verilmemişti.

“Kara onları neden öldürdü?”

“Kim??” Myra düşüncelerini toparlayamıyordu.

“Doctor Jacobs daha önce hipnozu denediniz mi?”

“Hayır ama...”

“Onu şimdi hipnotize etmenizi istiyorum.”

“Bunun iyi bir fikir olduğunu sanmıyorum.”

“O birşeyler biliyor ve biz zaman kaybediyoruz.”

Doktor çaresizlik içinde Scully’e baktı. Scully’de hemen başıyla onayladı. Doktor Jacobs hazırlıklara başladı. Myra’yı daha güvenli bir odaya götürdüler. Mulder’a kapıyı kapamasını ve ışığı söndürmesini söyledi. Scully ona baktı. Düşündüklerini anlayamıyordu ve bu da onu korkutuyordu. Doktor Myra’ya yavaşça gözlerini kapayıp açmasını söyledi. Mulder hemen kaldığı yerden devam etti.

“Kara bunu neden yaptı Myra?” Kızın gözlerine baktı. Dikkatle ileri bakıyordu, bir çeşit rüyada gibiydi. Mulder tekrar denedi.

“Neden Myra? Kara bunu neden yaptı?”

“Çünkü onlar bebeğini aldılar. Bu yüzden öldü.” Odaya bir sessizlik çöktü.

“Kara hamile miydi?” Kayıtlara göre Kara sadece 14 yaşındaydı bu da Scully’e çok genç görünmüştü.

“Evet bize...” Myra durdu.

“Size ne?” Mulder zorluyordu.

“Size söyleyemem bana kimseye söyleme demişti.” Myra şiddetle başını sallıyordu.

“Tamam Myra biz yardım etmek için burdayız. Birileri ona zarar verdiyse onları cezalandırmalıyız. Bana neler olduğunu söyle.” Mulder sabırsızlığını sesinden atmaya çalıştı. Çok yaklaşmışlardı. Ama Myra daha fazla dayanabilecek gibi görünmüyordu.

“Hatırlamıyorum.”

“Evet hatırlıyorsun. Bana Kara’nın hamile olduğunu söyledin bebek kimdendi?”

“Peder Michael’ın. Onundu. Bize onunla yattığını söyledi. Evleneceklerini söylüyordu bebeği doğurmak istiyordu.”

“Kara’nın hamile olduğunu kim biliyordu?” diye sordu Scully. Bu hikayeye pek inanası gelmiyordu. Bir adamın, özellikle de bir rahibin 14 yaşında bir kızla yatması inanılacak gibi değildi.

“Hepimize söyledi.”

“Daha sonra ne oldu?”

“Alicia Rahibe Grace’e söyledi. Rahibe Grace odamıza geldi ve Kara’nın bebeğinin kötü olduğunu söyledi. Cezalandırılması gerektiğini söylüyordu.” Myra fısıldıyordu. Gözleri odada başka biri olup olmadığını araştırıyordu.

“Bebeği nasıl cezalandıracaklarını söyledi mi?” Mulder’ın hikayeye inandığı çok açıktı.

“Hayır sadece Kara’yı odadan dışarı çekti.”

Myra korkmuş gözlerini Mulder’a dikti. Yavaşça başıyla onayladı.

“Kara ne dedi?”

“Yardım et Myra, Yardım et...”

Oda sessizdi. Scully kendini gergin hissediyordu. “Daha sonra ne oldu?” diye sordu.

“Odaya geri geldiğimizde yatağında yatmış ağlıyordu. Bembeyazdı titriyordu. Bana Peder Michael’i bulmamı söyledi ama yapamadım. Denedim ama beni durdurdular. Bütün gece ağladı. Ama sonra durdu.. Birden durdu.. Rahibe Grace bana çarşafları değiştirtti . Kırmızıydılar.”

Mulder bir şey söylemek için ağzını açtı ama kızın yüzündeki bakışı görünce vazgeçti. İfadesi dehşete dönüşmüştü. Şiddetle başını salladı. “Hayır”!! diye bağırmaya çalışıyordu ama ağzından ses çıkmıyordu. Kendini arkaya attı ve sonra diğerleri çaresizce izlerken yere düştü. İlk hareket eden Scully oldu. Kolunu tuttu ama nabız yoktu.

“Sanırım öldü nabzı atmıyor.”

Doktor onun yanına eğildi. “Bunun ona fazla geleceğini söylemiştim. Lanet olsun!!” Elini saçlarında gezdirdi.

“Hayır nedenin bu olduğunu sanmıyorum.” Scully kızın cesedini yüzüstü çevirdi.

Sırtındaki yaralardan süzülen kan halıya damlıyordu. Olanlar hakkında bir şey sordu ama Mulder duymadı, kapıya bakıyordu. İlk önce onun gördüğünü farketmedi. Ama Mulder kolundan tutarsak onu ayağa kaldırdı. Aynı anda kapı savrularak açıldı. Takım elbiseli birkaç adam içeri daldılar.

“Burda neler oluyor?” diye sordu Mulder ama neler olduğunu çoktan anlamıştı.

“Bu artık senin problemin değil Mulder” dedi Franklin diğer adamların arkasından içeri girerken.

“Tanrım Noah sen ne halt ettiğini sanıyorsun?” diye sordu Scully

“İşini bitirdin Dana, katili buldunuz.” Franklin iki tane adama işaret etti.

Adamlar Myra’nın cansız bedenini kaldırırlarken çaresizce bakakaldılar.

“Burda ne oluyor Franklin?” dedi Mulder kendine hakim olmaya çalışarak.

“İşinizi bitirdiniz Mulder, artık eve gidin.” Franklin Scully’e daha önce gördüğü bir bakışla baktı. Yine onun üstüne geliyordu. Mulder kapının yanında durup onların gitmesini izledi. Kapıyı tekmeleyerek kapattı.

“Yine aynısını yaptılar!! Ne zaman yakınlaşsak ordalar!! Ve senin şu erkek arkadaşın başından beri işin içindeydi! Lanet piç kurusu!! Ona güvendim!! Melissa’ya olan ilgisi, seninle olan geçmişi beni ona güvenmeye itti!! Tanrım hepsi sahteymiş!! O .. O..” Mulder Scully’nin gözlerindeki acıyı görünce durdu.

“Scully üzgünüm.. Ben..” Söyleyecek birşeyi olmadığını anlayınca yine sustu.

Koluna dokundu. “Hadi gel, sana göstermek istediğim bir şey var.”

“Ne?” Scully olayın bitmiş olduğuna seviniyordu.

“Hadi gel”


Scully Mulder’ın yanına arabaya oturdu. Myra’nın cenazesine gidiyorlardı. Gülümsedi.

“Haklıymışım. Kara 27 Ekimde öldü. 10/27. Myra’nın sırtına kazınan da buydu. Ve onu oraya kendisinin kazımadığına bahse girerim.”

“Peki kim? Sence Kara’nın hayaleti mi yaptı bunu?”

“Daha iyi bir açıklaman var mı?”

“Evet”

Mulder üstelemedi onun Noah Franklin ile olanlara hala üzgün olduğunu biliyordu.

“Scully, şu Franklin olayı yüzünden senden özür dilerim. Senin için önemli olduğunu biliyorum.”

“Önemli değil. Bütün bu olaylardan sonra bir şey farkettim”

Mulder dönüp ona baktı. “Neymiş?”

“Sorun sadece o değildi. Sorun geri dönmekti. Kendimi güvende ve mutlu hissettiğim zamana ve mekana dönmekti. Babamın ve Missy’nin olduğu zamana. Ama geri dönemiyoruz değil mi??

SON

 


TheXFiles-TR isminin kullanım hakları İzmir 14. Noterinden alınan belgeyle sayfamız adına kayıt altına alınmıştır. TheXFiles-TR isminin başka kişi,kurum ve Internet siteleri tarafından kullanılması yasaktır. Site içerisinde yer alan tüm haber, metin, ve diğer içerik thexfiles-tr.net 'e aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) izinsiz kullanılamaz. Sitemizin Beyin Atölyesi, Fanfic, Fanart bölümlerinde yayınlanan yazı, resim vb. eserlerin sorumlulukları, sahiplerine aittir. Alıntı, kopya olduğu anlaşılan eserler derhal silinecektir.

Bu site The X Files hayranları tarafından hazırlanmış, dizinin Türkiye'deki hayranlarına kaynak teşkil etmesi için tamamen amatör sebeplerle oluşturulmuş bir sitedir. 1013 Productions ve 20th Century Fox ile hiçbir bağlantısı yoktur. The X Files ile ilgili tüm haklar, bu şirketlere aittir.

Copyright © 1999-2006 TheXFiles-TR