» Ana Sayfa
   » X-Files Nedir?
   » FORUM
   » X-Cast
   » Bölüm Rehberi
   » Bölüm Adları
   » Mitoloji
   » Senaryolar
   » Fanfiction
   » Fanart
   » Basında X Files
   » X-Sözlük
   » Bilmedikleriniz
   » The X Team
   » Etkinlikler
   » Linkler

 


Dizi ve sayfa ile ilgili her
türlü soru ve önerinizi
faq@thexfiles-tr.net
adresine yollayabilirsiniz!

 
 
...:: SON ::...


YAZAN: Amy Forrester
ÇEVİRİ: Ezgi

Mulder masadaki anahtarları kapıp motel odasından dışarı fırladı. Boşalan yağmurda koşarken, Scully hemen arkasından geliyordu.

“Mulder, yapma!” diye yalvardı Scully, Mulder’ın kolunu kapıp.

“Bırak beni Scully!” dedi neredeyse tamamen kapalı dişlerinin arasından. Arabanın kapısını açtı. Vücudu çoktan sırılsıklam olmuştu.

“Mulder, bu bir tuzak! Onlara nasıl güvenebilirsin? Nasıl?” diye bağırdı Scully yağmurun ve şimşeklerin gürültüsü içinde.

“Sadece benim bilebileceğim bir bilgi teklif ettiler. Onu bulmaya daha önce hiç bu kadar yaklaşmamıştım, Scully. Bunu araştırmalıyım!”

Scully’nin elini itti, ama o bu sefer daha kuvvetlice tuttu kolunu.

“Mulder, sağlam hiçbir tarafı yok. Onlara güvenemezsin. Bardaktan boşanırcasına yağan bir yağmurda, seni bir mezarlığa çağırıyorlar ve yalnız gelmeni istiyorlar. Ne kadar tehlikeli olduğunu neden görmüyorsun?” dedi Scully sertçe.

Mulder, gözlerinin içine bakarak,

“Scully, Samantha’yı bulmaya ilk kez bu kadar yaklaştım. Gitmeliyim!” Onu kenara itmeye kalkıştı.

“Mulder, lütfen!” diye bir çığlık attı Scully. Sesindeki gözyaşlarından irkildi. Mulder da irkilmişti. Gerçekten onun için bu kadar endişeleniyor olabilir miydi?. Titreyen ortağına baktı.

“Mulder” dedi Scully titrek bir sesle, “Seni kaybedemem.”

Mulder, Scully’nin gözlerinin tam içine baktı, yağmurun ve çakan şimşeklerin tüm çetinliğine rağmen bu gözlerin yoğunluğu vuruyordu onu. Yüzüne bakınca, yağmurun ne zaman durup gözyaşlarının ne zaman başladığını sordu kendine birden. Bakışlarını kaçırdı ve onu kenara itti.

“Hayır Scully!” dedi ve daha Scully onu durduramadan uzaklaştı.

“Haayıır!” diye bağırdı Scully araba park yerinden ve aynı anda da görüş mesafesinden çıkarken. Ortağı için duyduğu korkudan havanın farkına varmamıştı. Sonra birden yağmurun üstündekilere tamamen işlediğini fark etti. Çabucak odaya koştu ve arkasından kapıyı çarptı. Duvara yaslanırken hıçkırıklara boğuldu. Vücudu , ortağı ve en iyi dostu için duyduğu acının ve saf korkunun her dalgasıyla kasılıp gevşiyordu.

“Oh, Tanrım, Mulder!” diye bir kez daha hıçkırdı. Hayatında hiç bu kadar korkmamıştı. Hiç bu kadar kızgın da olmamıştı. ‘Ne diye o adamlara inandı?’ diye sordu kendine. Ona defalarca ihanet eden de yine bu adamlardı. Samantha’nın, başka birinin mezarında olduğuna inanmasını sağlayan şey neydi? Scully, bunun bir tuzak olduğundan emindi, ama Mulder ona inanmamıştı. Kulakları, sekiz yaşındaki bir kızın çığlıklarıyla sağır olmuştu, gözleri de kaçırılışının görüntüleriyle kör. Ve yalnızca ‘Gerçek’ sevdiği adamın gözlerini ve kulaklarını açabilirdi. Gerçeğin peşinde bu kadar yıldan, komplo ve yalan dolu bu kadar yıldan sonra en iyi dostu ne diye onlara güveniyordu?

Islak ve zayıf bedenini pencereye doğru sürükledi ve pencerenin yanına oturdu. Bekledi. Umarak. Dua ederek. Onun için, onu güvenliğin için dua etti, çünkü demin de itiraf ettiği gibi, onu kaybedemezdi.

*______*

Mulder, arabayı kilisenin yanına park etti ve gökyüzüne baktı. Yağmur durmuştu ama öğle olmasına rağmen karanlık bir gökyüzü vardı üstünde. Bir yağmuru daha haber veriyordu hava. Arabadan çıktı ve mezarlığa girdi. Sessiz ve sakin mezarlık, gür ağaçlarla gölgelenmişti ve her yerde bir sürü mezar taşı dikiliyordu. Aradığını bulana kadar taşların arasında gezindi. Gri bir kaya bloğun önüne diz çöktü ve yazanları okudu:

‘ Abigail White 1893 – 1956 Sevgili bir Eş ve evlat’

Samantha’nın gömülü olduğunu söyledikleri mezardı bu. Tabutun üstünde, demişlerdi. Parmaklarını yumuşak toprağa soktu ve eşelemeye başladı. ‘Kürek unutmak ancak senin yapabileceğin bir şey’ dedi kendi kendine.

Ter yüzünden damlamaya başladığında uzun zamandır kazıyordu. Yağmurun yeniden başlamasını istedi. Sonra aniden bir şey hissetti. Sert bir şey. Daha hızlı kazmaya başladı. İskelet ortaya çıkmaya başlamıştı. Tam dedikleri gibi tabutun üstündeydi. Titreyen elleriyle ufak iskeletin göğsündeki kiri temizledi ve aniden pürüzsüz kemikteki kırığı hissetti. Oydu. Kavraması yavaş ve acılıydı. Haklı çıkmışlardı. Samantha kaçırılmamıştı, test edilmemişti, klonlanmamıştı; öldürülmüştü. Biri tarafından ve herhangi birinin mezarına terk edilerek.

Mulder ayağa kalktı, mezarlıktan geldiği gibi geçip arabaya bindi. Başını önüne eğdi, mağlup olmuştu.

*_______*

Scully araba kapısının sesiyle uyandı. Ne zaman uyuya kalmıştı? Pencereden baktı ve ağır adımlarla kapıya doğru yürüyen Mulder’ı gördü.

“Şükürler olsun Tanrım!” diye mırıldandı. Gözyaşları gözlerine batıyordu. Sandalyeden fırlayıp, tam Mulder kapıya yetiştiğinde kapıyı açtı.

“Mulder!” diye bir çığlık attı. Kollarını boynuna doladı ama Mulder kaskatı duruyordu. Şaşkın şaşkın Mulder’a baktı ve daha da şaşırdı. Bu adam da kimdi? O kıvılcım, o inat, o güç, o yoğunluk, o hassasiyet nerdeydi? Sanki Mulder’ın ruhu gitmiş, geride hayaletten başka bir şey bırakmamıştı.

Scully endişeyle “Mulder?” diye sordu.

“Scully , ben-“ Mulder en sonunda bir cevap verebilmişti. Scully onu yatağa kadar götürdü ve oturmasına yardım etti. Önüne diz çöküp ellerini ellerine aldı.

“Mulder” Ellerini yavaşça okşamaya başladı, onu rahatlatmak , sevmek arzusuyla.

“Ne oldu? Sen iyi misin? Tuzak olduğundan emindim. Öldüğünden emindim.” Son sözünün üstüne dudağını ısırdı.

Mulder yavaşça başını kaldırdı ve Scully’nin gözlerini içine baktı. Önündeki bu sıvı mavi gözler, onun için duyulan acı ve endişeyle doluydu. Mulder da öyleydi. Ama bu keskin bir acı değildi, onun yerine tok, koyu bir kederdi ruhunu ve kalbini kuşatan. Sesini bulmak için çabaladı.

“Scully” diyebildi en sonunda boğuk bir sesle. “Haklılarmış.”

Scully nefesini yuttu ve “Ne?” diye fısıldadı inanamayarak.

“O” dedi Mulder ve durdu. Devamını söyleyemiyordu. “Oymuş. Tam dedikleri yerdeydi.”

“Ama Mulder emin olamazsın. Test yapmak ve-“ Mulder sözünü kesti

“Samantha, küçükken köprücük kemiğini kırmıştı. İzi ordaydı.” dedi sessizce.

“Fakat Mulder hemen kabullenemezsin.” diye söze başladı Scully.

“O, Scully.” diye fısıldadı Mulder “O, biliyorum. O Samantha. Öldürülmüş, uzun zamandır ölüymüş.”

Scully Mulder’a inanamayan gözlerle baktı. Samantha hiç kaçırılmamıştı, bir cinayete kurban gitmişti. Scully’nin kalbi, uzun zaman önce kendinin olan bu arayışın acısı içinde boğuluyordu. Ve şimdi bitmişti, geride kalmıştı. İstedikleri cevap ya da gerçek olmaksızın, hiç düşünmedikleri, akıllarından hiç geçmemiş bir cevapla sona ermişti. Etrafındaki dünya parçalanıyordu sanki. Ve acısı, Mulder’ın ondan on kat fazla acı bildiğinden artıyordu. Gözlerinden yaşlar fışkırmaya başladı. 8 yaşında bir kız için, yıllar önce evinden koparılıp öldürülen bir kız için. Ve karşısında duran, sevdiği adam için. Bir defasında büyük bir azimle peşinden koştuğu gerçeğe mağlup olmuş bu adam için.

Mulder’a bakınca yüzünün buruştuğunu gördü. Acısı, Scully’nin görmeye dayanamayacağı kadar çoktu. Gözyaşlarının düşmesine izin verdi.

“Scully yardım et.” diyebildi Mulder, umutsuzluk ve keder içinde Scully’ye bakarak.

Scully tüm gücüyle sarıldı, ne demek istediğini biliyordu. ‘Yardım et.’ diyordu, ‘Bu acıyı durdur.’ Gözyaşlarının arasından sesini bulması zaman aldı.

“Üzgünüm Mulder.” diyebildi, “Her şey için üzgünüm,acın için üzgünüm. Tanrım ,Mulder, üzgünüm!”

Mulder’ın gözyaşları hızlandı Scully’ye daha da sıkıca sarılırken. Üzüntüsünden kontrolünü kaybediyordu. Canını kurtaracakmış gibi sarılıyordu ona.

“O kadar kızgınım ki, Scully!” dedi sonunda gözyaşlarının arasından. “Onu aramayla geçen bu kadar yıl, bir yerlerde hala hayatta olduğunu düşünerek geçen, onu bulmaya adadığım hayatımın onca yılı. Hepsi bir hiçmiş! Onun bulmama yardım etmediler. Çünkü zaten ölüymüş. Hayatım artık bir hiç. Ve şimdi bitti. Her şey bitti.”

“Oh Mulder!” Mulder’a bakmak için biraz geri çekildi. “Hayatın bir hiç değil.” dedi Scully. Bir dizi gözyaşı yanağından aşağıya süzüldü. “Samantha’ya ne olduğunu bulduk. Ve bu gerçek acı veriyor, çok acı veriyor. Böyle olabileceğini hiç düşünmemiştik. Fakat Mulder, o kadar şey gördük. Gerçek hala oralarda bir yerlerde. Ve biz de onu bulmak zorundayız.”

“Ama niye Scully?” diye inledi Mulder. “Niye? Samantha’ya ne olduğunu buldum ve arama burda bitiyor.”

“Peki bu yolculukta karşılaştığımız diğer şeyler ne olacak? Klonlar, komplolar, kanserim ne olacak? Bunlara cevap istemiyor musun?” diye sordu Scully tok bir sesle gözyaşları içinde.

“Sonuna ulaştık.” Mulder’ın sesi soğuklaşmaya başlamıştı. “Ve artık bitti.”

“Bu şekilde bitiremeyiz.” diye karşı koydu Scully, Mulder’ın öfkesinden korkmuştu.

“Bu şekilde olmamalı. Bu kadar cevapsız soruyla olmaz.” ‘Ve ilişkimizi ilerletmeden’ diye ekledi aklından Scully.

Mulder ayağa kalktı. Scully şaşkınlı içinde odayı geçişini izledi.

“Washington’a varınca istifamı vereceğim.” dedi Mulder yavaşça. “Bitti,Scully.”

2. Bölüm – Güle Güle deme zamanı

Scully cep telefonunu aldı ve numarayı tuşladı.

“Mulder” diye boğukça bir cevap geldi karşıdan. Scully, Mulder’ın sesini duyunca telefonu daha da sıkmaya başladı. Konuşmayalı birkaç gün olmuştu.

“Mulder, sonuçlar az önce elime geçti.” dedi sessizce. Karşı taraftan ses gelmiyordu, Scully devam etti.

“Mulder,haklıymışsın. Oymuş, Samantha’ymış.”Scully buna inanmakta hala zorlanıyordu. Yolun sonuna geldiklerini kabul etmek zor geliyordu.

Mulder hafifçe inildedi. Bildiği halde,onaylandığını duymak acı veriyordu. Zorlukla yutkundu ve sesini toparlayabilmek için “Evet.” diyebildi.

Scully dudağını ısırdı ve “Mulder,” diye fısıldadı. “Üzgünüm.”

“Sağ ol Scully” dedi Mulder yavaşça , kontrolünü kaybetmemek için dua ederek.

“Mulder, eğer yapabileceğim bir şey-“ Mulder sözünü kesti.

“Hayır, sorun değil,bunu kendim halletmeliyim.” dedi. Hayatında bu kadar büyük bir yalan daha söylememişti. Scully’ye ihtiyacı vardı. Annesinin evinin merdivenlerini çıkarken yanında olmasını istiyordu. Onu şimdi, burda istiyordu. Rahatlatması için. Scully’yi sevmek istiyordu.

“Güle güle, Scully” diye fısıldadı ve telefonu kapattı.

Scully telefonu yavaşça masaya koydu ve mutfak sandalyelerinden birine oturdu. ‘Bize neler oluyor?’ diye sordu kendi kendine. Washington’a dönüş sessizlik içinde geçmişti. Mulder , kendi içinde kaybolmuştu ve Scully onu geri getirecek hiçbir şey yapamamıştı. Ondan bir karşılık alabilmek için ne yaptıysa işe yaramamıştı. Bir ‘Seni seviyorum.’ dememişti. ‘Belki de bu bir sonraki adımdır.’ diye düşündü. Onu bu halde görmek dayanılır gibi değildi. Derin bir nefes aldı. Hayatında neredeyse ilk kez gerçekten ne yapacağını bilmiyordu.

*____*

Mulder, annesinin basamaklarını yavaş yavaş çıkıyordu. ‘Tanrım,Fox,’ dedi kendi kendine, ‘Nasıl söyleyeceksin?’ Kendisini parçalayan bu haberi nasıl söyleyeceğini doğru düzgün düşünemiyordu. Zili çaldı.

“Fox!” dedi annesi, onu görmenin sürpriziyle.

“Merhaba anne.” dedi Mulder annesine sarılırken. Bayan Mulder ona oturma odasına kadar eşlik etti.

“Nasılsın hayatım?” diye sordu mutlu mutlu.

Mulder kanepeye oturdu,düşüncelerini toplamak için kafasını önüne eğdi. Kafasını kaldırdığında annesinin yüzünün oğlu için duyduğu endişeyle kaplı olduğunu gördü.

“Fox,” dedi annesi, Sorun nedir?” Mulder derin bir nefes aldı.

“Anne,” diye başladı yavaşça, “Korkarım kötü haberlerim var.” Annesinin yüzünün rengi değişmeye başladı. Mulder, annesinin bu sözleri ne kadar sık duyduğunu düşünmeye çalıştı.

“Scully ve ben bir davayı araştırıyorduk. Samantha’nın kaybolmasıyla ilgili gerçekleri bulmamı sağlayacak bir dava.” Annesi birden kaskatı kesildi. Mulder devam etti.

“Her zamanki gibi bir sonuca ulaşamadık. Ama biz, yani ben, Samantha’nın nerde olduğunu bildiklerini söyleyen bazı adamlarla karşılaştım. Bana yalnızca bizim ailemizin bilebileceği şeyler söylediler.” Mulder boğazının düğümlediğini hissetti, zorlukla yutkundu.

“Samantha’nın bir cinayete kurban gittiğini söylediler.” Mulder durdu, devam edemiyordu.

“Yıllar öne, o gece öldürüldüğünü ve başka birinin mezarına gömüldüğünü söylediler.” Bayan Mulder tam bir sessizlik içinde oturuyordu, gözyaşları yüzünden aşağıya kaymaya başlamıştı.

“Haklı çıktılar. Mezarlığa gittim ve iskeletini buldum. Scully de doğruladı o olduğunu.” Durdu, sesi kalmamıştı. Annesi hiçbir şey söylemedi.

“Anne,” dedi Mulder kalkıp annesini yanına oturarak. Kendini toplamaya çalıştı, ama annesine bakıp yıllar boyunca oğluyla beraber çektiği acının boyutlarını düşününce, o da acıdan başka bir şey hissedemiyordu.

“Bazı zamanlar, Fox,” dedi annesi titreyerek, “ölmüş olması için dua ettim. Ruhunun huzurda olması için. Ölü olması, kayıp olmasından iyi görünüyordu, çünkü ölüm bir nihayet getiriyordu beraberinde.” dedi ve durdu. Yüzü buruşurken başını önüne eğdi.

“Ama şimdi, kelimeleri duymak, yaşamadığını bilmek. Tekrar kayıp olması için her şeyi yapardım.”

“Oh, anne!” diye hıçkırdı Mulder annesine sarılırken.

Bayan Mulder, oğlunun omzunda hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.

“Sanırım , hep hayatta olmasını, bir yerlerde bir aileyle ve kendi çocuklarıyla yaşıyor olmasını umdum. Bunu hayal etmek suçumu hafifletmeye yardım ediyordu.” Sesi koptu ve bir an durdu. “Bir annenin küçük bebeğini kurtaramamasından duyduğu suçluluğu kimse bilemez.” dedi yüksek sesle ve nefes nefese, ama devam edemedi. Mulder, annesine sarılmış bir halde oturuyordu.

“O suçluluğu biliyorum.” dedi sessizce. “O acıyı ve üzüntüyü biliyorum.” diye fısıldadı.

“Üzgünüm anne!”

*_____*

Scully arabadan indi ve siyah, sade iş takımını düzeltti. Parlak kızıl saçından bir tutamı kulağının arkasına sıkıştırırken, mezar yerinin etrafında çoktan ufak bir kalabalığın toplanmış olduğunu gördü. Başı önünde, çabuk adımlarla yürümeye başladı. Gruba yaklaşınca Mulder’ı fark etti ve kalbinin onu tekrar görmenin sevinciyle dolduğunu hissetti. ‘Ne kadar oldu?’ diye sordu kendi kendine. Son telefon konuşmasından beri hiç görüşmemişlerdi. İstemediklerinden değildi; nasıl yapacaklarını, sonra ne söyleyeceklerini ikisi de bilmiyordu. Hiç istemedikleri bir duruma zorlanmışlardı. ‘Ne olacak bundan sonra?’, diye sordu Scully bininci kez. Tabutun diğer tarafında, Mulder’ın tam karşısında durdu.

Mulder, rahatsızlığını belli eder bir şekilde ağırlığını bir ayağından öbürüne geçirip duruyordu. Gözleri tabuta kitlenmişti. O güzel ela gözleri ağlamaktan kan çanağına dönmüştü ve ağzının kenarları da aşağıya doğru kıvrılmıştı. Bir kolu, kırışmış bir mendilin arkasında saklanan annesinin omzundaydı. Scully, ortağı için duyduğu şefkat ve acı büyürken, kendi görüntüsünün kaybolmaya başladığını hissetti. Tüm varlığıyla onu kucaklamak, öpmek ve ona her şeyin düzeleceğini söylemek istiyordu. Onun hayatındaki tüm gözyaşlarını, tüm yara izlerini söküp atmak istiyordu. Onu sevmek için kahredici bir ihtiyaç içinde olduğunu hissetti. Bu sırada Mulder’ın bakışlarının tabuttan kendine yükselişini seyretti. Scully’yi görmüştü. Öylece durdular, uzunca bir süre birbirlerine bakarak. Papazın sesi bakışlarını kopardı.

Scully, gayri ihtiyari , diğer yaşlılarla beraber duaya katılıyordu ama konsantre olamıyordu. Sanki bu cenaze töreni sadece Samantha’nın değil, aynı zaman da kendisininmiş de gibi geliyordu. Mulder’la yolculuğunun sonunu temsil ediyordu bu tören. Mulder’ın, onun hayata olan bağı olduğunu hissetti, en iyi dostu,her şeyi. Devam etmesinin nedeniydi Mulder. Ama şimdi hepsi sona eriyordu. Yavaş yavaş, Mulder’ı , aradığı cevabın, aradığı gerçeğin içinde kaybettiğini hissetti.

“Amin.” diye mırıldandı diğerleriyle hep bir ağızdan. Tabutun toprağa indirilişini izledi ve geçen şu yıllar içinde kendi kardeşi haline gelen bu kız için biriken gözyaşlarını tutmaya zorladı kendini. Sadece Mulder’ın değil, kendisinin de olmuş bu arayış için sınırsız acı duyuyordu. Güle güle Samantha. Güle güle X-Files. Güle güle Mulder.

J. Edgar Hoover Binası 6 Şubat

Mulder FBI binasının içine girdi. Scully’yle beraber Skinner’la yapacakları görüşmeye çoktan geç kalmıştı. Koridorlarda hızlıca yürürken kimse uğursuz Spooky Mulder’a ikinci bir bakış atmaya cesaret edemiyordu. Mulder çenesini ovdu ve acilen bir traşa ihtiyaca olduğunu fark etti. Bir de duş belki, diye düşündü. Son üç günü kendi içinde, kendi acısı ve karmaşası içinde kaybolmuş bir halde geçirmişti. Onu sevdiklerinden ayıran kabuğu kıramamıştı. ‘Sevdiklerim’ Sessizce güldü bu sözüne. ‘Sevdiklerim değil, tek sevdiğim, Scully.’ Şu son birkaç günde onu düşünmüştü. Acaba o X-Files’ı bıraktıktan sonra görüşürler miydi? Bir daha Scully’nin gülümsediğini görebilecek miydi, güldüğünü duyabilecek miydi, dokunduğunu hissedebilecek miydi? Sonraki adım neydi? ‘Bu pislikten nasıl kurtulacağız?’ diye sordu kendi kendine. Onu kaybetme düşüncesi korkutuyordu Mulder’ı. Kalbinin o denli derinlerine kadar, ruhunun o denli uzak noktalarına kadar uzanıyordu ki bu korku, Mulder içinde böylesine bir acının var olduğunu daha yeni fark etti. Kız kardeşinin öldüğünün şok edici keşfi bile, Scullysiz bir hayat yaşamaktan daha iyi görünüyor. ‘O zaman ne bok yemeye X-Files’ı bırakıyorsun,Mulder?’ diye sordu, ‘Bu onunla tek bağın!’ Mulder , Skinner’ın ofisine girerken hislerini bir kenara itti. Kapıyı açtı ve sessizce içeri girdi. Scully’yi görünce aynı anda hem büyük bir mutluluk, hem de derin bir acı duydu. Mutluluk, sevdiği kadını gördüğünden; acı ise bir sonraki hareketinin büyük ihtimalle onu dünyasından kesip atacağı için. Gözleri Scully’ye dikildi. Başını önüne eğmiş, derin düşünceler içinde kucağındaki zarif ellerine bakıyordu. Birden, ölçülemeyecek kadar kısa bir anda, onu bir melek olarak gördü. Onun meleği. Pencereden akan sıcak güneş ışınlarında yıkanmış bir melek. Mulder, onun için hissettiği yoğun sevginin , kalbinin bir melek görmesi mi olduğunu merak etmekten başka bir şey yapamıyordu.

Skinner başını kaldırdı.

“Ajan Mulder,” dedi kısaca, kalkarken. “Bize katılmanıza sevindim. Lütfen oturun.” dedi Scully’nin yanındaki sandalyeyi işaret ederken. Scully, Mulder’ın adının geçtiğini duyunca aniden kıpırdandı ve gözleri buluştu. Mulder gözlerini ayırmadan Scully’nin yanına oturdu. Scully’nin gözlerini içine, ruhunun penceresine baktı ve birçok insanın sevdiği bu kadında göremediği sevgiyi ve şefkati gördü.

Skinner boğazını temizledi. Mulder bir şekilde, gözlerini Scully’nin rahatlatıcı görüntüsünden ayırmayı başardı ve dikkatini Skinner’a verdi.

“Sanırım ikiniz de burada neyi konuşmak üzere toplandığımızı biliyorsunuz.” dedi nedense biraz sertçe. Mulder başıyla onayladı ve Scully “Evet,efendim.” dedi.

“Benim bilmek istediğim, neden?” dedi Skinner soğukça. Mulder yutkundu ve söze başladı.

“Efendim, birkaç gün önce, Ajan Scully’le beraber bir davayı araştırırken, kardeşim Samantha’nın yaklaşık 20 yıl önce öldürüldüğüne ve birinin mezarına gömüldüğüne dair bir iddiayla karşılaştım. Doğru çıktı.”

“Olanların tamamen farkındayım, Ajan Mulder ve kaybınız için üzgünüm.” dedi Skinner ve devam etti. “Ama hala, bunun neden FBI kariyerinizin sonu olması gerektiğini anlayabilmiş değilim.”

Mulder bu soruya hazırlıklı değildi. Skinner’ın ondan kurtulacağına sevineceğini sevineceğini sanmıştı.

“Aslında, efendim, dava çözüldü ve ben X-Files’ta daha fazla çalışmayı istemiyorum.” Skinner tatmin olmuş görünmüyordu, Mulder da devam etti. “Yükümlü olduğum işlerde tam kapasitede hizmet verebileceğime duygusal yönden inanmıyorum. Ve diğerlerinin hayatlarını tehlikeye atmak istemiyorum.” Skinner bakışlarını indirdi. Mulder hassas bir noktaya dokunduğunun farkındaydı.

“Ajan mulder, bunun büro için büyük bir kayıp olduğunu bilmelisiniz.”

‘Kayıp’ diye güldü içinden Mulder. ‘Şu 5 lanet yıl içinde o heriflerin yapmaya çalıştığı benim kaybolmamdan başka neydi?’ diye düşündü.

“Evet, efendim, ama söylediğim gibi, X-Files’ta kalmayı istemiyorum.” diye cevap verdi. Skinner endişeli endişeli başıyla onayladı. Sonra da hala kucağına bakan Scully’ye döndü.

“Siz, Ajan Scully? Siz FBI’da kalıyor musunuz?” diye sordu acı içinde. Scully başını kaldırdı ve “Hayır efendim.” dedi. Mulder başını hızla Scully’ye çevirdi. ‘Hayır mı?!’ diye düşündü. ‘Seni salak!’ dedi kendi kendine, ‘Gerçekten X-Files’ta kalacağını mı umdun? Böylesine tehlikeli, zor ve nankör bir işe tek başına devam edeceğini gerçekten düşündün mü? Seni aptal, Mulder!’ İşte tam o anda hissetmeye başladı. Sanki Scully ondan uzaklaşmaya başlamıştı, hatta yanında değil de odanın uzak bir köşesindeymiş gibi görünüyordu. Mulder, Scully’nin hızla uzaklaşmaya başladığını hissetti, parmaklarının arasından kayan kumlar gibi.

Skinner kızmışa benziyordu. “Hayır?” diye sordu.

“Hayır.” diye tekrarladı Scully. “San Diego’dan bir iş teklifi aldım, yerleşene kadar bir süre abimin yanında kalacağım.”

Mulder derinden derine inledi. ‘Bill Jr.’ diye düşündü. ‘Harika!’ Mulder bunu üzerinde fazla durmadı yine de. Sadece saniyeler sonra ezici bir ağırlığın kalbine bastırdığını hissetti. Yo, sadece kalbine değil, ruhuna da. Varlığından hiç haberdar olmadığı bir derinliğin acısıyla dolmaya başladı. ‘Onu kaybettim.’ dedi içinden. Kumların parmaklarının arasından kayıp gitmesine izin vermişti ve şimdi hepsi bitmişti.

Skinner içini çekti.

“O zaman” dedi “Benim yapabileceğim bir şey yok gibi görünüyor. Bunu mesleki bir kayıptan fazla gördüğümü bilmenizi isterim.”

Scully tekrar bakışlarını indirdi. Skinner ayağa kalktı, Mulder ve Scully de hemen ardından kalktılar. Mulder ileri çıkıp Skinner’ın elini sıktı. Skinner da onu tam olmasa da kucakladı.

“İyi şanslar,Mulder.” dedi arkadaşça. Scully Mulder’ı takip etti ve Skinner onu da kucakladı. Ama Scully’nin narin yapısından dolayı ona daha nazikçe sarıldı.

Mulder gözyaşlarını tutmak için büyük bir savaş veriyordu. ‘Oh, Tanrım,’ diye düşündü, ‘Bu mu? Bu, elveda mı? Onu şimdi terketmek zorunda mıyım?’ Scully ona doğru yaklaştı.

“Mulder?” diye sordu hafifçe.

“Evet?” diye sessizce cevapladı Mulder.

“San Diego’ya yarın sabah hareket ediyorum.” Mulder inildedi, Scully devam etti. “Beni havaalanına bırakabilir misin?”

“Tabii ki” diye cevap verdi Mulder.

“Sağol Mulder. Sabah 9’da almaya gel o zaman.” Hafifçe Mulder’ın kolunu sıktı ve uzaklaştı.

Mulder biraz olsun rahatlamıştı. ‘Son bir gün, yegane son bir gün daha’ diye düşündü. ‘Scully’ye, tüm dünyama nasıl güle güle diyeceğimi düşünmek için son bir gün daha.

*____*

Sonraki gün Scully son kalanları da paketledi. Bavullarını kapattı ve Mulder’ı beklemeye başladı. Sadece iki kısa saat sonra en iyi dostundan, tek aşkından ayrılacağını düşündükçe tüyleri diken diken oluyordu. ‘Bitmeyen tehlikelerle, delice davalarla, kanserle, kaçırılmalarla ve şimdi de anlamsız arayışlarla geçen 5 yıl ve tüm elimde kalan kırık bir kalp’ diye düşündü. Sessizce lanet okudu kendine. ‘Bu doğru değil’ diye karşı çıktı kendine, ‘Ruhunun eşini buldun.’ “Evet” dedi yüksek sesle “Sonsuza kadar terketmek üzere olduğun ruh eşini.”

Mulder’ı bu durumda görmek dayanılır gibi değildi. San Diego’ya gidiyor olmasının bir nedeni de bu sayılabilirdi. Onu bu halde görmeye dayanamıyordu. Bir tarafı onu Mulder’ı öylece bırakıp gidecek kadar ilgisiz olmakla suçluyor, diğer tarafı da insanın doğal kaçma eğilimini gösteriyordu. Üzüntüden kaçıp kurtulmak. Acıdan ve adaletsizlikten kaçıp kurtulmak. Kapının hafifçe vurulduğunu duydu, kalktı ve kapıyı açtı.

“Merhaba Mulder.” dedi yavaşça.

“Hey Scully” d,ye cevapladı Mulder, gülümsemek için acısıyla savaşarak. “Bavulların için yardıma ihtiyacın var mı?” Scully yarım bir gülümseme fırlattı bu lafına.

“Ne o, büyük erkek, küçük kadına yardım mı edecek? Ben hallederim Bay Maço!”

Mulder hafifçe kıkırdadı.

“Benim Scully’min hiçbir olası şey için yardımımı istemeyeceğini bilmeliydim.”

Scully, bir ‘kapa çeneni yoksa kıçına tekmeyi basarım’ bakışı fırlattı ve Mulder gülümsedi. Scully de karşılık verdi bu gülümseye ve bir an için sanki eskisi gibi bodrumdaki ofiste bir dava üzerinde tartışıyorlarmış gibi geldi. Ama ikisi de birden gerçeğe döndüler, bodrumdaki ofiste değil, yeni bir geleceğin ufkunda olduklarını fark edince, üzüntü yüzlerini kapladı.

“Eh, gitsek iyi olur.” dedi Scully sessizce, zorlanmış bir mutlulukla. İkisi de birer bavul aldı ve daireden çıktılar. Scully eşikte bir an durup, son bir kez daha baktı içeriye. Mulder gitmeleri gerektiğini hatırlatmak için hafifçe omzuna vurdu.

Merdivenlerden inerken Scully Mulder’a baktı.

“Nasıl gidiyor?” diye sordu.

Mulder bu sorudan görünür bir şekilde irkilmişti.

“İyi” dedi zorla bir gülümsemeyle. Scully şaşırdı buna. ‘Neden bana yalan söylüyor?’ diye düşündü. ‘Belki de söylemiyordur, belki de gerçekten iyidir.’ dedi kendi kendine. ‘O zaman bu, bana niye bu kadar acı veriyor?’ Son sorusunu cevaplayamadı.

Mulder’ın arabasına bindiler ve havaalanına doğru yola çıktılar.

*____*

Havaalanı her zamanki gibi kalabalıktı ve Mulder’la Scully insan kümelerinin arasından ilerlemeye çalışıyorlardı. Bir şekilde, rekor denilebilecek bir sürede bagajı yetiştirmeyi başardılar. Scully ordaki sandalyelerden birine oturdu, Mulder da yanına.

“Vav, Mulder çok kısa sürede bitirdik.” dedi Scully şaşırmış bir şekilde.

“Harika bir takımız.” dedi Mulder üzgünce. Scully kucağına baktı. “Evet.” dedi sessizce. İkisi de bir an için sustu. Mulder girişi işaret ederek “İnsanlar sıraya girmeye başlamış.” dedi. Scully başını kaldırdı ve kapıların etrafında toplanan insanları gördü. Ayağa kalktı ve yanında taşıyacağı çantaları aldı. “Şey” dedi. Mulder da kalktı ve kapılara doğru yürümeye başladılar. Yarı yolda Scully durdu, sıraya girmedi, giremedi. Mümkün olan her anı Mulder’la geçirmek istiyordu.

“Scully az önce öyle söyledim,çünkü gerçekten öyle düşünüyorum.” dedi Mulder aralarındaki sessizliği kırarak.

“Ne?” diye cevap verdi Scully.

“Biz harika bir takımız,Scully ve ben ,ımm” Mulder, elini saçları arasında gezdirdi. Scully mulder’ın gözlerinde parlayan yaşları görebiliyordu.

“Ben seni gerçekten özleyeceğim, Scully. En iyi dostumsun. Sen,.., sen benim için her şeysin.” dedi Mulder ve durdu. Kontrolünü toplamaya çalışıyordu. Scully de en az onu kadar zorlanıyordu.

“Bu beni için çok şey ifade ediyor,Mulder. Tüm dünyadaki en iyi dostum sensin. Seni tüm kalbimle özleyeceğim.” Mulder’ın yüzüne bakınca, onun ferahlama ve inanılmaz bir acı arasında parçalandığını gördü. Uçağın kalkmak üzere olduğu anons edilince ikisi birden başlarını çevirdiler. ‘İşte,’ dedi, ‘İşte şimdi Mulder’a güle güle demek zorundayım ve ne yapacağım hakkında hiçbir fikrim yok.’ Yaş dolu gözlerin son kez buluştu. Hızlı ama yumuşak bir hareketle Mulder Scully’i kollarına aldı, çenesini hafifçe başının üstüne koydu. Scully iyice Mulder’ın göğsüne sokuldu, sıcak gözyaşları yanaklarından süzülüyordu. ‘Bu adil değil!’ dedi içinden, bir hıçkırıkla. Yenisiyle karşılaştırılınca eski dünyası mükemmel görünüyordu. Önündeki birkaç saniyeyi düşününce, geçmişte her şeye sahip olmuş gibi geliyordu. Mulder’layken mükemmel derecede mutluydu. Her şeye sahiptiler, ikisi de birbirlerine inanmıştı ve derinlerde bir yerlerde, birbirlerini gerçekten sevmişlerdi. Her türlü inanılması güç, bazıları inanılmaz şeylerle karşılaşmış, yine de hayatta kalmışlardı. Dostlukları hep büyümüştü. Her ne kadar itiraf etmemiş olsalar da aşkları da hep büyümüştü. ‘Söylemek istediğim o kadar çok şey var’ diye düşündü Scully, ‘ama nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum. Oh, Tanrım, eğer yapabilseydim yapardım, ama yapamıyorum.’ Mulder’ın gözyaşlarının başına düştüğünü hissedince, kendininkiler de hızlandı.

Bütün istedikleri birlikte mutlu bir hayattı. Tüm istekleri X-Files’ta bir kariyerdi, gün be gün onları bir araya getiren bir kariyer. Tüm istedikleri birbirlerini sevmekti ama bu sade isteklerine müsaade edilmiyordu. Saniyeler dakikalara dönüştü orda birbirlerini bırakmak istemeden dururlarken. İkisi de, şu geçen yıllar boyunca beraber sahip oldukları her şeyi bırakmak üzere olduklarını biliyordu. Görevli son kalkış anonsunu yaptı. Scully yavaşça, hiç istemediği halde Mulder’ın güçlü kollarından ayrıldı. Gözlerine bakınca ona her şeyi, ona olan aşkı hakkındaki her şeyi söylemek istedi, ama ağzını açınca hiç ses çıkmadı ve anladı ki , her şey bitti.

Mulder , yüzünü elleri arasına aldı ve alnını kadifemsi bir yumuşaklıkla öptü. Yüzü çoktan gözyaşlarına boğulmuştu.

“Güle güle Scully.” dedi ve sesi koptu. Scully’se hala konuşacak gücü bulamıyordu Uzandı, Mulder’ın ellerini tuttu ve hafifçe sıktı. Gözlerine bakınca yeni yaşların aktığını gördü.

“Güle güle” diye fısıldadı. Geri çekildi ve kapılara doğru döndü.

Mulder’ın kolları ağırlıklar gibi iki yanında sallanıyordu. Başı önündeydi ve tekrar kaldırmak için tüm gücünü harcadı. Meleğine son bir kez daha bakmaya ihtiyacı vardı. Sevgili Scully’sine .Scully köşeyi dönmeden hemen önce baktı Mulder. Scully döndü ve narin ellerini yaşlarla kaplı yüzüne götürüp bir öpücük üfledi. Tekrar döndü ve duvarın arkasında kayboldu. Mulder son anlarını tekrar tekrar oynattı aklında, son dakikalarının hiçbir saniyesini unutmak istemiyordu. ‘Şimdi sahip olduğum tek şey anılar.’ diye düşündü.

Bir yabancı ona döndü. “Kız arkadaşın mı?” diye sordu. Mulder bakışlarını adama çevirdi.

“Hayır” dedi. “O benim hayatımdı.”

Adam omuzlarını silkti ve yoluna devam etti. Mulder hala şok içinde , olduğu yerde duruyordu. ‘O benim hayatımdı ve şimdi ona elveda dedim.’ diye düşündü. Son bir haftada çok fazla elveda. Elveda Samantha. Elveda sevgi. Elveda hayat. Elveda Scully. Elveda.

3. Bölüm – Meleğin Kollarında

Dana Scully ıslak saçını taradı, bir kazak ve kot pantolon giydi. Abisiyle eşinin kalması için verdiği odaya şöyle bir göz gezdirdi ve içini geçirdi. Tüm nezaketlerini rağmen burası hala ev değildi ve hala burda olduğundan mutlu değildi. Neşesini engelleyen şeyi biliyordu. “Mulder’la değilim.” diye fısıldadı. ‘Üstesinden geldin, Dana.’ dedi bir ses içinden, ‘İşinden, evinden ve şimdiye kadar gerçekten sevdiğin tek adamdan kaçtın ve hala nefes alıyorsun.’ ‘Ama niye bu kadar yalnız hissediyorum? Bu kadar soğuk?’ diye karşı çıktı. İçinde onu kemiren bir şey vardı. Israrlı, rahatsız edici ve acı veren bir şey. İnanılmaz bir suçluluk duygusu. Bir kenara itmeyi denedi bunu , başka şeylere konsantre olmayı, unutmayı denedi ama yapamadı. Aklı hep, Mulder’la beraber olduğu zamanların görüntülerinin baskınına uğruyordu. Küçük şakalarla eğlendikleri ya da sevgi dolu anlamlı bakışlar paylaştıkları mutlu zamanların ve Mulder’ın kollarında olmaya izin verdiği ve gerçek hislerini gösterdiği üzücü zamanların. Ve son anlarının. ‘Niye kendine bunu yapıp duruyorsun, Dana,’ diye lanet okudu kendine. ‘Niye o anılarda yaşıyorsun hala?’ Dana niyesini biliyordu. Mulder’ın sarılmasının, gülmesinin, sevgisinin anıları ona korunuyormuş hissi veriyordu.

“Dana, yemek hazır.” Bill Scully’nin sesi yukarı kata kadar gürledi.

“Geliyorum.” dedi Scully ve tekrar düşüncelere daldı. ‘Tanrım, Dana,’ dedi içinden ‘O muhteşem hatırlamaya izin verirsen, nasıl unutacaksın onu?’ Derin bir nefes verdi. Yavaşça aşağıya inerken onu nasıl unutacağını bilmediği gerçeğini kabul etti.

*____*

Mulder dairesinde oturmuş, sehpanın üzerindeki silahına bakıyordu. İçindeki savaş tüm şiddetiyle devam ederken, gözleri siyah metale kitlenmişti. ‘Al şunu ve yap!’ diyordu içinden bir ses, ‘Geriye bir şeyin kalmadı. X-Files gitti, Samantha gitti, şimdi de Scully gitti. Yaşamak için bir amacın kalmadı.’ Ama içinde endişe dolu bir taraf vardı, belki hala bir ümit vardır diyen ve tetiği çekmemesini söyleyen bir taraf.

“Lanet olsun!” diye bağırdı ve silahını sehpadan aşağıya itti. Silah sert ahşap zemin üzerinde kaydı ve duvara çarptı.

“Kiminle dalga geçiyorum ben?” dedi odanın içinde dolanırken. “Hiçbir şeyim yok, en çok sevdiğim insanların hayatlarına acıdan başka bir şey getirmedim.” Şiddetle kapıya yaslandı. Annesi, kız kardeşinin haberini duyduğundan beri daha çok içine kapanmıştı. Annesini böylesine bitap görmekten nefret ediyordu. ‘Lanet olsun , Fox, kız kardeşinin ölümü ilk başta senin suçun!’ dedi kendi kendine. ‘Bir şeyler yapmalıydın.’ Ama yapmamıştı. Ve şimdi biricik kardeşi ölüydü, 20 küsur yıldan beri. Yere yığıldı ve tüm düşünceleri Scully’ye yöneldi. Hayatının ışık kaynağına. ‘Tanrım, ona çektirdiğim o kadar acı’ diye mırıldandı yüzü buruşurken. ‘Seni pislik!’ dedi içinden, ‘Hayatına kederden başka bir şey sokmadın. Hayal bile edilemeyen tehlikeler, acı dolu davalar, kanser ve ölüm, hepsi senin aptalca araştırman uğrunaydı.’ Başını önüne eğdi. ‘Hepsi senin hatan, Fox. Senin yüzünden kanser oldu, senin yüzünden kaçırıldı ve senin yüzünden kız kardeşi öldürüldü.’ Tekrar başını kaldırdı. ‘Peki ya iyi zamanlar?’ diye düşündü. Doğum gününde kartoplarını ortaya çıkarttıklarında Scully’nin yüzündeki neydi peki? Mutlu görünüyordu. Peki ya kendini senden başkası için tehlikeye atmayacağını söylediği zaman? Belki de seni,senin onu sevdiğin kadar seviyordur. Mulder bu anılara gülümsedi ve ayağa kalktı. Banyoya gitti, yüzünü yıkadı. ‘Eğer seni seviyorduysa, niye terketti?’ Mulder bu sorusunu cevaplayamadı. Aynadaki görüntüsüne odaklanınca, sular damlayan yüzünü gördü. Geldiği durumdan nefret ediyordu ve şu değersiz hayatına bir son vermenin vakti gelmişti.

Tekrar oturma odasına gitti ve silahı yerden aldı. Gözyaşları yüzünden akmaya başlarken, silahı sessizce şakağına kaldırdı. İşkence dolu dakikalar boyunca öylece durdu, ta ki silahı indirene kadar.

“Ondan özür dilemeden yapamam.” dedi yüksek sesle. Bir elinde silah, telefonu kaldırdı ve numarayı çevirdi.

*______*

“Ve ne olduğuna asla inanamazsın...”dedi Bill Scully bir kahkaha arasında. Scully de abisinin lafına isteksizce yarım yamalak güldü. Yemeğiyle oynuyordu, çünkü yemeye takati yoktu. Aklı başka yerdeydi. Abisinin sofrasında değildi, Washington’da ,FBI binasındaki ofiste Mulder’la beraberdi. Telefon çaldı, abisinin eşi bakmak için kalktı.

“Dana,” dedi Bill gülümseyerek, ama cevap gelmeyince gülümsemesi silindi.

“Dana hey? Dünyadan Dana’ya.” Scully birden sıyrıldı düşüncelerinden.

“Oh ,afedersin Bill.” dedi yere bakarak.

“Dana her şey yolunda mı?” diye sordu Bill, rahatlatmaya çalışarak. Ama rahatlatmak Bill Scully’nin yapabildiği bir şey değildi.

“Evet, iyiyim.” dedi Scully çatalını tabağının yanına koyarken.

“Dana.” Bill’in eşi yemek salonuna girdi. “Telefon sana.” dedi telefonu tutarak. Scully ayağa kalktı.

“Kim?” diye sordu şaşkın şaşkın.

“Bir adam. Adının Mulder olduğunu söyledi.” dedi Bayan Scully bir cevap bekleyerek.

Scully’nin kalbi bir an durdu. ‘Mulder mı?’ Abisinin yüzündeki hor görür ifadeyi görünce nefesini tuttu.

“Sağol.” dedi nefes nefese ve telefonu aldı. Mutfağa geçti.

“Mulder?” dedi sessizce ve sabırsızca. Karşı taraf sessizdi.

“Mulder, sen misin?” Scully iyice şaşırmaya başlamıştı. Hiçbir cevap gelmiyordu karşıdan. Bir hıçkırık duyunca nefesini yutuverdi.

“Mulder!” dedi inanılmaz bir endişeyle. “Konuş benimle Mulder, lütfen!”

“Özür dilerim Scully.” diyebildi Mulder en sonunda tamamen ağlayarak. Scully, sesini beğenmemişti, bir şeylerin yolunda olmadığını rahatlıkla söyleyebilirdi.

“Mulder, anlamadım.” Endişesi, diğer uçtan bir hıçkırık daha duyunca iyi büyüdü.

“Mulder, lütfen, ben –“ Mulder sözünü kesti.

“Her şey için özür dilerim. Sana yaptığım her şey için. Tanrım, üzgünüm.” dedi ve durdu, titrek bir nefes çekti içine. “Elveda.” diyiverdi.

Tüm hayat sanki bir süreliğine durmuş gibiydi. Scully nefes alamıyordu, düşünemiyordu, kıpırdayamıyordu.

“Ne?” diye fısıldadı.

“Elveda.” dedi Mulder tekrar. “Elveda.”

“Hayır.” diye fısıldadı Scully, “Hayır Mulder, dinle beni. Olabildiğince çabuk orda olacağım, belki birkaç saat alır ama orda olacağım.” Gözyaşları nehir gibi akıyordu gözlerinden. “Mulder, ben gelene kadar hiçbir şey yapmayacağına söz ver. Söz ver, Mulder!” dedi titreyerek.

“Söz.” dedi Mulder sonunda.

“Orda olacağım.” dedi ve hat kesilene kadar bekledi. Mutfakta öylece donmuş bir halde dururken, düşmek üzere olan yaşlarla savaştı. En sonunda kendini topladı ve ön kapıya doğru yürümeye başladı. Arabasının anahtarlarını kaparken “Bill!” diye bağırdı.

“Dana ne var?” Bill ve karısı yemek odasından çıktılar.

“Mulder.” dedi. Bill, Mulder’ın adını duyunca gerildi.

“Çok büyük tehlikede ve olduğunca çabuk ona ulaşmam lazım.”

“Ben montunu alayım.” dedi Bayan Scully biraz tereddüt ederek.

“Sağol.” dedi Dana müteşekkir ir halde.

“Hayır, gitmiyorsun!” dedi Bill gözlerini Dana’ya dikip. Dana başını kaldırdı, konuşamadan, yüzü şaşkınlık ve öfkeye bürünmüş halde bakakaldı.

“Neden hayır, Bill?” diye sordu karısı, o da şaşırmıştı.

“Hiç kimse hiçbir yere gitmiyor.” dedi Bill yavaşça.

“Pardon?!” diye parladı Scully. “Sen bana neyi yapıp neyi yapmayacağımı söyleyemezsin.”

“Ona gitmiyorsun, Dana.” dedi Bill sertçe. Scully kapıya uzandı ama abisi öbür kolunu tutup onu döndürdü.

“Bill bırak beni!” dedi Scully aynı sertlikte.

“Onun kıçını bir daha kurtarmak için ülkenin öbür ucuna uçmana izin vermeyeceğim!” diye bağırdı Bill.

“Beni dinle!” diye bağırdı Scully, “Mulder kafasında bir silahla evinde duruyor. Durumun aciliyetini anlamıyor musun?Ölebilir!”

Bill, Scully’nin kolunu daha da sıkmaya başladı.

“Sen kanser olduğunda orda mıydı? Missy öldüğünde orda mıydı, ha?” Scully abisinin dediklerine inanamıyordu. “Orda değildi, Dana. Bırak ölsün!” diye püskürdü Bill.

Scully’nin gözleri inanamamazlıktan deliye döndü. Abisine doğru dönüp tam yüzüne bir tokat attı. Bill, kolunu bıraktı, inanamayan oydu şimdi.

“Seni kalpsiz pislik!” diye bağırdı Scully. “Sana inanamıyorum, benim üzerimde hiçbir kontrolün yok ve ona gitmeme engel olamayacaksın.” dedi ve kapıyı açtı. “Bir kez kaçtım ondan, ama bir daha yapmayacağım, hele de bana en çok ihtiyacı olduğu zaman asla.”

Kapıyı arkasından çarpıp çıktı. Arabaya biner binmez titreyerek anahtarı kontağa soktu ve havaalanına sürmeye başladı. Aklı, düşüncelerden ve duygulardan bir hortuma dönüşmüştü. ‘Oh, Tanrım, ölmesine izin verme.’ diye yalvardı. Onun için dua ettiği son zamanı hatırladı, motel odasında, dünyalarını parçalayan o haberi almadan hemen önce. İşte o gece her şeyi değiştirmişti.

Scully bir kavşakta durdu, ışığın yanmasını beklerken derin düşüncelere daldı. ‘O kadar canımı yakıyor ki bu.’ diye düşündü. ‘Nefret ediyorum bundan, çünkü şu son 4 yılda Samantha benim kendi arayışım haline geldi, daha do çok nefret ediyorum, çünkü Mulder’ı kaybettim.’ Ve birden kafasına dank etti. Mulder’ın Samantha’nın ölümü ve X-Files’ı kaybetmesi yüzünden on kat fazla acı çekiyor olduğunu anladı. Scully’nin onu terketmesinin de acısını çekiyordu ve gidecek bir yeri yoktu, ya da sığınacak bir ailesi. Sadece Scully vardı. ‘ve ben onu terkettim.’ diye fısıldadı Scully.

Yeşil yanar yanmaz gazladı.

“Dayan Mulder!” diye fısıldadı, “Yalvarırım dayan.”

*____*

Mulder telefonu yerine koydu. Silah hala elindeydi. ‘Geri geliyor.’ diye düşündü, ‘Meleğim bana dönüyor.’

Tekrar silaha baktı, ürktü ve masanın üzerine attı.

‘Tanrım’ dedi kendi kendine,’ Ne oldu bana böyle?’ Birden ölüme ne kadar çok yaklaştığını anladı ve korkmaya başladı. Kapıya doru çömeldi, ileri geri sallanmaya başladı. Korkmuş gözlerle , bir çocuğun gözleriyle silaha baktı. Hayatında daha önce de üzüldüğü, yıkıldığı zamanlar olmuştu , ama intihara hiç bu kadar yaklaşmamıştı. Ürperdi. Aklı ‘peki ya’ larla dolup taşıyordu. ‘Peki ya tetiği çekseydi? Peki ya Scully’yi aramasaydı? Peki ya Scully intiharın eşiğinde olduğunu anlamasaydı?’ ‘O zaman şimdi ülkenin bir ucundan buraya uçuyor olmazdı.’ dedi kendi kendine. ‘O zaman bana geliyor olmazdı.’ Donakaldı.

“Peki ya hiç gelmiyorsa?” diye fısıldadı. ‘Tanrım, lütfen yapsın.’ diye dua etti. Kendinden korkuyordu, yapabileceklerinden. Bu depresyonun duyularını alt etmesinden ve Scully’nin geç kalmasından korkuyordu. Oturdu ve dua etmeye başladı, Scully’nin, kederi tekrar büyümeden kurtarmaya gelmesi için. Otururken dakikalar saatlere dönüştü ve yavaş yavaş haftalardır içine kaybolduğu karanlığa doğru ilerlemeye başladı. Kederi kanına, beynine, bilinicine işlemeye başlamıştı. Gözleri bir saat aramak için yükseldi, amam onun yerine silaha takıldı. Silahı avucunda hissedene kadar ayakta olduğunun farkına varmadı.

“Hayır!” diye bağırdı geriye kalan azıcık muhakeme gücüyle. ‘Belki hala yetişebilir!’ Bir gözyaşı yanağından aşağıya yuvarlandı.

“Yalvarırım acele et Scully!” diye fısıldadı.

*___*

Scully tanıdık koridorları koşarak geçti. Washington’a bir önceki uçuşa yetişememişti. Bu da, sonsuz gibi görünen yolculuğu boyunca endişelenecek bir sürü şey getirmişti beraberinde. ‘İyi mi?’ diye sordu kendine defalarca. ‘Dayandı mı?’

Mulder’ın katına çıktı. Koridorda koşarken o kadar derin düşüncelerdeydi ki, az daha Mulder’ın kapısını geçiyordu. Kendini anca durdurabildi ve aceleyle kapıyı çaldı. Bekledi. Kimse cevap vermedi.

“Mulder?” diye çaldı kapıyı tekrar, bu sefer daha kuvvetlice. Hala cevap yoktu. ‘Lütfen Tanrım, hayır!’ diye fısıldadı gözyaşları boşalmaya başlarken, ‘Lütfen, çok geç olmasın!’

“Mulder!” diye bağırdı. Kapıya daha sertçe vurdu ama hala cevap yoktu. Kapının tokmağına sarıldı. Kilitli olmadığını görünce , aynı anda hem rahatladı, hem de korktu.

“Mulder” diye seslendi yavaşça. İçerde hiçbir lamba yanmıyordu, gözlerinin alışmasını dileyerek etrafa bakındı. Gözleri alışınca, kapıya çömelmiş bir halde gördü Mulder’ı. Elinde bir şey parlıyordu. Mulder’ın bir silah tuttuğunu farkedince nefesini yuttu.

“Mulder!” diye hafif bir çığlık attı ona doğru koşarken.

Mulder başını kaldırdı, Scully’i görünce gözleri büyüdü. Ardından silaha baktı ve odanın bir ucuna fırlattı onu. Scully yanına geldiğinde, Mulder’ın yüzü buruşmaya ve nehir gibi gözyaşları akmaya başlamıştı. Scully de sessizce ağlamaya başladı.

“Mulder, burdayım.” diye fısıldadı. Bir kolunu kalmasına yardım etmek için belinin etrafına doladı.

“Özür dilerim.” diyip duruyordu Mulder defalarca, “Çok özür dilerim.”

Scully, onu kanepeye kadar götürdü ve oturmasına yardım etti. Sonra da önüne dik çöküp ellerini ellerine aldı. Aniden, ikisinin yine aynen böyle durduğu zamanı hatırladı. Çok önce değildi, Mulder’ın, haberi verdiği zamandı, dünyalarının parçalandığı zaman. ‘Bu sefer öyle olmayacak!’ diye düşündü. ‘Burda son bulmamıza izin vermeyeceğim!’

“Mulder, ne için özür diliyorsun?” diye sordu nazikçe.

Mulder başını kaldırdı, Scully’nin sıvı mavi gözlerine baktı, aynen Samantha’yı bulduktan sonra yaptığı gibi. Onları yine endişeyle dolu buldu, ama bu sefer üzüntüsünün maskesine rağmen bir şey daha gördü. Sevgiyi gördü gözlerinde.

“Her şey için özür dilerim.” diyebildi nihayet, “Hayatına getirdiğim bütün acılar için özür dilerim.” Scully’nin gözleri büyüdü, duyduklarına inanamıyordu.

“Mulder, sen –“ Mulder bitirmesine izin vermedi.

“Hayır Scully, sana yükten başka bir şey olmadım.” Titreyerek bir nefes aldı, “Bana karşı çok iyiydin. Gün be gün, aslında hiç de zorunda olmadığın halde arayışımda yardım ettin bana. Kimsenin bana dönüp bile bakmayacağı zamanlar benimle ilgilendin. Kendimi hayatta hissettirdin. Hayatımın bir şeylere değer olduğunu hissettirdin.” Başını önüne eğdi, “Senin inançların bana güç verdi.” Mulder devam ederken Scully’nin gözleri yaşlarla dolmaya başladı. “Ama ben, hayatına acıdan başka bir şey getirmedim.” dedi Mulder, yeni yaşlar yanaklarından süzülmeye başladı. “Özür dilerim, sana yaptığım her şey için özür dilerim. Yıllar önce beni bırakmalıydın, ama benimle kaldın. Anlamıyorum ama bırakmadın beni. Benim yüzümden kanser oldun, akıl almaz tehlikelere katlandın ve hatta ailenden birini kaybettin.” Hıçkırdı ama devam etti, “Sana zarar vermeyi hiç düşünmedim. Senin acını görmeyi hiç istemedim. Bırakıp gitmek için her türlü hakkın vardı, ama bu kadar çok sevdiğin birinin gitmesine izin vermek çok zor.”

Scully gözyaşlarını kontrol etmeye çalışıyordu. Mulder’ın ellerini tutarken kendi elleri titriyordu.

“Mulder,” dedi, titreyen sesine rağmen sert görünmeye çalışarak, “Hayatıma acı filan getirmedin. O kadar fazlasını getirdin ki. Umut getirdin, neşe getirdin ve en önemlisi,” dedi, gözyaşlarını tutmaya çalışarak öksürdü, “Sen bana sevgi getirdin.” Mulder başını kaldırıp Scully’ye baktı. Scully, ellerini Mulder’ın omuzlarına koymuş, gözlerini gözlerine kitlemişti.

“X-Files’a atanmak başıma gelen en iyi şey.” Gözünden bir yaş kaçtı. “Çünkü bana seni getirdi.” Ona yaklaştı ve iyice sarıldı. “Seni bıraktığım için özür dilerim. Senin acından o kadar korkmuştum ki ben. Seni acı çekerken görmeye dayanamıyordum. Ve kaçtım.” dedi ve durdu. “Hayatımın en büyük hatasıydı.” Gözleri karşılaştı.

“Ve şimdi, seni bir daha asla bırakmayacağım.”

Mulder tüm gücüyle sarıldı Scully’ye. İçine çekti, gözyaşlarının, saçlarına düşmesine izin verdi. İşte olması gereken buydu. Yeniden meleğinin kollarındaydı. Scully’nin çenesini yukarı doğru kaldırıp, aynı birbirlerine veda ederkenki gibi kadifemsi bir yumuşaklıkla ptü onu. Ama bu sefer, bir sondan ziyade yeni bir başlangıcı simgeliyordu bu.

Tekrar birbirlerinin kollarına düştüklerinde Mulder, ruh eşiyle aralarında hiçbir zaman bir son olmayacağını anladı, sonları hiç gelmeyecekti. Birbirlerine sıkıca sarıldılar, kalpleriyle, sevgileriyle. Ve bir daha hiç bırakmadılar.



TheXFiles-TR isminin kullanım hakları İzmir 14. Noterinden alınan belgeyle sayfamız adına kayıt altına alınmıştır. TheXFiles-TR isminin başka kişi,kurum ve Internet siteleri tarafından kullanılması yasaktır. Site içerisinde yer alan tüm haber, metin, ve diğer içerik thexfiles-tr.net 'e aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) izinsiz kullanılamaz. Sitemizin Beyin Atölyesi, Fanfic, Fanart bölümlerinde yayınlanan yazı, resim vb. eserlerin sorumlulukları, sahiplerine aittir. Alıntı, kopya olduğu anlaşılan eserler derhal silinecektir.

Bu site The X Files hayranları tarafından hazırlanmış, dizinin Türkiye'deki hayranlarına kaynak teşkil etmesi için tamamen amatör sebeplerle oluşturulmuş bir sitedir. 1013 Productions ve 20th Century Fox ile hiçbir bağlantısı yoktur. The X Files ile ilgili tüm haklar, bu şirketlere aittir.

Copyright © 1999-2006 TheXFiles-TR