Derleyen: Berivan Tokem
Öhö, öhö. Sesssss, sessss. Evet, sanırım hazırız. Arkadaşlar
aşağıda okuyacaklarınız 3. Geleneksel X Files Türkiye buluşmasında
yaşanmış gerçek olaylardan derlenmiştir. 18 yaşından küçükler
hemen bu sayfayı kapatsınlar, zira bu yazının içeriği gençlerin
ve çocukların fiziksel ve ruhsal sağlıkları açısından olumsuz
etki yaratabilir. Hade başlayak:
3. yıl, 3. buluşma... İstanbul ve İzmir'den sonra bu sene başkent
Ankara'daydık. Türkiye'nin dört bir yanından Xciler Ankara'ya
akın ettiler yine bu sene. (Gerçekten akın ettiler yani. 24 kişiydik
bi ara. Önceki seneler bu kadar kalabalık değildik. Bunda İstanbul
buluşmasının ilk olması ve İzmir sıcağının etkisi büyüktür mutlaka.)
Bendeniz ve Melis Ankara'ya 3 gün önce gitmiştik. Hem Ankara
tayfasının yükünü biraz hafifletelim, hem de Ankara'yı gezip
iyice tanıyalım diye. Önceden orda olduğumuz için trenle gelen
İstanbul tayfasını sabahın köründe gardan karşılama görevi Ankaralı
olmasak da bize düştü. (Zaten her sene karşılama komitesi aynı
oluyor: Ben, Melis ve Fulden!!) İstanbul tayfası sabah 07:20'de
garda olacağını bildirince güzellik uykumuzdan ödün verdik, sabah
07:00'de organizatörümüz Nigar ve daimi karşılama komitesi olarak
Ankara garında yerlerimizi aldık. Fakat gelin görün ki saat 07:30
oldu, tren hala ortada yok. Trenden gelen telefon saat 08:30
gibi garda olacaklarını bildirdi. Biz de küfrede küfrede 1 saat
daha bekledik milleti. Tren geldi veeeeee... 1 senelik hasret
sona erdi. Herkes aç olduğu için hemen Papazın Bağı'na gidelim
dedik. Fakat dönüş biletini iade etmek isteyen Murat gardaki
eşşek kadar "Bilet İade Gişesi" yazısını görmeyip normal
işlem yapılan gişelerden numara alınca, bi de üstüne üstlük sırasını
kaçırınca bi yarım saatimiz daha orda harcandı. Sonunda Murat
biletini doğru gişeden iade etmeyi başardı ve kahvaltı etmek
için yola çıktık. Papazın Bağı'nda oturmuş gözlemeleri mideye
indirirken trene binmemiş olan Mahmut'u aradık ve gece gara giderken
kaza geçirdiğini öğrendik. Ama durumunun iyi olduğunu söyledi,
biz de rahat bi nefes aldık. Kendisine burdan da geçmiş olsun
dileklerimizi iletiyoruz. Aman abicim bi buluşma için ölmeye
değmez yani. Sen büyüğümüzsün, daha lazımsın bize. ;)) Papazın
Bağı'nda otururken çekeceğimiz film üzerine bayaa bi muhabbet
döndürdük, hatta filmin senaryosunun taslağını orda ayak üstü
yazdık (Ayrıntılar için forumdaki "Arzularımın UFO'susun" başlığına
bakabilirsiniz!!! ). Ruki yine formundaydı. İzmir tayfasına bol
miktarda fesatlık yapacak malzeme çıkardı hiç zorlanmadan. Zaten
fesat olmamamız gibi bi olasılık yoktu. Ruki incilerini bir bir
sıralarken arka planda mekanın ördekleri havuz fantazisi yapıyorlardı.
Onların sesleri ve Murat'ın durup durup masanın diğer tarafına,
Boran'ın yanına, koşmasıyla (öpmek için koşuyor gibi geldi bize)
coşan bizler, Ankara tayfasının yenilerinin şaşkın bakışları
altında geyiğin dibine vurduk. Ama gün gelecek elbet onlar da
alışacaklar bize. Papazın Bağı'nda 100.750.000 TL'lık efsanevi
bi hesap ödedikten sonra filmi izlemek için Freebird Cafe'ye
gittik. Rahat koltuklar yerine arka taraftaki bi yüksekliğe tünemek
zorunda kalmış ve filmi sahne sahne ezbere bilen insanlar olarak
Melis ve ben, doğasından dolayı da Barış enteresan kritikler
yaptık film boyunca. (Özellikle Scully'nin "motor functions"tan
bahsettiği yerde Murat'ın "Scully sistem raporu veriyor" dedikten
sonra durup "motoru bozmuş ya" yorumunu yapması bize
geçici süreliğine mavi ekran verdirdi.) Bi süre sonra da İstanbul
tayfasının yarısı uyuyakaldı. Film bitince cümbür cemaat Nigar'ın
evine Millenium izlemeye gittik. Veee buluşmanın ilk satışı burda
yaşandı. Savurduğum tehdite rağmen bana kulak asmayıp erkenden
kaçan ankara tayfasına mensup kişileri huzurunuzda afişe etmek
istiyorum: Gökmen, Murat, Tufan, Ezgi, Erdem, Nurefsan. Bahsi
geçen kişiler siteye konmuş olan buluşma fotolarında kırmızı
yuvarlak içine alınmış kişilerdir, belirteyim. :)) Nigar'ın evinde
Murat'ı bol bol sinir ettikten, bi rivayete göre ahım tutması
sonucu dizinin en önemli yerinde kablo tv bağlantısını koparttıktan,
kanlı canlı bi şekilde buluşmanın analizini foruma yapmayı deneyip
başaramadıktan sonra yine cümbür cemaat yemek yemeye, ordan da
Fulden'in arkadaşının evinde verilen Garden Party'ye gittik.
Yemek yeme ve Garden Party'ye gitme arasında geçen sürede de
bi GİMA'yı sömürdük bi de LPG istasyonu patlattık. Tam dağıtmaya
başlamıştık ki Nigar, Ruki, Pelin, Elif, Boran ve Oğuz günün
ikinci satışını gerçekleştirerek güzelim ortamı terkedip evlerine
ve otellerine döndüler. Cezalarını ise biz değil, parayı öderken
taksici vermiş zaten. Partide kalmaya karar verenlerin de cezasını
ben verdim. Murat, Melis, Barış üçlüsü beni avutmak, başka bi
deyişle "Güzin ablalık/abilik" yapmak zorunda kaldılar.
Gecenin ilerleyen saatlerinde ütopik bi ortam hakimdi eve. Birbirini
tanımayan insanlar oturup muhabbet ettiler, eğlendiler, güldüler
falan. Sabaha karşı herkes bi yerlerde sızdı kaldı zaten.
Ertesi gün... Yani buluşmanın suyunun çıktığı ikinci gün...
Sabah kalkmakta biraz zorlansak da diğerleriyle Freebird Cafe'de
buluştuk. Biz gittiğimizde millet DVD'den 1. sezonu izlemek için
salona girmek üzereydi. Kapalı alanda kalamayacağımızı anlayınca
ben, Ece ve Fulden Freebird'ün terasında kaldık. Orada ben Ece'nin
salatasından otlanırken garsonun gelip "çatal bıçak getireyim
mi" diye sorması ve masamızın üstünde dolanan küçük sevimli
hamam böceğinden tiksinip ayağa fırlamam üzerine garsonların
yine koşa koşa gelmesi ve böceği öldürme operasyonu düzenlemeleri "bu
mekanın garsonları sürekli bizim masaya mı bakıyor" paranoyası
yaratsa da bunun normalde konuyla alakası olmadığını belirtmek
istiyorum cümlenin sonunda. Millet bölümleri izleyip bitirince
yeniden ikiye ayrılmamız gündeme geldi. Ankara tayfası yine dayanamadı
ve bizleri bırakıp evlerine dağıldılar. Bi grup Millenium izlemek
için Nigar'ın eve doğru giderken (ki Ruki'nin de bu grupla gitmesi
bizde esas amacının dizi izlemek değil, yürümekten kaçmak olduğu
şüphesini uyandırdı) bi grup da Kuğulu Park'a gitti. Kuğulu Park'ta
bişeyler içtikten, Nigar'ın evde dizi izleyenlere arka arkaya
bi sürü çağrı bırakıp manyak damgası yedikten sonra sitemizin
kurucusu yüce insan Oğuz başının etini yememe dayanamadı, masadaki
herkese sadece su ısmarlamakla kalmadı, bütün hesabı ödedi. Kendisine
burdan bi kez daha teşekkürlerimizi sunuyor, gelecek buluşmalarda
da kendisinden aynı performansı göstermesini bekliyoruz. :P Kuğulu
Park ekibi ve Nigar'ın evindeki ekip akşam yemeği için Atakule'de
buluştu. Sevilla'da yemek yerken çevreye buluşma süresinde verebileceğimiz
en büyük rahatsızlığı verdik. Rukivan ve Beriye'nin maceraları
masadakilerin kahkahalarla gülmesine neden olurken, Oğuz'un dayanamayarak "profiturel" yemesi
(evet evet doğru okuyorsunuz, ben yanlış yazmadım. Zira menüde
aynen böyle geçiyordu. Gerçi aynı menüde sosisli pizza da hot
dog olarak geçiyordu ama, neyse.), Ruki'nin yapılan espriler
yüzünden bikaç kez boğulma tehlikesi geçirmesi, Murat'ın ağzı
doluyken "eh be Beri" demesi ve benim bunu anlamam
akşam yemeğinin enteresan noktalarıydı. (Bi de birisi Oğuz'un
Mulder dudaklarıyla duvara yapışarak kuleye tırmanması önerisinde
bulunmuş, ama bu lafı eden yüce insanın kim olduğunu hatırlayamadık,
hatırlayan varsa bi zahmet söylesin, tebrik edecem kendisini
bu güzel laftan dolayı.) Ardından kulenin tepesine çıktık. Film
için çoktan mekan bakmaya başlamış olan Ruki tavanında ayna olan
asansörde bikaç sahne çekilmesini önerse de bunu henüz yapımcıyla
görüşmediğim için kendisine bi yanıt veremedim. Tepede ise zaten
serin olan havanın dondurucu hale geldiğini üzülerek gördük.
X Files Türkiye ekibi soğuktan korunmak için halay çekmek, kuğu
gölü balesi yapmak ve sevgi yumağı oluşturmak gibi çeşitli yöntemlere
başvurdu ve bu teşebbüsler fotoğraf makinalarıyla tespit edildi,
çevredeki insanların garip bakışlarına maruz kalındı, ama ne
olursa olsun Atakule en çok eğlenilen mekanlardan oldu. Oradan
otobüse binmek için yürüyerek aşağıya inildi. Yol boyunca yapılan "Oran" geyiğini
duyan Boran grubun taa önünden arka saflardaki bizlere doğru
gelerek "Efendim??Bana mı seslendiniz?" dedi ve bizleri
gülmekten öldürdü; gün boyunca yapılan aktivitelerden dolayı
çene kaslarının ağrıdığını söyleyen Ruki fesat İzmir tayfasının
dilinden kurtulamadı; Melis ve Ruki çizgilere basmadan aşağıya
kadar inmeyi denediler, ama işin içine arnavut kaldırımı girince
ne yapacaklarını şaşırdılar. Otobüse binerken ise ayrı bi kaos
yaşandı. İstanbul tayfası ve İzmir tayfası ayak üstü vedalaşırken
otobüsteki bi sürü insan garip garip bize baktı. Otobüste gidenlerin
arkasından el sallarken içimiz bi garip oldu. Tüm ekibin bi daha
toplanabilmesi için 1 sene daha beklememiz gerektiği gerçeği
geldi aklımıza. Muhteşem geçen iki günlük buluşma anılarımız
arasında en güzel yerini aldı. Benden bu kadar. Bi buluşmayı
daha böylece atlattık. Yapılan organizasyonda ve geyiklerde emeği
geçen herkese tekrar tekrar teşekkürler. Gelecek sene görüşmek
üzere millet!!!
Bu buluşmada neler öğrendik?:
- Ankara tayfası olay yerinden erken vakitte uzaklaşmaya meyilliymiş.
Kendilerini sitede afişe etme tehditlerime rağmen kaçak olabiliyorlarmış.
- Ankara tayfası beni sitenin ufaklığı olmaktan kurtarma potansiyeline
sahip Tufan ve Murat'ı barındırıyormuş. Aynı arkadaşlar forum
ahalisinden bazı kişilerin yaş kompleksine girmesine neden olabiliyormuş.
(Merak etmeyin kim olduğunuzu söylemeyecem!! :)) )
- Oğuz'unki planlandığı gibi tam saatinde (saat 10'da) kalkmış
ve Oğuz tam 6.5 saat sonra inmiş. Demek ki Ankara-Adapazarı arası
tren yolculuğu bu kadar sürüyormuş. ;))
- Papazın Bağı bi gözlemeye 2.250.000 TL isteyerek ve 24 kişilik
masaya 100.750.000 TL'lık hesap getirerek tüm zamanların rekorunu
kırabiliyormuş.
- Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin yayınladığını düşündüğümüz
bir genelge yüzünden tüm cafelerde ayranın "butter milk" olarak
çevrilmesi bizi dumurdan dumura sürükleyebiliyormuş.
- Pelin İstanbullu olsa da okuduğu şehir olan Ankara'yı bayaa
iyi biliyormuş.
- "Boran" ve "Oran", aslında alakaları olmasa
da kelime bakımından birbirlerini çağrıştırdıkları için çeşitli
yanlış anlamalara neden olabiliyormuş.
- Ruki, cumartesi gecesi aldığı alkolün etkilerini pazar akşamüstü
göstermeye başladığı için laz olduğunu bir kez daha belli edebiliyormuş.
- Sercan ve Ercan ikilisi sessiz ama derinden gitmeyi biliyormuş.
Buluşma boyunca fazla sesleri çıkmayan ikizlerden Ercan, ilk
gün Papazın Bağı'nda çıkardığı tek bi sesle çekilecek filmin
ses efektlerini yapma işini rahatlıkla kapabiliyormuş.
- Melis cumartesi gecesi ayık kalmayı başarabilen tek forum
üyesi olarak beni, Fulden'i, Ece'yi ve ertesi gün Ruki'yi toparlayabiliyormuş.
- Vatan gazetesi fotoğrafçısına poz veren Elif, bizimle Sevilla'da
fotoğraf çektirmeyerek bizi üzebiliyormuş. Gerçi o manyak grupla
aynı karede yer almak istememesi normal ama...
- Nigar hepimize evini açmasının yanında çok güzel bi organizasyon
yaparak iki günümüzü dolu dolu geçirmemizi sağlayıp herkesi memnun
etmenin aslında o kadar zor olmadığını bize gösterebiliyormuş.
- Murat çeneme fazla dayanamama ve Millenium izlerken kablo
tvnin kesilmesinin benim yüzünden olduğu iftirasını atma potansiyeline
sahip bi insanmış.
- Ece sürekli yollarda olup Ankara, Antalya gibi şehirler arasında
bi gün bile ara vermeden dolaşabiliyormuş.
- Bütün ekip bi araya gelse de Atakule'yi yıkmayı başaramıyormuş.
- Galiba iki günün analizi sonunda bitmiş...